“G 20 Krizler ve Alternatifler” toplantısı ile benim krizim – Fatoş Çırnaz

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisinin Yeşil Sol buluşma G2O Krizler ve Alternatifler Toplantısı, 7 Kasım Cumartesi günü Cezayir Toplantı salonunda yapıldı. Ben de toplantıya gelemeyenler için toplantımızı anlatayım istedim. Sıcağı sıcağına, dilim döndüğünce, sürç-ü lisan edersem affola şimdiden.

Yaklaşık 3 yıldır Yeşil Ev mekanımızın dışında büyükçe bir toplantı organize etmiyordum,tabi ki Yeşil Ev’de yaptığımız, az sayıda arkadaşımla, emeklerle kotardığımız ama ne yazık ki genelde,’körler, sağırlar birbirini ağırlar” tadında toplantıları saymazsak. Artık aramızda olmayan Vangelis Kechriotis’in, Foti Benlisoy ile konuşmacı oldukları, Syriza toplantımızı, insanların dirençle ayakta izledikleri harika birlikteliği hariç tutarak, bu vesileyle de Vangelis’i de anarak…

Geleyim toplantı öncesine. Yaklaşık bir bir buçuk ay önce çok değer verdiğim eş sözcüm,’bu toplantıyı başar, sana güveniyorum” deyince, ben krize girmiştim bile. Toplantımızın adı daha ”G20 Krizler ve Alternatifler ”olmadan ya başaramazsam ya yeterince iyi olmazsa ya ”sen ben ,bizim oğlan olursa”. Bir de anlı,şanlı koca Cezayir salonla anlaşmıştım. Velhasıl mide ağrıları bu süreçte başladı bile.

Taslak program ortaya çıktığında öğrendimki asıl iş meğerse bundan sonra başlıyornuş. Katılımcı listeleri de oluşturuldu fakat panelistlerle görüşebilmek, toplantımıza davet edebilmek oldukça zaman aldı. Ayrıca vakitlerinin kısıtlı olması düşüncesi, başımın üstünde ”Demoklesin Kılıcı” olarak asılı dururken bir de onlardan toplantımızla eş zamanlı çıkartacağımız G 20 özel sayılı dergimiz için makale istemek zorundaydım. Çoğunluğu akademisyen olan hocalarımızla en azından beşer kez görüşüp, en azından onar kez yazışıp mutabık kaldık.

Sağolsunlar hepsi de toplantımıza gelmeyi kabul ettiler. Ama içlerinde en fazla zaman fakiri olan Ömer Madra‘nın aşırı yüklü temposu nedeniyle endişelendğim, hatta korktuğum için sık olmasa da sekretaryası aracılığıyla, attığım maillerle adeta ”dürtükledim”. Çünkü, diğer hocalarım alınmasın lütfen ama en hayati konu bana göre ”İklim”di bu toplantıda.

Bu arada çok eskiyen ve sürekli bana ”benimle vedalaşma vaktin geldi”diyen emektar bilgisayarımla bir türlü vedalaşamadığımdan bu yetmezmiş gibi sıkça tuhaflaşan cep telefonum da krizi artıran önemli unsurlar oldular. Hep mi aksilikler böyle zamanlarda olur bilmem ki?

Toplantı günü geldi çattı. Neyse ki yapabileceğimiz kadar toplantımızı duyurmuş, afiş ve diğer görsellerimizi tamamlamıştık. Üç kişi olarak ve ne olur olmaz diye ek bilgisayar ve gerekli olabilecek her türlü dökumanı yüklenip Cezayir’in yolunu tuttuk. Sonra sayımız salonda dörde çıkınca, benim sevincimi görmeliydiniz.

Afişler, ”İklim için bende varım” şirin püsküllü bayrakları, “Doğa’nın da Hakları Var” posterleri (Doğaya karşı işlenen 7 günah) ile salon pek güzel oldu. Hatta salon dışına kadar taştık. Neredeyse belediye tarafından izin verilmeyen dış kapıya kadar bile korsan bir şekilde gidiyorduk.

