Japonya’dan bir nükleer işbirliği anlaşması da Hindistan’la, Antinükleer Aktivist Sundaram anlatıyor

Fukuşima Nükleer Santral kazasından sonra Japonya’nın çözümü yıllardan beri uygulanagelen sömürgeci politikalarda bulduğu aşikar zira, Japonya atıl kalan nükleeer teknolojisini ve uzman insan kaynağını karlı fiyata  elden çıkarmanın peşinde…Ve işte yeni bir nükleer anlaşma kapıda. Hangi ülkeyle mi? Bu kez Hindistan’la.

Koodamkulam'daki antinükleer protestolardan bir görüntü

Koodankulam’daki antinükleer protestolardan bir fotograf

“Sayın Başbakan Shinzo Abe,

Bizler, New Delhi ziyaretiniz kapsamında  Hindistan–Japonya Nükleer İşbirliği Anlaşmasının imzalanması yönünde karar verilmiş olmasına şiddetle  karşı olduğumuzu  bilmenizi isteriz.

Eğer bu sözleşme imzalanırsa şimdiye kadar nükleer silahların kaldırılması yününde defalarca öneri yapan (hibaku) atom bombası mağduru Japonya, sanki Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması ile Nükleer Silah Denemelerinin Kapsamlı Yasaklanması anlaşmalarını hiç imzalamamış gibi Hindistan’a nükleer santral ve silah teknolojisi  ihraç ediyor olacak…. ”

içeriğindeki bir dilekçeye biz de yabancı değiliz artık…2013 yılında Türkiye ‘de Nükleer karşıtı Platform benzer bir çığlığı bir dilekçe formatında tüm dünyaya duyurmaya çalışmıştı. Ancak bu anlaşmalara  2010 yılında “hükümetlerarası anlaşma” statüsünün kazandırılması hükümetlere  her tür çatlak sese sırt dönmeyi, kulak tıkamayı mümkün kılar oldu. Şimdi benzer bir durumu Hindistan yaşıyor . 11-13 Aralık’ta Başbakan Abe Hindistan’ın New Delhi kentine bir ziyaret gerçekleştirecek ve  ziyaret sürecinde Hindistan’la bir nükleer işbirliği anlaşması imzalaması öngörülüyor. Buna karşılık Hindistan’daki anti-nükleer aktivistler de sürecin duyurulmasına ve nükleer karşıtı eylemler düzenleyerek dünya çapında ses getirilmesine çalışıyor. Şüphesiz tüm eylemlerde başvurulduğu üzere bunun bir yolu Change .org’da başlatılan kampanyaya destek toplamak, şimdiden imzacıların sayısı 1000 kişiyi aşmış durumda (siz de linke tıklayıp imzalayarak kampanyaya destek olabilirsiniz). İlaveten Hindistan’daki aktivistler  yukarıda bahsi geçen dilekçeyi uluslararası arenada imzaya sunarak antinükleer  aktivistlerle dayanışma yürütmeye çalışıyor. Türkiye’den Sinop Nükleer Karşıtı Platform (SNKP) ‘un da imzacıları arasında yer aldığı bu 3 dilli(Japonca,İngilizce ve Türkçe) dilekçe ise Başbakan Abe’ye gönderilecek. Bu tarafta ise SNKP 9 Aralık Çarşamba günü bir basın açıklaması yaparak Türkiye ile imzalanan bir anlaşmanın benzerinin Hindistan’la yapılıyor oluşunu kınayacak ve Ne Türkiye’de ne Hindistan’da ne de dünyanın her hangi bir başka yerinde bir kez daha nükleer santrale hayır diyecek.

Kumar Sundaram Anti nükleer aktivist

Kumar Sundaram Anti nükleer aktivist

Öte yandan Yeşil Gazete olarak istedik ki Hindistan-Japonya nükleer işbirliği anlaşmasının iç yüzünü hem de bu vesileyle Hindistan’daki nükleer santrallerin ve anti nükleer hareketin durumunu, bağlantılarını sizlere biraz Hindistan’daki aktörlerden aktaralım diye düşündük, bu noktada en doğru isimlerden biri  Hindistan’daki nükleer mücadelenin ileri gelen aktörlerinden Araştırmacı, Nükleer Silahsızlanma ve Barış Koalisyonu(CNDP) aktivisti  Kumar Sundaram olacaktı, e posta ile gerçekleştirdiğimiz röportajı aşağıda sunuyoruz.

