Özerk, demokratik, bölge yönetimi – İkbal Polat

DTK’nın özerk demokratik bölge yönetimlerinin oluşmasına dair 14 maddelik siyaset belgesinden sonra malum yine tartışmalar alevlendi. Yine “bölünüyoruz” paranoyaları aldı başını gidiyor. Hendekler, Ortadoğu’daki politikalar, barış ve müzakere sürecinin seyri başlı başına ayrı bir değerlendirme yazısının konusu. Ben sadece özerk demokratik bölge yönetiminin mevcut koşul ve şartlarda nasıl mümkün olduğunu ve hiç de maksimalist bir talep olmadığını anlatmaya çalışacağım. 2009’dan bu yana çalıştığım gibi.

Öncelikle “özerk / demokratik / bölge yönetimi”ni birbirinden ayırarak ele alalım. Ve sondan “bölge yönetimi”nden başlayalım.

Anayasaya göre Türkiye’nin idari yapılanması il sistemine göredir. Ülke, illere bölünmüş merkezi idarenin taşra teşkilatları da buna göre yapılanmıştır. 1960’lı yıllardan sonra birkaç ilin bir araya gelmesiyle bölge yönetimleri oluşmaya başlamıştır. Bunlar daha çok ekonomik kalkınma amaçlıdır. GAP, DAP gibi. Devlet Planlama Teşiklatı da bunlardan sorumlu olmuştur.

2005’de Kalkınma Ajansları ile bu yapılar AB normlarına uygun hale de getirilerek ülke geneline yayılmıştır. DPT (DPT daha sonra Kalkınma Bakanlığı’na dönüşmüştür) koordinasyonunda kurulan Kalkınma Ajansları, 26 bölge üzerinden yapılanan özerk kamu kuruluşu olarak tarif edilmektedir. Kendi tanımlarına göre, Kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğini geliştirerek yerelin potansiyellerinin çıkarılması hedeflenmektedir.

Özetle tek merkezli büyüme yerine bölgesel eşitsizlikleri çözmek ve bölgesel kalkınmayı sağlamak amacıyla kurulan, 26 adet kalkınma ajansı adıyla faaliyet gösteren bölge yönetimine sahibiz.

Peki ekonomi, neden bölge yönetimine ihtiyaç duyar? Çünkü sermaye ve işgücü piyasalarını daha bütüncül ve bölgesel ölçekte planlayabilmek daha anlamlı.

Dolayısıyla ekonomik alanın bölgesel yönetimlerinin olduğunu söyleyebiliriz. Hatta kalkınma ajanslarının tarifinde bu ekonomik alanın bölgesel yönetimleri “özerk” bile tarif edilmektedir.

Türkiye’de, sermayenin “özerk bölge yönetimleri” vardır. Peki toplumsal ve siyasal alanın bölge yönetimleri var mı? Yok.

Mesele de burada. Nasıl ki sermaye ve iş gücü piyasaları kendisini bölgesel ölçekte örgütlemek ve yerelin potansiyellerini çıkarmak istiyorsa, toplumsal kesimler de toplumsal ve siyasal haklarını bölgesel ölçekte örgütlemek istiyorlar. Demokrasi istiyorlar. Tek merkezden yönetilmek istemiyorlar.

İşte bu yüzden “Özerk, demokratik, bölge yönetimlerine” ihtiyaç var. Özerk, demokratik, bölge yönetimi talebi bugün sermayenin özerk bölge yönetimlerine karşı bir hak ve demokrasi talebinden başka bir şey değildir.

21. yüzyılın dünyasında yaşıyoruz. 19. Yüzyılın idari yapılanması ile bugünün sorunlarını çözemezsiniz. Bugün mevcut olan il sistemi 19. Yüzyılda atla seyahat edilen zamandan kalma. Bugün ise ulaşım ve iletişim araçları gelişti. 19. Yüzyılda bir ili yönetmekle 21. Yüzyılda bir ili yönetmek arasında fark var.

Dolayısıyla ekolojik, toplumsal, siyasal değerler düşünülerek yeni bir yapılanmaya, yeni bir mekansal sisteme gidilmesi gerekiyor. Ve bunu yapmak zor da değildir. 26 bölgede yer alan Kalkınma Ajanslarını demokratikleştirerek idari sistemin içine dahil ederek özerk demokratik bölge yönetimleri oluşturulabilir.

Avrupa’da pek çok üniter devlette bölge yönetimleri vardır. Bölge yönetiminin kurulması bölünmeyi getirmez. Yukarıda da anlattığımız üzere de zaten bölge yönetimleri var. Demokratikleştirelim sadece. Toplumsal kesimlerin de katılımının olacağı, hak ve özgürlüklerinin de yer aldığı bir yapıya dönüştürelim. Türkiye açısından bu kadar önemli bir tartışmanın önünü cehalet ve paranoyalarla kapatmayın lütfen.

Sadece Kürt sorunun çözümü için değil Türkiye’nin de demokratikleşmesi ve yönetilebilir bir kamu yönetimi için özerk, demokratik, bölge yönetimlerine ihtiyacımız var.

İkbal Polat – turnusol.biz

İkbal Polat

İkbal Polat

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page