Gel gelelim saat 12-30 olunca ve panelistlerimiz hariç gelen giden olmayınca mide ağrım tabi ki başladı.

Ben hocalarımızdan özür dilemeye çalışırken, onların” Biz alışkınız hiç merak etmeyin, özenir bezenir en ideal sayılabilecek bir toplantı hazırlarsınız, ama izleyen olmaz” diye beni teselli etmeye çalışmaları çok olguncaydı doğrusu, o anki ”bir olma halini”unutamam.

42

Sonra salon yavaş yavaş doldu, neşeli seslerle, gürültülerle. Benim küçük açılış konuşmamdan sonra, toplantımız başladı. Mucize gibi 85 kişilik salonun hepsi dolmuştu. Ama midemi tırmalayan ağrı sürüyordu.Her nedense?

Naci Sönmez:(YSGP eş sözcüsü)

Küresel düzeyde Dünya ekonomisinin yüzde/85’ine hükmeden G20 ülkelerinin bugün içinde olduğumuz coğrafyada yaşanan egemenlik savaşlarının sebebi,ortaya çıkan yıkımın da sorumlusu olduklarını,anlatarak savaşsız,adaletli,iklim değişikliği tehlikesi için mücadele eden bir dünya özlemini dile getirdi.Adalet için sadece iklim değişiklği mücadelesinin de yeterli olamayacağını,sistem değişikliğini hedefleyen politik örgütlenme ve birleşik mücadelenin içinde olunması gerektiğini vurguladı.

Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu:Ekonomi

G 20 sToplantılarının asıl amacının küreselleşen dünya ekonomisi üzerinde bir çeşit koordinasyon ve iş birliği sağlamayı hedeflediğini,Kapitalizmin en önemli sorununun az sayıda kişinin,çok sayıda insanın hayatını etkileyen kararları alabilmesi olduğunu bunun da toplumun çoğunluğunun karar mekanizmalarından dışlandığı anlamına geldiğini söyledi.Kapitalizmin toplumun genel çıkarlarına değil,doğrudan bu kararları alanların çıkarlarına uygun olduğunu,bu durumda,önümüzdeki yıllarda belki de G 30,G 40 gibi yeni koordinasyonları görebileceğimizi,oysa ulus devletin yönetici ve elitlerinin yerine çeşitli sosyal kurumların da içinde yer alacağı ”demokratik bir küreselleşme” ihtiyacı olduğununu, yapılan G20 toplantılarının,ne bizim ülkemizin ne de dünyanın dengelerini sağlamaya yetmeyeceğini,alınacak kararların genel olarak halkların durumlarını iyileştirebileceğine inanmanın zor olduğunu vurguladı.

Prof.Dr Ünal Akkemik: Ormanlar,İklim Değişikliği ve Su

Küresel İklim değişikliğinin bilimel kanıtlara göre insan kaynaklı olduğunu,küresel iklim değişikliğinin sadece sıcaklık artışı olmayıp,yağış rejiminin bozulması da olduğunu Hopa sel felaketi örneğini vererek,iklim değiikliğinin önlenmesi konusunda en önemli kaynağın ormanlar olduğunu,ancak,Türkiye ormanlarının karbon tutma potansiyelinin düşük olduğunu,atmosfere verdiğimiz karbon miktarının da sınır değerlerin üstünde olduğunu vurguladı.2012 yılında Türkiye’nin toplam emisyon miktarının 439.9 milyon tona çıktığını,buna karşılık verimli orman alanlarının azaldığını,su kıtlğının,orman alanlarının azalması,sanayileşme,su havzalarındaki şehirleşmeyle birlikte daha devasa bir sorun olarak karımıza çıktığını,aslında ülkemizin tatlı su varlığı açısından da fakir olduğunu anlattı.

