2015 ne kadar “yeşil”di? Yaşanan mücadeleler ve zaferler

People’s word sitesinde Blake Deppe imzalı yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Elif İlik‘in çevirisi ile sunuyoruz.

***

İklim değişikliği çaresiz bir dönem yaşamış olsa da 2015 olumlu gelişmelerle sona erdi. Paris’teki BM İklim Konferansı’nda (COP 21) görüşmelerinin sonucunda, ülke liderleri ilk defa iklim konusunda gerçek, yasal ve küresel bir anlaşmaya vardı. Bu elbette oldukça karmaşık, çok yönlü ve hiç de sıradan olmayan bir durum. Ancak dünya liderlerinin çevre için masaya oturmaları bir zafer niteliğinde.

Bu yıl Doğa Ana için bir çok benzer başarı elde ettik. Buna rağmen gezegenimiz çoğu insan eliyle gerçekleşen felaketler de yaşadı. 2016 yaklaşıyor. Geçtiğimiz 12 ayda yaşadığımız mücadeleler, zaferler ve kayıplar üzerinde, daha sonra da bundan sonra neler yapmamız gerektiği konusunda dikkatle düşünmenin tam zamanı.

İyi haber: Keystone XL alt edildi

TransCanada şirketinin kilometrelerce boru hattı döşemesini öngören, yıkıcı Keystone XL projesi durduruldu. 2 Kasım tarihinde yapılan açıklamada, şirketin Amerika’daki uygulamasını durdurduğu belirtildi. Bu haber, proje yüzünden yerlerinden edilecek ya da sağlığa zararlı tehlikelere maruz kalacak olan yerli halk için büyük rahatlama yarattı. Bu durum, boru hattına doğrudan maruz kalacak ve olası bir petrol sızıntısı tehlikesiyle karşı karşıya kalacak olan hassas eko-sistemler ve vahşi yaşam için de iyi bir haberdi.

Petrol projesine karşı güçlü ve sembolik bir zafer kazanıldı. 350.org kurucusu Bill McKibben‘a göre bu “insanların, artık iklim değişikliğini ve çevrenin bozulmasını gözardı eden hükümetlerin arkasında durmayacakları” anlamına geliyor. “Keystone XL boru hattı, uzak bölgelerde geniş alanda kazılar yaparak atmosferin başa çıkamayacağı kadar fazla karbon salınımına sebep olma gibi, artık yapmaya devam edemeyeceğimiz şeyleri öngörüyordu. Bu mantıksız yıkımın en somut örneği.”

Kötü haber: Kuzey Kutbu buzları hızla eriyor ve şehirler bundan olumsuz etkilenecek

Uzmanlar Kuzey Kutup denizindeki buzların erimesini ve bunun feci dalgalanma etkisini bir süredir belgeliyorlar. Bu bilgiler de uzun zamandır toplumun gözü önünde. Ancak yine de, bilim insanlarının, buzların tahmin edilenden daha hızlı erimesi sebebiyle Kuzey Amerika’nın 2100 yılında risk altında olacağını açıklaması büyük bir etki yarattı. Kıtanın kesin olmayan haritasında, bu tarihten önce ciddi önlemler alınmazsa, Amerika’daki bir çok büyük şehrin kısmen ya da tamamen sular altında kalacağı görünüyor.

2200 yılında New Orleans tamamen, Miami ve Boston ise kısmen sular altında kalacak. New York, Venedik gibi bir şehir haline gelecek çünkü fırtınalar New York Limanı’nı dolduracak, sokaklar suyla dolacak ve finans bölgesindeki bulvarlar kanallara dönüşecek. Araştırmacılar, %1’lik zengin kesimin de iklim değişikliğinden doğrudan etkileneceğini söylüyor. Bu oldukça ironik bir durum. Long Island’daki Stony Brook Üniversitesi Oşinografi profesörü Malcolm Bowman şöyle konuşuyor: “Suların Wall Street’i kaplayacağını tahmin ediyoruz. Ayrıca hayati altyapılar, hastaneler, kanalizasyon arıtma tesisleri ve iletişim hatları bu sel sebebiyle işlevini kaybedecek.”

