İklim ve EnerjiManşet

Çevre için Medya ve İletişim Çalıştayı’ nın Almanya değerlendirmeleri

Padernborn'da Rüzgar enerji santrallerinin önünde

Dünya Kitle İletişim Araştırma Vakfı’nın girişimi ve Avrupa Birliği’nin destekleriyle 5-11 Ekim arasındaki Çevre için Medya ve İletişim çalıştayı, Almanya ayağının da tamamlanmasıyla son buldu. Çalıştayın ilk aşamasını Karadeniz’de termik santrallere, Yeşil Yol Projesine, Karadeniz Sahil Yolu projesine, HESlere, Sinop’ta kurulması planlanan  nükleer santrale ve yaşam hakkını yok eden, hukuksuzluklara karşı yürütülen mücadelenin mevcut durum analizini yapmak ve mücadelenin aktörleriyle mücadeleyi basına yansıtanları bir araya getirmek oluşturmuştu. Çalıştayın ikinci aşamasını ise bugün dünyanın en endüstrileşmiş ülkeleri arasında yer alan Almanya’nın geçmişten bu güne geçirdiği enerji dönüşümünü  ve  gelecek enerji kaynaklarının neler olacağını uzmanlarından öğrendiğimiz inceleme gezisi oluşturdu .

Program başlıklarına göre detaylarını sizlerle 4 ayrı yazıda paylaştığımız inceleme gezisinin bitiminde istedik ki, Yeşil Gazete olarak size bir de katılımcıların görüşlerini aktaralım. İzninizle katılımcılardan biri olarak hem özet hem Türkiye-Almanya enerji kaynaklarına dair karşılaştırma niteliğinde sözü alıyorum :

Padernborn'da Rüzgar enerji santrallerinin önünde Westfalen Wind şirketinden temsilcilerle

Padernborn Rüzgar enerji santrallerinin önünde Westfalen Wind şirketinden temsilcilerle

 

Almanya 1980’ lerden itibaren 400 nükleer santral kurma planı yaparken bugün mevcut 18 nükleer santralini 2023 yılına kadar kademeli olarak kapatma kararı almış bir ülke . Almanya’nın nükleer santral sayısını sabitlemesinin sebebi 1986’da yaşanan Çernobil nükleer santral faciası iken enerji kaynağı olarak nükleer enerjiden çıkılması kararının altında Fukuşima faciasının yol açtığı toplumsal korku yatıyor. Türkiye’de ise Çernobil’in ülkemizde yol açtığı radyoaktif etkiler dikkate alınmadan nükleer santral hayallerinin kurulduğu hatta Fukuşima  faciasından sonra da facianın müsebbibi olan Japon hükümeti ile “hatalarından öğrenip daha kalitesini yapacaklardır” savunusu geliştirilerek anlaşma imzalanmıştır. Bununla beraber Almanya’nın nükleer santraller konusunda tepeden inme bir nükleer karşıtlığına büründüğünü söylemek mümkün değil. Dünyadaki nükleer kazaların yarattığı korku ile nükleer santrallerin 5 kilometre mesafede yaşayan çocuklarda görülen kanser vakalarındaki belirgin artış, nükleer karşıtı hareketlere halkın daha çok katılımını sağlamış . Uzun soluklu toplumsal inanç ve direniş neticesinde 1998 yılı itibariyle Yeşiller Partisinin siyasi iktidar olarak destek vermesiyle “nükleerden çıkış yasası” hazırlanmış. İzleyen süreçte ise Merkel iktidarının nükleer santrallerinin kapatılmasını geciktirmeye çalıştığını görüyoruz ki bu durum şirketlerin hükümetlerle kurduğu yakın ilişkilerin genel bir sonucu. Bugün Almanya’da yenilenebilir enerji kapsamında güneş, rüzgar ve biyogaz enerjileri ile toplam enerji üretiminin %30’u karşılanabilir durumda ve 2100 yılında bu oranın %90’a çıkarılmış olması planlanıyor, yine de bugün hedefledikleri düzeyi erken yakaladıkları için öngörülen %90 düzeyine de daha erken ulaşabilirler. Nükleer santrallerin sadece kapatılmasının bile 300 milyar dolar maliyeti olacağını hesap eden Almanya’nın daha fazla maddi külfet altına da girmeme tercihi de Almanya’nın rotasını yenilenebilir enerjilerden özellikle rüzgar ve güneşe çevirdiğini gösteriyor. Almanya’nın yılda 1000 saat güneş gören bir ülke olarak güneş enerjisini tercih edebilmesi yılda 1700 saat güneş gören Türkiye’nin nükleer ve fosil yakıtlardan yana olan tercihini sorgulatıyor. Lakin bunda halk tarafından güneşin benimsenmiş olması çok değerli zira Almanya’da vatandaşlar başlangıçta güneş panelinde üretilen elektriğin  alış ve satış fiyatları arasındaki fark üzerinden kar elde eden kullanıcılar iken aradaki fiyat farkının azalması neticesinde kendi elektriklerini üreterek elektrik maliyetinden kurtulmayı tercih edebiliyor bu sebepledir ki “Almanya’da enerji mücadelesi çatılarda kazanıldı”diyor Alper Öktem. Rüzgar enerji santralleri açısından da “yurttaş rüzgarı” ile ifade edilen 800-1000 kişinin kooperatif kurmasıyla enerjide otonominin yaratıldığı modele başvuruluyor olması dikkat çekici . Yine de bir enerji santrali ister yurttaş eliyle ister şirket yatırımıyla yapılsın bir kişinin bile bilimsel ve hukuki uygunluk çerçevesinde itirazı söz konusuysa dava açılarak değerlendirmeye alınıyor. Türkiye’de ise Çevre Etki Değerlendirme(ÇED) süreçlerinde bile hukuk dışı uygulamalara veya yargı kararının uygulanmadığını öğreniyoruz. Sadece Paderborn’da toplam 400 rüzgar santrali var, kurulması planlanan bir rüzgar santralinin birbirinden ve yaşam alanlarından 400-600metre mesafede olması gibi, canlı yaşamını tehdit etmeyecek yere kurulması gibi şartlar varken ülkede üretilen elektrik fazlası ihraç bile edilecek kadar yoğun. Diğer taraftan, elektrik enerjisinin üretildiği noktadan tüketildiği noktaya kadar transferinde yaşanan kayıpların önlenmesi çalışmaları ve  elektrik enerjisi elde edilirken ortaya çıkan çıktı kayıplarının ısı enerjisi olarak kullanılması için araştırma yapılması, bugün Türkiye’de yaşanan enerji kayıpları ve toplumsal bilinç kaynaklı tasarruf cahilliği ile karşılaştırılınca aradaki vizyon farkı ortaya çıkıyor. Almanya biyogaz ve jeotermal enerjilerine dönük yatırımlarını da arttırarak elektrik üretiminin %90’ını yenilenebilir enerjiden sağlamayı planlıyor ki bu biraz da karbon emisyonlarını azaltmak için başvurduğu yol. Bununla birlikte Almanya 2015’te taş kömürü üretimini, 2045’te de linyit kömürü üretimini bitirmeyi hedefliyor . Türkiye ise halihazırda 33 termik santrali olan ve 50 yeni termik santral kurma planı olan ayrıca birkaç gün önce Sinop ve Akkuyu’nun yanısıra bir de İğneada’ ya nükleer santral kurma planını açıklamış bir ülke . Diğer yandan hiç bahsetmemişsek de Almanya’da toplam HES sayısı yıllar içerisinde değişmemiş 7396 tesis var ve kurulu güç 5595MW ama sadece 50 adet mikro HES bulunuyor. Türkiye ise 2014 yıl sonu Elektrik Mühendisleri Odası Enerji Raporu verilerine göre 69 ilde 478 HES’ e ilaveten ve 538 adet daha HES kurmayı planlıyor.