 

YG:Bildiğimiz kadarıyla Hindistan nükleer santralleri olan bir ülke, anlatabilir misiniz halihazırda  ülkenizde kaç  nükleer santral var ve kaç tane yeni kurulması planlanıyor ?  

KS: Hindistan gelişmekte olan ülkeler içerisinde  1948’lerden beri nükleer enerji  teknolojisini takip etmeye çalışan ilk ülkedir . Nükleer enerji programı üç tip reaktör çeşidini içermektedir bunlar: uranyum yakıtı kullanılan reaktörler,  plutonyum üretilen reaktörler  ve toryum bazlı reaktörler olarak sınıflandırılabilir. Hindistan’ın bu hırslı planı 1974’lerde kesintiye uğramıştır zira o zamanlar nükleer enerjinin barışçıl kullanımı kararı karşısında nükleer bomba yapma potansiyeli olan reaktörlere  uluslararası ambargo uygulamasına başlanmıştı.  Bugün Hindistan’ın nükleer kapasitesi, toplam elektrik üretiminin  sadece %3 lük kısmını oluşturan toplam 5200Megawatt lık 22 küçük reaktörden ibarettir .

Bununla birlikte sorun şu ki çok daha geniş ölçekli nükleer enerji yatırımları planlanıyor. Hindistan, 2005’te ABD’ nin uluslararası ambargoyu kaldırmasıyla yine reaktör ithal eden bir ülke oldu. Şimdi ise Fukuşima’ya rağmen daha büyük nükleer planlar peşinde: 35 tane daha reaktör inşa edilmesi ve Jaitapur’da Areva tarafından dünyanın en büyük nükleer enerji parkının kurulması planlanıyor  .

YG: Nükleer santraliniz var, peki nükleer enerji düzenleyici yasa maddeleriniz var mı? Hindistan’ın nükleer enerji için hukuki alt yapısı ne durumda?

KS :Hindistan’da nükleer güvenlik yasası bağımsız değil çünkü nükleer çok ciddi bir konu.  Hindistan Atom Enerjisi Komisyonu(AERB)’ndan mali kaynak sağlarken Atom Enerjisi Komisyonu da insan kaynağı tedarikine destek oluyor ve kurum mütemadiyen izlenip yönlendiriliyor.  1962’de imzalanan Atom Enerjisi  Yönetmeliği hükümete nükleer bağlantılı haberleri saklama ve “ulusal güvenlik” fıkrasının canlandırılması olanağını verdi. Açıkçası Hindistan belkii de mevcut yetersiz nükleer yasa ve standartlarına rağmen uranyum seyreltme proseslerine devam eden tek ülkedir. Kudankulam reaktörünün Fukuşima sonrası gözden geçirme ve iyileştirmelerle şekillenen AERB normlarını uygulamaması bu duruma en büyük örnektir.

YG: Hindistan’da büyük ölçekli güneş santrali yatırımları  olduğunu biliyoruz, hatta elektrik ihtiyacını güneş panelinden sağlayan bir havaalanına bile sahipsiniz. Peki niye nükleerde ısrar eder Hindistan? Siz nükleer santralden elde edilecek enerjinin gerekliliğine inanıyor musunuz?

KS : Hindistan güneş enerjisini geliştirmeye çalışıyor ki bu çok iyi bir şey. Fakat güneş , şimdilik sadece merkezi kurumsal modelde de teşvik görüyor ki kent merkezleri ninde bu şeklide gelişmesine katkı sunuyor. Oysa bizim ademi merkeziyetçi bir enerji modeline ihtiyacımız var. Güneş, nükleerin yerini alır şeklinde bir iddiamız yok ama açıkçası nükleer enerji üretiminin şart koşulmasında bir ihtiyacı bahis görmüyoruz  zira hükümetin bir enerji politikası da yok. Hindistan nükleer enerji yatırımı yapıyor çünkü ABD,Fransa, İngiltere,Rusya  gibi ülkelere verilmiş sözler var: Hindistan nükleer enerji ithal edecek karşılığında da bu saydığım gelişmiş ülkeler Hindistan’ın nükleer silah üretimini kabul edecek. Güneş  enerjisinin gelecek vaatlerine rağmen Hindistan’ın nükleer yatırımlarına devam etmesinin arkasındaki sebep işte budur!  