Akp hükümetince uygulanan politikalarla ekosistemlerin yoğun olarak tahrip edildiğine dikkat çekip,3. Havalimanı,3.Boğaz Köprüsü örneklerini verip Sazlıdere,Terkos havzalarının kullanılamaz duruma geldiğini,Yeşil Yol projesinin de dağlık, toprak kayması sorununun sıkça yaşandığı Doğu Karadeniz bölgesinde,sel ve taşkınları artırarak,”su sıkıntısı olan ülke”konumundan,”su kıtlığı olan ülke”konumuna geçeceğimize dikkat çekti.

Çözüm olarak fosil yakıt tüketiminin azaltılarak programlı şekilde, alternatif enerjilere geçilmesi gerektiğini ve insanlığın kendisini sorgulayıp ekosisteme müdahele etmekten vaz geçmesi gerektiğini,”ekosistem bütünlüğünün”her zaman öncelik olarak ele alınmasının önemini vurguladı.

Ömer Madra: İklim

Zenginler kulübünü oluşturan ülkelerin 200 küsur yıldır,fosilleşmiş güneş enerjisini kullanarak muazzam zenginlik ve güce kavuştuklarını ve bu servet ve gücü dünyanın geri kalanına hükmetmek için kullandıklarını, dolayısıyla dünyanın geri kalanına büyük bir ”iklim borçları olduğunu,ancak fosil yakıtlardan vaz geçip,yenilenebilir enerjiye geçebilecek finansal güce sahip oldukları halde buna yanaşmadıklarını,30 Kasım-11 Aralık ”hayati’ ‘Paris İklim zirvesinden (COP21) önce,iklim konusundaki mücadele taahütlerini yerine getirmediklerini,çok zayıf ve muğlak hedefler (INDC) belirleyip iklim borçlarını ödemeye niyetli olmadıklarını anlattı.

Ayrıca dünyanın yüz entelektüeli tarafından imzalanmış olan”Fosil Yakıt Harfiyatını Donduralım,İklim Suçlarını Durduralım” başlıklı tarihi bildiriden bahsetti.

Hükümetlerin fosil yakıt endüstrisine verdikleri desteği kesip,fosil yakıt çıkarma faalyetlerinin dondurularak,mevcut tüm fosil yakıt rezervlerinin el değmemiş halde yerin altında bırakılması gerektiğini önemle vurguladı.

Sosyolog Neşe Erdilek:G20 ve Göç

Dünya ekonomisinin%85’ini oluşturan G20 ülkelerinin aldıkları kararlarla tüm dünya ekonomisini etkilediklerini,göç olgusunun en önemli küresel sorun alanlarından biri olduğunu 2013 İLO raporuna göre dünyada kendi ülkesi dışında yaşayan göçmen sayısının 231 milyon, içinde bulunduğumuz yıl bu sayının 250 milyona ulaşacağını,2013 yılında doğal afetlerle tüm dünyada 22 milyon kişinin göçmen durumuna düştüğününü önümüzdeki on yıllar içinde,tarım alanlarının yok olması,tatlı su kaynaklarının azalması, çölleşme, kıyılarda su seviyesinin yükselmesi, nedenleriyle kuraklık,açlık,gibi radikal değişimlerin olacağını,yeni çatışmalarla daha büyük göç dalgalarının yaşanacağını .G20 ülkelerinin göçün global yönetimi için çevre konusunda duyarlı olmak bölgeler,ülkeler arası gelir dağılımını düzeltmek çatışmalara çözüm üretmek konusunda zorunlu olduklarını vurguladı.

Türkiye’ye yılda ortalama 200-300 bin kaçak göçmen girdiğini,Türkiye’nin Batının göç bekçiliğini üstlendiğini,yapılan araştırmada Türk toplumunun,Suriyelilerin ekonomiye yük getirdiğini,Suriyelilere vatandaşlık verilmesini istemiyenlerin güvenlik riski oluşturduklarını düşünenlerin sayılarının çok yüksek olduğunu rakkamlarla anlattı.