İyi haber: Kuzey Kutbu petrol sondaj çalışması iptal edildi

Akvitistler, Shell’in Kuzey Kutbu’nda yapacağı sondaj çalışmasına karşı verilen mücadeleyi, sondaj kuyularına doğru yüzen ve bu kuyuları bloke eden kayaktivistleri, petrol şirketinin yaptığı utanç verici ve maliyetli hataların, kendi projelerini nasıl olumsuz etkilediğini ve 18 Ekim tarihinde Obama yönetiminin, Beaufort ve Chukchi denizlerindeki iki sondaj projesinin iptal ettiğini ve bu sayede Shell’in bu sulardaki açgözlü petrol arama çalışmasını etkin bir biçimde durdurduğunu iyi bilirler.

Greenpeace sözcüsü Travis Nichols, “Kuzey Kutbu petrolünü olduğu yerde tutmak amacıyla alınmış tarihi bir karar” diye konuştu. “Bu hem Kuzey Kutbu, hem de ekstrem fosil yakıtı projelerine karşı mücadele eden herkes için mükemmel bir haber. Ayrıca, Başkan Obama da bu sayede iklim konusundaki duruşunu sağlamlaştırdı.”

Kötü haber: Kırsal alanlardaki söndürülmesi zor yangınlar doğayı bozdu

Buzulların erimesi iklim değişikliğinin yarattığı tek zarar değildi. Aşırı kuraklık Amerika’nın güneybatısı ve dünyanın bir çok ülkesinde etkisini gösterdi. Bu kuraklık canlı türlerini olumsuz etkiledi ve Kaliforniya’daki kızıl çamları kahverengiye döndürdü. Yangın sebebiyle ilk kez bu kadar ciddi bir hasar yaşandı. Kuraklığın en sert etkileri ise, toprağı tahrip eden yangınlar (özellikle Golden State bölgesinde), insan ölümleri, zarar gören yapılar ile oldukça fazla çalışan ve çabalarının karşılığını alamayan itfaiyecilerin yaşadıkları zorluklar oldu.

Büyük petrol şirketleri ile birlikte çalışan kapitalizm, kararan doğaya yabancı değil. Şirketler, bu durumu istismar ederek Los Angeles’ın zengin sakinlerine, harap olan çimlerini yeşile boyayabilecekleri ve görünümünü düzeltebilecekleri saçma sapan ürünler sattı. Elbette bu ne perişan olmuş iklimin olumsuz etkilerini yaşayan orta sınıf insanlar için bir çözüm, ne olumsuz etkilenen vahşi yaşamı kurtarabiliyor, ne de Amerika’daki o muhteşem ağaçlık alanları yanmaktan koruyor.

İyi haber: Maryland hidrolik kırmayı yasakladı.

Maine eyaleti, bu yıl Connecticut, Vermont ve New York’un izinden giderek hidrolik kırmaya ilişkin bir yasaklama uyguladı. Ancak yasak yalnızca Ekim 2017 yılına kadar geçerli olacak. Sonrasında ise bu konunun tekrar ele alınması gerekiyor. Bu yine de iyi bir gelişme ve zararlı doğal gaz salınımı uygulamasıyla mücadele konusunda, eyalet çapında tabandan gelen bir hareketin sonucu. Bazılarına göre ise, aynı zamanlarda ABD Çevre Koruma Kurumu (EPA) tarafından yayınlanan bir raporda, hidrolik kırmanın gerçekten de tehlikeli ve toksik bir uygulama olduğu açıklanıyor – daha doğrusu kabul ediliyor.

Earthworks politika direktörü Lauren Pagel, “EPA, hidrolik kırma ile birlikte yaşayan toplumların yıllardır bildiği şeyleri yeniden onaylamış oldu. Hidrolik kırma, içme suyunu kirletiyor. Şimdi de Obama yönetimi, millet meclisi ve eyalet yönetimlerinin içme suyumuzu korumak için bu bilgi dahilinde hareket etmeleri ve petrol ve gaz sektörünün hidrolik kırmanın güvenli olduğuna dair hikayelerine bir son vermeleri gerekiyor.