YG:Peki Hindistan’daki antinükleer hareketin Hindistan-Japonya arasında imzalanması planlanan bu nükleer anlaşmaya karşı tavrı nasıl?  Hindistan’daki  antinükleer  hareketin uluslararası camiada bir destek arayışı var mı?

KS: Hindistan’daki antinükleer hareketin aktörleri daha ziyade kurulması planlanan nükleer santral bölgesindeki çiftçiler, balıkçılar, köylüler ve kabile üyeleri nden oluşuyor. Binlerce insan bu santrallerin bölgelerinde kurulmasıyla yaşam alanlarını, topraklarını, arazilerini, tarlalarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Aynı zamanda bu insanlar güvenlik ve sağlıklı yaşamları için de endişe ediyor.

Biz antinükleer aktivistler dünyanın çeşitli ülkelerindeki aktivistlerle dayanışma içerisinde olmaya çalışıyoruz  fakat,  bunu yapaken Hindistan hükümetinin baskı ve şiddetiyle de karşılaşıyoruz. Hindistan hükümeti bu anti nükleer haraketleri  bir çeşit vatana ihanet olarak adlettiği gibi geçmişte diğer ülkelerden gelip bize destek olan antinükleer aktivistleri  sınırdışı etmişlikleri  vardır.

YG:Bildiğiniz gibi Türkiye’de de aynı Hindistan’la yapılacağı gibi  Japonya tarafından nükleer santral kurulması için bir nükleer anlaşma imzalandı , bu konudaki düşünceleriniz nedir?

KS: Japonya  dünyanın en felaket nükleer kazasını tecrübe etmekte olan bir ülke, etmekte olan diyorum çünkü Fukuşima  henüz nihayetlenmiş değil  ve halihazırda aktive edilen 1-2 nükleer reaktör dışında  tamamı kapalı. Nükleer endüstrinin duruma uyum sağlayıp yeniden başlamaya çalışsa da kaybı çok büyük ve bu açığı ancak nükleer enerji teknolojisini başka ülkelere ihraç ederek kapatabileceği düşünülüyor.  Başbakan Abe nükleer endüstrinin başını çeken Mitsubishi, Toshiba, Hitachi gibi nükleer krizle karşılaşan  şirketlerin yöneticilerine sözler verip onları yurt dışındaki enerji yatırımlarıyla boğulmaktan kurtarıyor.

Shinzo-Abe-protest

YG:Peki  sizce  uluslararası çapta verilecek  anti nükleer mücadele,   bu ve benzeri  nükleer anlaşmaları  önleyebilecek  güçte midir ? Ya da uluslararası antinükleer mücadele  için önerileriniz var mı?

KS: Hindistan-Japonya  Nükleer Anlaşması  için uluslararası arenada güçlü bir direniş örgütlediğimizi söyleyebilirim. Başbakan Abe’ye hitaben Uluslararası antinükleer aktivist gruplarının da imzacılar arasında yer aldığı bir dilekçe hazırladık. Sözkonusu imzacılara arasında  Türkiye’den Sinop Nükleer Karşıtı Platform’un da bulunması çok sevindirici. Ayrıca  Change .org’da da bir kampanya başlattık . İmza sayısı 1000 kişiyi geçti.  Radyoaktif kirlilik riski altında pek çok ülke var ,bizler bu ülkelerde benzer tehditler ve  sorunlar içerisinde yaşamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla güçlerimizi deneyimlerimizi birleştirerek deneyimce zenginleşme, direnişi büyütme  ve güçlenme  yollarını aramalıyız. Ancak deneyim paylaşımı neticesinde direnişin farklı boyutlarını  tanıyabiliriz ki unutmayalım nükleer endüstrinin otoritelerinin uyguladığı stratejiler hiç de öyle farklılık arz etmiyor .

YG: Hindistan-Japonya arasında imzalanacak olan benzer bir anlaşmayı 1 yıl önce onaylayan Türkiye’deki insanlara bir mesajınız var mı?

KS: Örgütlenmeliyiz . Bugün, Fukuşima kazasının olduğu tarih itibariyle 5 yılı Hiroşima bombasının Amerikalılar tarafından atılmasından sonra 70 yılı geride bırakmış bulunuyoruz. Nükleer santrallere hayır dememiz gerekiyor. Nükleer santraller hiçbir ülke için güvenli değildir. İnsanlık ve nükleer teknolojinin bir arada bulunması mümkün değildir.

 

YG Röportaj : Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page