Dış Köşe

İklim ve biz üzerine – Sennur Baybuga

Siyasetimizin en iyi sloganının insan için olduğu varsayılan siyasi anlayışın aslında, gezegende yaşayan tüm canlıların ortak çıkarları korunmadan ve koruyucu tedbirler alınmadan insan için bile olamayacağını anlamayan bir siyaset entelektüele sahibiz yazık ki. Suriye’den sınırlarımıza dayanan binlerce insanın, tekne kazalarında Ege’ye gömülen mültecilerin, hemen bitişiğimizde devam eden savaşın bile iklim değişikliği ve küresel ısınmadan, kuraklıktan kaynaklı, canlıların doyamadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalışları nedeni ile oluşan dengesizliğin yol açtığı sonuçlar olduğunu bilemeyecek kadar kör bir kavganın içindeyiz. Suriye’de ortaya çıkan kuraklığın tarım alanlarını yok ettiğini, insanların su hakkının ortadan kalktığını ve köylerden ve kırsal alanlardan şehirlere doğru göçen insanların elbette bu göçün sosyal siyasi sonuçları ile yüzleşemeyen devletler nedeni ile ortaya çıkan derin küresel bir kriz olduğunu değerlendirmemiz lazım mesela.

18

Boğaziçi Üniversitesi’nde 12-13 Kasım tarihlerinde çok ciddi bir forum yapıldı.İki hafta sonra, 30 Kasım’da Paris’te BM İklim değişikliği sözleşmesi taraflar konferansı yapılacak (COP 21 Zirvesi). BM üyesi ülkeler önümüzdeki yıllarda gezegenimizin geleceğini belirleyecek olan yeni iklim anlaşması görüşmelerini yapacak ve yeni sözleşmeler imzalayacaklar. Bu konferansta esas olarak insanlar da dahil tüm canlıların geleceğini, yaşamasını ve varoluşumuzu devam ettirecek yeni ‘koşullarımız’ görüşülecek: Gezegenin bizimle birlikte sahibi olan canlılara sorulmadan hatta insanlara da sorulmadan siyasetçilerin masa başı kavgaları ile koşullarını belirleyecekleri bir anlaşmadan söz ediyorum. Bu zirvenin öncesi de Türkiye’de G20 zirvesi yapılacak. Biliyorsunuz.19 ülke ve Avrupa Birliği’nin üyesi bulunduğu G20 zirvesinde, dönem başkanlığını Türkiye’nin yaptığı bileşen ülkeler, Paris zirvesi öncesi alıştırma turlarını yapacaklar.

İşte gerek Paris’te yapılacak küresel zirve ve gerekse önümüzdeki hafta Türkiye’de yapılacak G20 zirvelerinde, sivil, hükümet dışı çevrelerin seslerini duyurmak ve ortak bir tavır geliştirebilmek amacı ile düzenledikleri iklim forumu Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan bu forum. Üstten ve masa başlarından değil, hakikatin sokağından, yaşamımız ve diğer canlılarla kurduğumuz tüm ilişkilerin nedensellik bağı içinde irdelendiği onlarca atölye ve oturum yapıldı. Kalkınmacı ekonominin, kimin için ve ne pahasına sürdürüldüğü belli olmayan modellerin aslında insana, gezegeni paylaştığımız tüm canlılara neler yapabileceğini ve neler yapabildiğini küçük örnek ve tartışmalarla anlayabilmek biraz da olsa mümkün oldu benim açımdan.

Bilge Seçkin Çetinkaya’nın küçük bir salonda yaptığı bir oturumu izledim örneğin, temiz giysi kampanyasının aktivisti olan Bilge, merkezleri gelişmiş kapitalist ülkelerde bulunan moda tekstil sektörünün marka isimlerinin, Bangladeş, Hindistan, Çin, Türkiye gibi ülkelerde ucuz işgücünü, kadın-çocuk işçiyi ve merdiven altı üretimi nasıl kullandığını anlattı. Aylığı 39 dolardan çalıştırılan yoksulluğun da alt sınırında yaşayan çoğu kadın işçileri anlattı.Ve bu işçilerin yaşadıkları bölgelerde meydana gelen kuraklık ve tarım alanlarının kaybı ile nasıl da çaresizce şehir denen bölgelere gelip köle gibi çalıştırıldıklarını… Bu oturumu örnek verme sebebim kasıtlı, işçi sınıfı siyasetinin artık küresel ekolojik yıkımlardan, iklim dengesizliklerinden bihaber olarak mücadele yürütebilmesi mümkün değil. Ekoloji alanı dışlanarak, sınıfsal sömürünün nedenleri ortaya konamaz artık.

Noluthando Mbeje isimli bir kadın araştırmacı, geldiği Afrika’nın Durban bölgesinde, madenlerin elektrik santrallerinin yok ettiği çevre, bu çevrede nefes alamayan, hastalanarak ölen binlerce yoksulu anlattı.Ve o bölgeden para kazanarak beslenen ama asla orada yaşamayan zengin sınıfını anlattı. Yaşadığı çevreyi, yoksulların ve tüm diğer canlıların bu zenginlikten nasıl da hiç pay almadıklarını, paylarına düşen tek şeyin sağlıksız, susuz ve yanında elektrik santrali çalışırken nasıl da elektriksiz olduğunu anlattı.

Yeni bir mücadele alanı hepimizi bekliyor gibi görünüyor, hayata ve birbirimize sahip çıkmanın başka yolu görünmüyor gelecekte.

Bu yazı basnews.com/ dan alınmıştır

17-sennur-baybuga

 

 

Sennur Baybuga

Kategori: Dış Köşe