Ankara’da yaşam hakkı ihlal edilmiştir – Zafer Üskül

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi, “herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır” der. 1982 Anayasası’nın 17 maddesi de, “Herkes yaşama hakkına sahiptir” diye başlar.

Herkes yaşam hakkına sahipse, devletin, kişilerin yaşam hakkını (bazı sınırlı istisnalar dışında) ihlal etmemesi, yani insanların yaşamlarına şu ya da bu biçimde öldürmemesi gerekir. Bu devletin “negatif” yükümlülüğüdür.

Ancak devletin, yaşam hakkı tehdit altında bulunanları koruma, onların yaşamlarının üçüncü kişiler tarafından ortadan kaldırılmasını önleme görevi de vardır. Bu da Devletin, yaşam hakkıyla ilgili pozitif yükümlülüğüdür.

Devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini söyleyebilmek için şunları bilmek gerekir:

1. Kişinin yaşamına ya da vücut bütünlüğüne yönelik bir tehdit var mıdır?
2.  Devletin yetkilileri bu tehdidi bilmekte ya da bilecek durumda mıdır?
3. Bu tehdit, gerçek, yakın ve önlenebilir bir tehdit midir?
4. Yukarıdaki soruların yanıtı olumluysa, kamu görevlileri gereken adımları atmışlar mıdır?

Yaşam hakkı, birbirinden farklı durumlarda tehdit altında olabilir: Kamu görevlileri, toplumsal olaylarda yaşam hakkını tehdit edebilirler; bir kişi bir başkasının yaşam hakkını, çeşitli nedenlerle tehdit edebilir; şiddet görev kadının yaşam hakkı tehdit altında olabilir; ceza ve tutukevlerinde, askerlikte yaşam hakkı tehdit altına girebilir ve toplumsal olaylarda, gösteri yürüyüşleri sırasında yaşam hakkı tehdit altında olabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü bir temel haktır
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesine göre, “herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak… haklarına sahiptir”.

1982 Anayasası da,  34. maddesinde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını öngörmektedir: “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir”.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, ifade özgürlüğünü kullanmanın ayrılmaz bir parçası ve düşüncenin topluca ifadesinin bir aracıdır. Bu temel hakkın kullanılmasını sağlamak da devletin görevlerinden birisidir.

Neden?

Silahsız, saldırısız, barışçı gösteri yürüyüşü yapmak isteyen insanların karşılarına, bu yürüyüşü engellemek isteyen başka gruplar çıkabilir, barışçı göstericilere saldırılar vuku bulabilir, barışçı göstericilerin yürüyüşünü “saldırgan” bir yürüyüşe dönüştürmek isteyen provokatörler çıkabilir, vb.

Bu durumlarda güvenlik güçlerinin yapması gereken, barışçı göstericileri korumak ve onların haklarını kullanmalarını sağlamaktır. Bu sırada suça karışanlar varsa, Devletin güvenlik kuvvetleri onlarla ilgili yasal işlemleri elbette yapacaklardır.

Ülkemizde gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak ciddi bir sorun haline gelmiştir. Kullanılması izne bağlı olmayan bu hak, fiilen “izne bağlı” hale gelmiştir. İzin almak da kolay iş değildir. İdare, çeşitli bahanelerle, örneğin göstericilerin güvenliğini sağlamanın zorluğu nedeniyle, gösteri yürüyüşlerini kolaylıkla erteleyebilmekte ya da yasaklayabilmektedir.

Her şeye rağmen izin alınabilmişse, gösteri yürüyüşü hakkını kullanma üzerindeki engeller, baskılar ortadan kalkmış olmamaktadır. En küçük bir saldırganlık vukuunda, saldırganlar üzerine gidileceğine tüm göstericiler üzerinde şiddet uygulanabilmekte, barışçı göstericiler korunmamaktadır.

Son dönemlerde, gösteriler hazırlanırken ya da gösteriler sırasında, göstericiler saldırıya uğrayabilmekte ve yaşamlarını yitirenler, vücut bütünlüğü zarar görenler olabilmektedir. Burada sorun, gösteri sırasında yaşam hakkının ihlali konusunda yakın bir tehdidin var olmasına, bu tehdidin bilinebilir ve önlenebilir olmasına rağmen Devletin güvenlik görevlilerinin gereken koruma önlemlerini yeterince almamalarıdır.

10 Ekim günü Ankara’da kitlesel bir gösteri yürüyüşü yapılacağı çok önceden duyurulmuştur ve bilinmektedir. Bu tür büyük gösteri yürüyüşlerine provokatörlerin karıştığı, karşıt grupların saldırdığı, teröristlerin bomba attıkları ya da canlı bombaların kalabalığın arasında patladıkları güvenlik güçleri tarafından bilinmektedir. Güvenlik güçleri, Diyarbakır’da, Suruç’ta yaşananları, terör eylemlerini bilmektedir. Seçim öncesi ülkedeki gerginlik, Suriye’de çatışmakta olan çeşitli terörist grupların son Rus saldırıları sonrasında Türkiye’ye geri sızmaları gibi gelişmeler de göz önüne alındığında, Ankara’da yapılacak “barış ve demokrasi” gösteri yürüyüşünün güvenli bir şekilde yapılabilmesini sağlamak için özel önlemler alması gerekirdi.

Gösteriye katılacakların toplanma yerinde iki bombanın patlaması üzerine, ilk belirlemelere göre 100 dolayında kişinin ölmesi ve yüzlerle kişinin yaralanması, gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasının tehdit altında olmasına, bu tehdidin bilinebilir olmasına karşın belki de önlenebilecek bir felaketi önlemek için tedbir alınmadığının göstergesidir. Çok sayıda insanın toplandığı bir yerde sadece birkaç güvenlik gücü aracının ve ona uygun sayıda güvenlik görevlisinin bulunması büyük bir ihmalin varlığını göstermektedir.

Bu durumda, Devlet, yaşam hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmeyerek o insanların yaşam hakkını ihlal etmiş görünmektedir.

Devletin pozitif yükümlülüğü hala devam etmektedir. “Etkin ve güvenilir” bir soruşturma yaparak sorumluları ortaya çıkarmak, yargılanmalarını ve cezalandırılmalarını sağlamak.

Daha önce yaşanan olayların ardından yapılanlar bizi yeterince umutlu kılmıyor olsa da…

Zafer Üskül – www.t24.com.trzafer üskül

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page