Hafta SonuManşet

Kumi Naidoo: ‘Mücadele hiçbir zaman gezegeni kurtarmakla ilgili olmadı.’

Kumi Naidoo yeşil hareketin ırk ayrımcılığı karşıtı hareketten öğreneceği çok şeyin olduğunu söylüyor. Fotoğraf: Ted Aljibe/AFP/Getty Images.

Emma Howard ve John Vidal tarafından Guardian‘da yayımlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Çiğdem Külekçioğlu‘nun çevirisiyle sunuyoruz.

***

Greenpeace halen sömürgeciliğe hizmet etmekle suçlanıyor; ancak Greenpeace’ın görevini yakında devredecek olan Güney Afrikalı uluslararası genel direktörü Greenpeace’ın daha fazla insan odaklı, gücünü insandan alan bir harekete dönüşmesine çalıştı.

Kumi Naidoo yeşil hareketin ırk ayrımcılığı karşıtı hareketten öğreneceği çok şeyin olduğunu söylüyor. Fotoğraf: Ted Aljibe/AFP/Getty Images.

Kumi Naidoo yeşil hareketin ırk ayrımcılığı karşıtı hareketten öğreneceği çok şeyin olduğunu söylüyor. Fotoğraf: Ted Aljibe/AFP/Getty Images.

Kumi Naidoo 2009’da Greenpeace’in uluslararası genel direktörü olması teklif edildiğinde, ağır bir kıtlıkla karşı karşıya kalan milyonlarca Zimbabwelinin dramına dikkat çekmek amacıyla gerçekleştirdiği açlık grevinin 19. günündeydi. Güney Afrika Topluluğu’nun lideri olarak, sadece sıvıyla besleniyor, ıstırap çekiyor ve her geçen saat daha da güçsüzleşiyordu. Dünyanın en tanınmış çevreci örgütünü idare etmek için Amsterdam’a taşınmayı düşünmek için çok da doğru bir zaman değildi.

Ancak 16 yaşındaki kızının tehdidi onu işi kabul etmeye ikna etti. “ Kızım bana dedi ki, ‘Baba, eğer bu teklifi değerlendirmezsen seninle bir daha asla konuşmayacağım.’ 10 gün sonra -ki hala sıvıyla besleniyordum- pes ettim,” diyor Naidoo. “Evet, Greenpeace direktörünün, kızı tarafından yönlendirilmesi gerekti. O benim en acımasız eleştirmenimdir.”

Naidoo şu anda altı yılla sınırlı Greenpeace genel direktörlüğü görevinin sonuna geldi ve doğduğu topraklara, Güney Afrika’ya, dönmeye hazırlanıyor. Onun duruşu, insan hakları, sağlık, gelişme, barış ve güvenlik gibi daha kapsamlı ve birbirinden bağımsız oluşumları ortak hedefte birleştiren konulara karşı genelde fazla dikkat göstermeyen Greenpeace topluluğuna bambaşka bir bakış açısı kazandırdı.

Naidoo “Mücadele hiçbir zaman gezegeni kurtarmakla ilgili olmadı. Gezegenimiz kurtarılmaya muhtaç değil. Eğer onu kendi varlığımızı yok edecek derecede ısıtırsak, gidecek olan biziz: gezegen yine burada olacak,” diyor. “Gezegenimiz insanoğlunun yaptıklarından dolayı yaralı bereli olacak ama insan türünün soyu tükenince, ormanlar kendini toparlayacak, okyanuslar tekrar bereketlenecek. Mücadele, esasında insanoğlunun doğayla uyum içinde yaşamak için bir yol bulup bulamamasıyla; çocuklarımızın ve onların çocuklarının geleceğini korumakla alakalı.”

Naidoo görevi devraldığında, bir çevreci olarak değil de; ırk ayrımcılığına maruz kalmış bir çocuk ve bu ayrımcılığın düşmanı olarak tanınıyordu. Durban’da bir kasabada büyümüş, ergenlik çağında okuldan atılmış ve ırk ayrımcılığı karşıtı harekete atılmıştı. Yıllar sonra, sivil itaatsizlik göstererek olağanüstü hal koşullarını ihlal etmekle suçlanmış, Güney Afrika’yı terk etmeye zorlanmış; Oxford Üniversite’sinde bir eğitim bursu kazanarak iltica etmişti.

