Öfke – Özgür Mumcu

Makul mantıklı zamanlarda yaşıyor olsak kimsenin ilgisini çekmeyecek bir haber. İstanbul, Aksaray’da bir turistle esnaf arasında kavga çıkmış.
Fakat makul ve mantıklı bir zamanda yaşamadığımız için bu ufak kavga hadisesi özellikle sosyal medyada büyük ilgi gördü.
Kuveyt doğumlu İrlandalı bir turist, bir büfenin dışındaki buzdolabını su almak için açıyor. Hem cüssesi sağlam olduğu hem de buzdolabı biraz eğreti yerleştirildiği için, kapağını açtığı dolap sarsılıyor ve dışarı su şişeleri düşüyor.
“Hay Allah” diyerek yere saçılan on, on beş pet şişenin tekrar dolaba yerleştirilmesiyle bitecek ve muhtemelen olayın tanıklarının bile bir saat sonra unutacakları bu olay nasıl ana haber bültenlerine girdi, internet sitelerinde baş haber oldu, sosyal medyayı çalkaladı?
Beş on küçük boy pet şişenin yere düşmesine dükkân sahibi derhal sopayla müdahale etmeye kalkıştı. Turist hem iriyarıydı hem de belli ki boksördü. Bu orantısız ve manasız sopalı müdahale fena ters tepti. Gereksiz yere saldıran dükkân sahibine mahalleden akın akın yardım geldi. Sopalarla, sandalyelerle, tekme ve yumrukla on beş – yirmi kişi bir turistin üzerine çullandı.
Ancak neredeyse istisnasız bir şekilde hepsi turistin yumruklarından nasibini aldı. Kimse ölmediği, ciddi bir şekilde yaralanmadığı için geriye durduk yere ve haksız bir şekilde saldırıya uğrayan bir adamın kendini savunması kaldı.
Her halükârda göz ucuyla bakılıp geçilecek bir haber. Fakat turiste sosyal medyada verilen destek ya da haber metinlerinde kullanılan dildeki “oh olsun” mesajı işin neden burada kalmadığını gösteriyor.
Gezi eylemleri sırasında esnaf tarafından dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz ve Kadıköy’de kar topu attığı için bıçaklanarak öldürülen Nuh Köklü unutulmamış. Bunun dışında bu cinayetler her yerde olabilecek, tekil olaylar olarak da değerlendirilmiyor.
Zira Ali İsmail Korkmaz’ın öldürülmesinde esnafın “güvenlik güçleri”ne yardım ettiğini ileri sürmesi ya da Nuh Köklü’yü öldüren dükkân sahibinin ağabeyinin Cumhurbaşkanı’na “biz de sizdeniz” konulu bir mektup gönderdiği de unutulmamış.
Daha önemlisi Erdoğan’ın, Ali İsmail Korkmaz davasında savcının mütalaasını açıkladığı gün: “Bizim medeniyetimizde, milli ve medeniyet ruhumuzda esnaf ve sanatkâr gerektiğinde askerdir, alperendir, gerektiğinde vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, gerektiğinde adaleti sağlayan hâkimdir, hakemdir” sözleri de akıllardan çıkmamış.
Sokaktaki basit bir kavganın bile siyasi kutuplaşma ekseninde haber olup tartışıldığı bir atmosferdeyiz.
Bu aynı zamanda beş on pet şişe su sebebiyle gözü dönerek bir kişiyi linç edecek kadar gergin bir atmosfer.
Siyasi gerginliğin yüksek seviyede tutulduğu ve bir türlü sonlanmayan bir seçim maratonunun bunda payı yüksek. Bu gerginliği bir hayatta kalma ve seçim taktiği haline getiren Erdoğan’ın payı ise daha büyük.
Aksaray’daki esnaf kavgasını bile Erdoğan’a bağlayan aklı tutulmuş bir yeminli Erdoğan düşmanı mıyım?
Zannetmiyorum.
En ufak, en ilgisiz konunun bile siyasi kamplaşma çerçevesi dışında algılanamadığı bir dönem bu. Kavganın değil ama bu dönemin sorumlusu Erdoğan ve onun yönetim tarzı.
Bakalım kampanya döneminde iktidar hangi yolu seçecek? Davutoğlu’nun zarar gördüğünü anladığı için bırakacağı anlaşılan hırçın ve sert üslubu Erdoğan terk edebilecek mi?
Öfkenin artık bir hitabet sanatı değil barut üzerindeki bir memleketi ateşe atma potansiyeli taşıyan bir araç olduğu anlaşılabilecek mi?

Özgür Mumcu – Cumhuriyet