Yukarıdaki veriler ışığında, rüzgar ve güneş potansiyeli Almanya’dakinden daha zengin olan Türkiye’de doğal kaynakların, fosil yakıtlar ve nükleer gibi artık dünyada korkuyla karşılanan: gelişmiş ülkelerin kullanmaktan imtina ettiği enerji kaynaklarına başvurulması  kabul edilebilir gibi değil . Almanya’nın endüstriyel kirliliğinden arınarak  izleyebileceği yegane yola Türkiye’nin de girmesi için önce kirlenmesi mi gerek ?

Almanya’daki enerji dönüşümü konusunda görüş bildiren katılımcıların değerlendirme ve yorumları  ise şöyle:

Trabzon Üniversitesi Öğretim Görevlisi Oğuz Kurdoğlu “Görülen şu ki Almanya sadece yenilenebilir enerji üretim oranını yükseltmek değil kendi sera gazı emisyonlarını da azaltmak derdinde. Yine görülen o ki orada nükleere, termiklere hayır diyenler bizim ülkemizdeki gibi  vatan haini ilan edilmiyor. Eğer bizdeki gibi etiketlenselerdi  Almanya’nın %80’i vatan haini demek olurdu.

Almanya’nın  %30 yenilenebilir enerji oranına gelmesi ise asla azımsanmayacak muazzam bir rakam. Almanya 650 milyar Kilovatsaatlik yıllık toplam tüketimin %30’unu yenilenebilir kaynaklardan karşılıyor ki bu miktar 195 milyar kilovatsaat  eder: Yani ülkemizin neredeyse yıllık tükettiği enerjidir”.

Karadeniz Ereğli, Önder Gazetesi yazarı Eyüp Bektaş: “Güneş açtıkça, rüzgar estikçe, yağmur yağdıkça, toprak ana bereketini sürdürdükçe, yani dünyada yaşam devam ettikçe asla tükenmeyecek, tüketilemeyecek olan yenilenebilir enerjiden kaçış yoktur. Önümüzdeki 10 yıl içinde şalterleri indirilecek olan nükleer ve termik santrallerine hayır demek bir yurttaşlık görevidir.