Greenpeace’in dışından ve Afrikalı olup en üst düzeyde göreve atanan ilk kişi olduğundan, Naidoo’nun görevlendirilmesi sembolik bir anlam kazandı. Naidoo, örgütü içe dönüklüğünden kurtarabilecek, köprüler kurabilecek, bu uluslararası sivil toplum örgütünün, başkaları adına savaşan gözüpek ve cesur bir topluluktan ziyade insan odaklı, gücünü insandan alan bir hareket olarak şekillenmesini sağlayabilecek kişi olarak görüldü.

Naidoo 2012’de Pechora Denizi’nde, Prirazlomnaya petrol platformuna tırmanırken ve üstünde Rusça “Kuzey Buz Denizi’ni öldürmeyin” yazan bir pankart taşırken eliyle tamam işareti yapıyor. Fotoğraf: Denis Sinyakov/AP

Naidoo 2012’de Pechora Denizi’nde, Prirazlomnaya petrol platformuna tırmanırken ve üstünde Rusça “Kuzey Buz Denizi’ni öldürmeyin” yazan bir pankart taşırken eliyle tamam işareti yapıyor. Fotoğraf: Denis Sinyakov/AP

“Değiştirmek istediğimiz algı şu idi: Greenpeace dünyayı kurtaracak; bizim gibi yürekli ve cesur aktivistlerimiz gelecek, bir eylem gerçekleştirecek, kamuoyununun ateşini fitilleyecek ve böylece değişim gerçekleşecek…” diyor Naidoo. “Bugün mücadeleyi halkla beraber yürütüyoruz; toplumun, farkındalık sorumluluğunu bizim üzerimize yükleyebileceği fikrini kırıyoruz.” Naidoo, yeşil hareketin ırk ayrımcılığına karşı mücadeleden öğrenebileceği çok şey olduğunu söylüyor. “Çevre hareketinin en büyük hatalarından bir tanesi iklim meselesini sadece çevreyle alakalı bir sorun gibi sunması oldu.”

“2009’da Kopenhag İklim Zirvesi gerçekleştiğinde göreve geleli iki hafta olmuştu. Bildiriyi okudum. Dedim ki, ‘Bu yeryüzündeki en savunmasız toplumların ölüm fermanı. O halde neden acilen harekete geçilmiyor? Bu durumun etkilerine maruz kalan insanların renkleri yüzünden mi?’ Irk ayrımcılığına karşı savaşı neden mi kazandık? Çünkü mümkün olan en geniş biçimde ittifak kurduk.

İklim değişikliğinden ilk önce etkilenecek olan insanlara kulak vermeliyiz. En çok bizim gibi ayrıcalıklı insanların sesinin çıkması gerektiğine inanmıyorum. Mücadelemizi savaş halindeymiş gibi vermeliyiz. Güney Afrika’da değişim insanların değişimin mümkün olduğuna inanması ile mümkün oldu. Bugün gittikçe daha fazla insan karbonsuz ekonomiye geçebileceğimize inanıyor. Bardağı taşıracak o son damla henüz düşmedi.”

Ancak insan odaklı bir harekete dönüşmek bir takım özürleri gerektirdi. Greenpeace, Grönland’da küçük boyutlu ancak hayati öneme sahip bir sektör olan balina avcılığına karşı takındığı istisnasız sert tutumu ve Kanada’daki fok avcılığına karşı yürüttüğü kampanya nedeniyle Kuzey Buz Denizi’ndeki yerel halkın en azılı düşmanı haline gelmişti. Daha sonra topluluk yerel halka özürlerini sundu ve ticari amaçla yapılan balina avcılığıyla eskimolar tarafından yapılan arasında bir fark koydu.