Kötü haber: Raporlara göre petrol yüklü trenler milyonlarca insanı tehdit ediyor

Hazır güvenlikten bahsetmişken; Amerika ve Kanada’daki bir çok ülke, petrol yüklü trenler raydan çıkarak patladıklarında, tam da bunun tersi bir durum yaşadı. Bu yıllardır gerçekleşen bir olay. Ancak 2015 yılında, bu felaketlerin sayısında ciddi bir artış yaşandı çünkü şirketler fosil yakıtlarını boru hatlarıyla taşımaya kıyasla daha güvenli bir yöntem olduğunu iddia ettikleri tren yolunu pazarlamaya başladılar. Biyolojik Çeşitlilik Merkezi’nin 19 Şubat’ta yayınladığı raporda, kanunlarla düzenlenmeyen trenle petrol taşımacılığının yarattığı büyük risklere ilişkin bilgiler verdi. Raporu dikkatle okuyan kişiler, trenlerin raydan çıkma olaylarında, yaklaşık 25 milyon Amerikan vatandaşının ABD Ulaştırma Bakanlığı’nın belirttiği bir millik tahliye bölgesinde yaşadığını gördü.

Raporda şu noktalar yer alıyor. “Petrol yüklü trenlerin raydan çıkmasının yaratabileceği zararlar, göz ardı edilecek türden değil. Kuzey Amerika’da tren yoluyla taşınan ham petrolün miktarı geçtiğimiz yıllarda önemli ölçüde arttı. 2008 yılında, Amerika’nin 1. sınıf raylarında yalnızca 9500 vagon petrol taşındı. 2013 yılında ise bu rakam 400 bin vagondan fazlaydı. Bu da %40’dan yüksek bir artış anlamına geliyor. Yakın zamanda çıkan raporlar da bu dramatik artışın devam ettiği yönünde.”

İyi haber: Liderler COP 21’de anlaşmaya vardı

climateofpeace

Çevrecilerin beklediği Noel mucizesi BM İklim Konferansı’nın sonuçlandırılmasıyla geldi. Liderler sonunda bir iklim anlaşmasına vardı. COP 21’in ve diğer bir çok yan etkinliğin (İklim Jenerasyonları, Halkların İklim Zirvesi) ve dünya çapındaki sivil toplum örgütlerinin iklim değişikliğine karşı savaşı, Paris’i gerçek çevre mücadelesinin merkezi yaptı. Ancak yine de anlaşmanın incelemesi iyimser ve kötümser bir çok yoruma açık.

Sierra Club yetkili müdürü Michael Brune‘un cevabı ise daha iyimser yönde. “Paris anlaşması insanlık için bir dönüm noktası. Tarihte ilk defa küresel toplum, iklim krizinin korkunç sonuçlarını engellemek için bir temelin oluşturulması için eyleme geçecek ve aynı anda bir temiz enerji ekonomisi geliştirme fırsatını değerlendirecek.”

Öte yandan 350.org’dan Bill McKibben fosil yakıt sektörünün gücünü hafife almamamız konusunda uyarı yaptı. “Hükümetlerin, fosil yakıt döneminin yakın bir zamanda sona ermesi gerektiğini kabul ettikleri görülüyor. Ancak fosil yakıt sektörünün gücü, anlaşma metninde bile belirtilmiş. Bu da geçiş döneminde bile iklimin zarar göreceği anlamına geliyor. Burada hız hayati önem taşıyor. Bu sebeple aktivistlerin bu sektörü zayıflatma yönündeki çabalarını artırmaları gerekiyor.

Dünya Vahşi Yaşam Fonu Küresel İklim ve Enerji İnisiyatifi Lideri Samantha Smith şöyle konuştu: “Hükümetler ısınmayı 2 santigrat derecenin altında tutma konusunda anlaşmaya vardı. Bundan sonra yapacakları her şey, bu hedef doğrultusunda ölçülecek. Liderlerimizin, hafifletme, adaptasyon ve finansman açısından eylemlerini zaman içinde daha güçlü bir şekilde gerçekleştirmeleri gerekiyor. Bu hayati önem taşıyor.”

Yazının İngilizce orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Yeşil Gazete için çeviren: Elif İlik

(Yeşil Gazete,People’s world)