Aktivist Pınar Demircan: Enerjide Sürdürülebilirlik ve Almanya

Gelecek nesillerin hakkı olan doğal kaynakları tüketerek nereye kadar devam edebileceğimizi sordu?Sınır tanımaksızın kullandığımız enerjinin ekolojik dengeyi ve beraberinde canlı yaşamı tehdit ederken sürdürülebilirlikten bahsedebilmenin mümkün olmadığını anlattı.G 20 öncesinde tam da bu klubün üyesi Almanya’nın enerji kullanımı içerisinde%30 yenilenebilir enerjileri tercih ettiğini,özellikle de rüzgar ve biyogaz alanında yatırım yaptığını Almanya’nın güneş enerjisinin %6 kadar olduğunu,Türkiyede güneş enerjisinin toplam üretimin içinde%1′ teşkil ettiğini halbuki Alman uzman ve danışmanlara göre güneş enerji potansiyelimizin ,Almanyanın 2 katı olduğunu,G20 ülkesi Almanya’nın 2023’te nükleer ve fosil yakıtlardan vaz geçmiş olarak,tüm enerji ihtiyacını yenilenebilir enerjilerden sağlayacağını, Almanyanın bu konuda dünyaya önderlik etmesinin çok önemli olduğunu vurguladı.

Filiz Kerestecioğlu: HDP İstanbul Milletvekili.Eşitliğin İnşası

Konuşmasının başlığının aslında eşitliğin inşası değil,”eşitliğin inşasının ötesi:Kurtuluş olması gerektiğini,tarih boyunca kadınların eşitsizliğini,haklarıdan nasıl,ne sepeplerle yoksun kaldıklarını,içinde bulunduğumuz çağda da bu kez küreselleşmenin etkilerininden yine orantısız biçimde kadınların etkilendiğini, yapısal uyum politikaları nedeniyle perçok ağır emek yükünün altına kadınların girdiğini,topraklarından edildiklerini,sanayileşen ülkelerin gözde ve ucuz proleterleri olduklarını,dünyadan ve Türkiye’den verdikleri örneklerle anlattı.

Buna karşın iyileştirici,örneklerden de bahsederek,Diyarbekir Büyükşehir Belediyesi Kadın Daire Başkanlığının mevsimlik işçi göçünün önüne geçebilmek ve organik tarımı teşvik etmek amacıyla Kayapınar Diclekent’te oluşturduğu geçimlik kent bostanını örnekledi.

Böylece yerelin ihtiyacını gözeten,toplulukların özgücüne dayalı taban örgütlenmelerinin alternatifler yaratabileceğini,ayrıca uluslararası dayanışma ağlarıyla da birlektelikle kurularak kadınların kurtuluşunun mümkün olacağını anlattı.

Benim anladığım:

Küresel İklim Değiikliği ve ısınma sorununun çözümü için acil politik müdahale gerekiyor.İlk önce fosil yakıt tüketiminden vazgeçeceğiz,Yenilenebilir enerji kaynaklarına acilen geçeceğiz,alternatif toplumsal düzen eşitlik ve demokrasiyle birlikte”küçülmeyi” de hedefleyerek büyümeyi durduracağız.Büyümeyi durdurmak,daha az tüketmek,eşit insani ilişkiler,kültürel değiş tokuşa dayalı yeni değerleri benimsemek,hatta ortak akılla yeni bir dünya kurmanın adımlarını atmakla mümkün olacaktır.

Böylece tarihin nesnesi değil,öznesi olmaya geçebiliriz .Çünkü yaşam sürüyor,umudun da mücadelenin de sürmesi gerek.

Herkesin ve doğanın yaşam hakkı için…

43-Fatos-Cirnaz

 

Fatoş Çırnaz
YSGPİstanbul İl Eş Sözcü,
Aktivist.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page