Son yıllarda Greenpeace Kuzey Buz Denizi’ne odaklanan hedefine bağlı kaldı. Tüm dünyada, içinde model Kate Moss’tan aktris Judi Dench’e ünlülerin de yer aldığı 7 milyon insanın desteğini alan bir kampanya yürüttü. Eylül ayında, Shell’in bölgede sondaj yapma faaliyetlerini kendisine 4 milyar dolara (2,4 milyar pound) mal olmasına rağmen bırakmasıyla topluluk şimdiye kadar elde ettiği en büyük başarısını kutladı.

Yürütülen kampanyanın bedelleri de oldu. 2013 yılında, Rusya sahil güvenliği Kuzey Buz Denizi’ndeki Greenpeace gemisine çıkarak gemi mürettebatını silah doğrultarak tutukladı. 2 ay boyunca hapiste tutulan aktivist topluluğu Lord Puttnam tarafından beyazperdeye aktarılacak olan özgürlük mücadeleleri sonucu Arctic 30 adıyla tanındı. Naidoo, Rusya’daki mücadele ile ilerleme kararından, her ne kadar bu yüzden geri planda kalmış olsa da, pişmanlık duymuyor.

“Her şeyin muhtemelen yolunda olacağı kanaatindeydim, ama açıkça görülüyor ki Rus politikası değişim göstermiş. Rus Devleti’nin karşılık vereceğini düşünmedim. Bir zamanlar meşhur bir Amerikalı büyükannenin söylediği gibi, eğer omlet yapacaksan biraz yumurta kırmalısın… Aktivistlerin göstermiş olduğu fedakârlık Kuzey Buz Denizi’nin korunması gerektiğini düşünen tüm dünyaya fayda sağladı.

Naidoo Maldivler Çevre Bakanı Mohamed Aslaam ve Güney Afrikalı çevreci aktivist Bobby Peek ile birlikte Durban’da 2011 yılında geçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Toplantıları sırasında düzenlenen bir gösteride. Fotoğraf: Stephane de Sakutin/AFP/Getty Image.

Naidoo Maldivler Çevre Bakanı Mohamed Aslaam ve Güney Afrikalı çevreci aktivist Bobby Peek ile birlikte Durban’da 2011 yılında geçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Toplantıları sırasında düzenlenen bir gösteride. Fotoğraf: Stephane de Sakutin/AFP/Getty Image.

Naidoo şimdi hayatının en büyük iki mücadelesini bir araya getirmek üzere: temiz enerji için yürütülen savaşı, hükümetin 85 milyar dolarlık bir maliyetle karbon ekonomisini yeni jenerasyon nükleer enerji santralleri ile değiştirme planları yaptığı Güney Afrika’ya taşımaya kararlı. Naidoo bu işle ilgili kendilerini bekleyen zorlu görevin ırk ayrımcılığının sona ermesinden beri gerçekleşen en acili olarak tanımlıyor. Greenpeace’in nükleer karşıtı duruşu uzun bir geçmişe sahip.

Greenpeace macerası Naidoo için bitmiş değil. “Greenpeace’teki en değerli ve en onurlu rütbe” olarak tanımladığı gönüllülüğe geri dönecek. Uluslararası Genel Direktör olmadan önce üç yıl boyunca bu rolü üstlenmiş ve en tepede görevliyken bile yıllık izinlerini gönüllü eylemlerine katılmak için kullanmak suretiyle bu pozisyonunu bırakmayı reddetmişti. Gülümsüyor, belli ki rolünü sevmiş.

2011’de tazyikli su fışkırtma aracına ve mahkeme emrine kafa tutarak İskoç sondaj firması Cairn Enerji’nin petrol kulesine tırmandı. Tutuklandı ve Grönland’de bir hapishanede 4 gece geçirdi. Cesaretini kaybetmeyen Naidoo ertesi yıl Mursmank’ın 600 mil doğusunda bir petrol kulesine üstünde Rusça “Kuzey Buz Denizi’ni kurtarın” yazan bir pankart taşıyarak çıktı. Deneyimleri, onun örgütün söylemi ve bu duruşun 8700 mil (14000 km) uzaktaki Güney Afrika halkına ne kadar hitap ettiği ile ilgili derinlemesine düşünmesini sağladı.