 

Artvin Arhavizyon Gazetesi  yazarı Mehmet Remzi Öncel: “Nükleer ve termik santrallere karşı düşünülen alternatif enerji şekilleri, gördüğüm kadarı ile Almanya’da  son 20 yılda gelişen bir sektör. Fakat ulusal enerji üretimindeki payının % 30 unu oluşturması şaşırtıcı ve gelecek için umut dolu”.

 

Evrensel muhabiri Hayat TV yapımcısı Özer Akdemir: “Almanya’daki enerji yöneliminde de sorunsuz, tıkır tıkır işleyen bir “devrim-dönüşüm” yok gördüğümüz kadarıyla. Almanya’da gördüğümüz RES’lerin ülkemizdekilerle kıyas kabul edilmeyecek derecede daha az ses çıkarması kullanılan teknoloji farkı ile açıklandı. Güneş enerjisi üretiminin bireylere, küçük kooperatiflere doğru yayılması politikasında belli bir başarı sağlanmış ve “çözüm çatılarda” sloganı da burada öne çıkıyor. Yine de Alman sermayesi bu bireysel enerji üretimi ve küçük enerji kooperatiflerinden hoşnut değil. Nükleer santrallerden kurtulma düşüncesi hükümetçe de kabul edilmiş görünüyor. RES’lerle ilgili bazı sıkıntılar olduğu, katı kurallara tabii kılındığı bize anlatıldı ama bu sıkıntılara çok fazla girilmedi”.

 

Merzifon Çevre platformunun dönem sözcüsü Eylem Oktay: “Üstünde güneş paneli olmayan ev yoktu”

 

Yeşil Gerze Çevre Platformu Sözcü’sü Şengül Çalışkan Şahin: “2050’ye kadar elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynakları payını %25’ten %80’e çıkarmayı hedefleyen Türkiye’de ise halen termik-nükleer diye ısrar edenlerin arkasındaki gerekçeyi merak ediyor insan! Almanya’nın en fazla güneş alan bölgesi, bizim Karadeniz bölgesi kadar güneş ışığı alıyor. iki ülkeyi karşılaştırdığımızda Almanya ,Türkiye’nin %40’ı oranında güneş ışığı alıyorken bizim ülkemizde ciddi yatırımların yapılması gerekiyorken neden bu konuda Almanya lider”?

Sinop NKP Koordinatörü Zeki Karataş: “Özellikle Güneşi olmayan Almanya’nın neleri nasıl başardığını görmüş olmam açısından önemliydi”.

Almanya’da yaşayan Yeşil Gazete’ de “Güneş Gönüllüsü” adıyla yazılar yazan Dr. Alper Öktem: “ “Birincisi ,bir başka ülkenin tecrübelerini öğrenmek çok önemli. Bizim için yeni olan şeyler, rahatlıkla Türkiye’de de pratiğe geçebilir. Birincisi yenilenebilir enerji tekellere karşıdır ve yurttaş eliyle demokratik temelde şekillendirilebilir

İkincisi Büyük Türkiye’ ye giden yol küçük tesislerden geçiyor, dünyanın gidişatı bu.

Üçüncüsü damlaya damlaya göl olur sözü hem bir kere daha doğrulanmış  hem de bunun ne büyük bir potansiyel taşıdığını görmüş olduk. Tüketicilerin kendi kendilerinin üreticisi  olması  tüm süreçle ve sürecin sonuçlarıyla ilgilenmesini sağlar”.

IMG_0781

Çevre için Medya ve İletişim çalıştayının katılımcıları Bielefeld’de  nükleer karşıtı  aktivistlerle

 

Almanya’daki çalıştayın tüm katılımcıları: Dünya Kitle İletişim vakfı Proje Koordinatörleri İnci Demirkol, Yeşim Ekim, kamera çekim Yusuf Özlük, Aktivistler: Yeşil Gerze Platformu sözcüsü Şengül Şahin , Merzifon Çevre Platformu dönem sözcüsü Eylem Oktay , Sinop Nükleer Karşıtı Platform dönem koordinatörü Zeki Karataş, Öğretim Görevlisi Oğuz Kurdoğlu , Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan, Gazeteciler:  Zonguldak’tan Arhavizyon Mehmet Remzi Öncel, Çağdaş Gazeteciler Derneği Zonguldak Şube Başkanı Ali Ayaroğlu, Karadeniz Gazetesi Yazarı Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu, İz Tv belgesel ve program yapımcısı Nazım Alpman, Karadeniz Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgut Özdemir, Sinop Haber 57 gazetesinin sahibi Osman Aksu , Önder Gazetesi yazarı Eyüp Bektaş , Evrensel muhabiri, Hayat TV programcısı Özer Akdemir, Yeşil Gazete yazarı Pınar Demircan.

Almanya’da yaşayan çalıştay programının organizasyonunda ve çevirilerde emeği geçenler: Dr Alper Öktem, Dr Angelika Claussen, Almanca’dan çeviri desteği Fikret Güneş.

Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)