Diğer aktivistlerle beraber petrol kulesine gitmek üzere yaptıkları gemi yolculuğunu hatırlıyor. “Sanırım hafiften ödümün koptuğunu gördüler… Eğer burada ölürsem geldiğim yer olan Afrika’daki pek çok insan bu sloganın ne anlama geldiğini anlamayacak diye düşünüyordum. Kızımla ve ailemdeki çocuklardan bazılarıyla sohbet ediyordum. Bana dediler ki, “Kumi Amca, şu daha iyi bir slogan olabilir: “Noel Baba’yı şimdi kurtar” -zira sıradan insanların dünyanın bu parçasıyla kurduğu tek bağlantı bu.”

Eğer Greenpeace daha insan odaklı olmaya karar verdiyse, bütün bu kutup ayıları da neyin nesi?

Naidoo masaya vuruyor ve diyor ki: “Hayvan ve bitki türlerini dikkate almadan yaşayabileceğimizi düşünmek insanlık için yanlış… Greenpeace’in bu düşünceden uzaklaşması gerektiğini düşünmüyorum. Kuzey Buz Denizi yeryüzünün buzdolabı. Bir Afrikalı olarak burada ne aradığımı merak edebilirsiniz: orası bir Afrikalı için dondurucu soğuklukta bir yer. Ancak deniz buzullarının iklim dengesinde oynadığı mühim rol nedeniyle buradayım… Devlet büyüklerimize bir uyarı alarmı gerekiyordu.”

Naidoo’nun Greenpeace’in başındaki mesaisinin başlangıç ve bitişi mühim iklim değişikliği münazaralarına denk geldi. Naidoo görevine Kopenhag’ta gerçekleştirilen ve bir anlaşmaya varma başarısı göstermeden sonuçlanan zirveden haftalar önce başlamıştı. Final gecesinde Danimarka Kraliçesi tarafından devlet liderleri için düzenlenen davete gizlice sızan Greenpeace aktivistleri tutuklanmıştı. Bu ayın başlarında Paris’te düzenlenen Birleşmiş Milletler iklim değişikliği Konferansı’nda Naidoo, Kiribati ve Filipinler gibi deniz seviyesinin altındaki ülkelerin liderliğini övmek için elinden geleni yaptı ve gelişmiş ülkelere bu ülkelerin liderliğinin gerekliliği konusunda seslendi. Ortaya konan tarihi öneme sahip küresel anlaşma konusunda iyimser olsa da, üstü kapalı bir ırkçılık türünün -“iklim meseleleri ırkçılığının”- uluslararası görüşmelerde etkin olduğunu söylüyor.

“Bir dünyanın iklim sorunu hakkında tarihsel sorumluluğu taşıyan bölgelerindeki nüfusa; bir de bu durumun bedelini ilk ve en sert şekilde ödeyen bölgelerine bakın: oldukça sorunlu bir demografik dağılım,” diyor. “Eğer Avrupa, Pasifik adalarındaki toplumlar gibi deniz seviyesinin yükselmesi problemi ile karşı karşıya olsaydı, bu münazaralarda 1,5 ya da 2 derece üstüne veyahut 2050 ya da 2100 yılları üstüne bir tartışma yaşamazdık… Dürüst olmak gerekirse, bu münazaralarda gizli bir ırk ayrımcılığı yaşanıyor.”

Naidoo, Küresel Eylem Grubu’nun lideri iken, 2005’de, Gleneagles’taki G8 zirvesi ile çakışan Live 8 organizasyonu öncesinde Bono ve Bob Geldof ile bir basın toplantısı düzenliyor. Fotoğraf: Odd Andersen/AFP/Getty Images

Naidoo, Küresel Eylem Grubu’nun lideri iken, 2005’de, Gleneagles’taki G8 zirvesi ile çakışan Live 8 organizasyonu öncesinde Bono ve Bob Geldof ile bir basın toplantısı düzenliyor. Fotoğraf: Odd Andersen/AFP/Getty Images

Ancak, Greenpeace halen kültürel farkındalıktan yoksun olmakla ve sömürgecilikle suçlanıyor. Bir yıl önce, topluluk, birçoklarınca kutsal kabul edilen Peru’daki Nasca çizgilerinde bir protesto gösterisi gerçekleştirmesinin ardından özür dilemek zorunda kaldı. Dünya liderleri Paris’e geldiklerinde, Greenpeace’in de dâhil olduğu sivil toplum örgütlerinin işbirliği ile düzenlenen bir yürüyüşe katılmak üzere binlerce insan Londra’nın soğuk caddelerine doluşmuştu. Yerlileri temsil eden bir grup ve güney yarımküre ülke toplumlarını temsilen gelenler o günden beri yürüyüşün arkalarına doğru itildiklerini ve yerlerine hayvan başlığı takmış kişilerin ve #kayakaşkına gibi sloganları taşıyanların kendilerinin yerine öne yerleştirildiklerini iddia ediyorlar.

“Ne hükümet ne de sivil toplum örgütlerinin liberal kesimi bizi adalete götürecek. Bu bir söylem savaşı ve bizimki ‘sömürgecilik karşıtı’,” diyor Muhalif Siyahiler Topluluğu’ndan bir aktivist. Naidoo Greenpeace aktivistlerinin bu işe bulaşmadığını söylüyor ancak tüm organizatörlerin sorumluluğu paylaşması gerektiğini kabul ediyor. Yerlilerin şikâyetlerini rahatsız edici buluyor. “Hepimizin ortak ve bilinçli kararı ön safta yer alacak toplulukların iklim değişikliğinden etkilenenler olması yönündeydi… Şaşırdım… Hala tam olarak neler olduğunu ortaya çıkarmaya çalışıyorum ama söylemeliyim ki bu olay benim canımı oldukça sıktı.”

Greenpeace’in finansmanındaki karmaşaya karşı tutumu da bir takım suçlamalara neden oldu. Üst düzey yöneticilerden birinin yaşadığı yer olan Luxemburg ile topluluğun merkezinin bulunduğu Amsterdam arasında bir ay içinde pek çok kez uçuş yapmasına izin verilmesi eleştiri oklarının hedefi oldu. Naidoo, o sıralar, söz konusu direktörün daha yeni bir aile kurduğunu ve Amsterdam’a taşınmasının imkânsız olduğunu belirterek bu uygulamayı savunmuştu. Belki de bu olaylara gönderme yapmak amacıyla, hemen Noel öncesi, destekleyicilere yönelik bir veda yazısında itirafta bulundu: “Örgütümüzün benim gözetimimdeyken yaşanan aksiliklerden aldığı yaralar halen kanıyor. Bunlar temsil ettiğimiz değerlere uygun bir yaşam sürmekte başarısız olduğumuz dönemlerdi.” Ayrıca, örgütün hatalarından ders çıkardığını da eklemeyi ihmal etmedi.

Ancak Naidoo Greenpeace’e önderlik ettiğinden beri değiştiğini belirtiyor. “İklim değişikliğini diğer tüm sorunlardan farksız bir mesele olarak ele alıyordum; ancak, iklim değişikliği oyunun tüm kurallarında beklenmedik değişimler yaşatan bir durum… Greenpeace’in bana en büyük katkısı çevresel adaletin ve çevreyi korumanın temiz su, katkısız gıda, toksin barındırmayan giysiyle alakalı olduğunu ve fakirliğin aslında bir çevresel mesele olduğunu öğretmesidir.”

Örgütün özünde korumasını umduğu bir mesaj var: “Yeryüzündeki son insanlar olduğumuzu, iklim değişikliğinin gerçekleştiğini hayal edin: insanlık tarihini yazıya döküp bir kapsülün içine koymaya karar vermişiz ki eğer insan ırkı bir daha ortaya çıkarsa aynı hataları tekrarlamasın. Varacağımız sonuçlardan birisi muhtemelen şu olacak: kendilerini tarihsel manada medeni ve geri kalmış olanlara – yani yerlilere- medeniyet götürmekle mükellef olarak tanımlayanlar yerine aslında en medeni insanlar yerlilerdir.”

 

Yazının İngilizce Orijinali

Yazı: Emma Howard ve John Vidal

Yeşil Gazete için Çeviri: Çiğdem Külekçioğlu

(Yeşil Gazete, Guardian)

 

Kategori: Hafta Sonu