Dış Köşe

2015’in bütçesini bitirdik, 2016’nın bütçesini yiyoruz – Pelin Cengiz

Ormanları yok ederek, denizlerin üretebildiğinden daha fazla balık tüketerek, atmosfere, ormanlarla okyanusların tutabileceğinden daha fazla karbon salarak, her şeyin hiç eksilmeden devam ettiğini sanıyoruz. Ama doğanın döngüsü böyle değil. İnsanlığın, doğal kaynaklar üzerindeki tahribatını ve koruma/ kullanma dengesini nasıl sürekli kullanmaktan yana kurduğunu en net şekilde anlatan gösterge Küresel Ayak İzi. Dünyanın ekolojik sınırlarını her geçen yıl fena hâlde zorluyoruz.

Dünya, bu yıl da 12 ayın doğal kaynağını yine sekiz ayda tüketti. 2013’te insanlığın Ekolojik Ayak İzi 20 Ağustos’ta, 2014’te ise 19 Ağustos’ta, gezegenin kapasitesini aşmıştı. 2000 yılında bu tarih 1 Ekim’e denk düşüyormuş. Bu yıl ise 13 Ağustos itibariyle gezegenin kapasitesini aşmış durumdayız.

Bu ne demek? Gezegenin doğal kaynaklarının kendisini yenilemesine izin vermeden, dünya nüfusunun gelecek yılın kapasitesini şimdiden tüketmeye başlaması demek. Daha hızlı şekilde daha fazla kaynağın yok edilmesi demek… Bunun bedelini daha fazla kıtlık, daha fazla tarım arazisi ve su kaynağı kaybı, iklim değişikliğine bağlı aşırı iklim olayları sonucu daha fazla felaket olarak ödeyeceğiz.

Sürdürülebilirlik konusunda bilimsel çalışmalar yapan Global Footprint Network (Küresel Ayak İzi Ağı) tarafından ortaya konan son verilere göre, bu yıl 13 Ağustos günü itibariyle insanlığın Ekolojik Ayak İzi, gezegenin kapasitesini aşmış olacak. Earth OverShoot Day (Dünya Limit Aşım Günü), insanlığın talebinin doğanın bir yıl içinde sunduğu miktarın üzerine çıktığı gün olarak her yıl GFN tarafından açıklanıyor.

Ekolojik Ayak İzi ne anlama geliyor? Dünyanın sürdürülebilir bir şekilde sağlayabildiği doğal kaynak miktarıyla dünya nüfusunun tükettiği miktar arasındaki açık, insan yaşamını biçimlendiren en önemli etkenlerin başında geliyor. Ekolojik Ayak İzi, tüketilen doğal kaynakların yeniden üretimi, oluşan atıkların geri kazanımı için ne kadar kara ve su sahasına ihtiyaç duyulduğunu gösteren bilimsel bir ölçü. Bu ölçü sayesinde, doğal kaynaklar ve ekosistem üzerinde insanların tüketimi sonucu oluşan etki ortaya konuyor. Bu ölçü, bize doğal kaynakların tüketim hızıyla dünyanın kendi kendini yenileme kapasitesini karşılaştırarak, mevcut tüketimin sürdürülebilir olup olmadığını gösteriyor. Buna, solunum için gerekli olan hava, temiz su, gıda, ısınma/ soğutma, ihtiyaç duyulan enerji, tüketilen ağaç ürünleri, yaşam alanlarının yaratılması için tüketilen kaynaklar ve tüketim sonucu ortaya çıkan sera gazları, katı atıklar da dâhil.

Herkesin ayak izi birbirinden farklı elbette. Bireylerin ayak izi olduğu gibi ülkelerin de ayak izleri var, üstelik bazılarınınki devasa boyutlarda. Bugün dünya nüfusunun yüzde 86’sı, doğanın arz edebildiğinden daha fazla kaynak talep eden ülkelerde yaşıyor.

Küresel Ayak İzi Ağı’nın hesapları gösteriyor ki, yenilenebilir ekolojik kaynaklara olan talebimiz günümüzde 1,6 gezegen seviyesinde. Ülkelerin tüketme hızı böyle giderse tahminlere göre, yüzyıl ortasında üç gezegene ihtiyaç var.

Mesela, Çin’in kendi kendine yetebilmesi için 2,2 Çin gerekli. Bu oran Almanya için 2,5, ABD için 1,9, İngiltere için 3,3, İsviçre için 4,3, Japonya için 7, Birleşik Arap Emirlikleri için 12,3 oranında. Türkiye’nin doğal kaynakları, şu andakinin 1,7 katını üretebilseydi, Türkiye’nin kaynakları kendi kendine yetebilir olacaktı.

Az gelişmiş ülkelerin ayak izi ne kadar küçükse, kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkelerin ayak izi o denli büyük. Örneğin, bir ABD’linin ayak izi 43 Afrikalının ayak izine eşit. İnsanlık, tek gezegenlik yaşam döngüsü içinde varlığını sürdüremediği sürece çok tüketenlerin bedelini tüm dünya en çok da yoksullar ödemeye devam edecek. İnsanlığın doğal kaynak kapasitesinin sınırları içinde yaşamasını öğrenmesi gerek, bilimsel çalışmalar yaşam olasılığı bulunan gezegen keşiflerini sürdürse de gidecek başka gezegen yok, en azından şimdilik…

Pelin Cengiz –  Taraf

Kategori: Dış Köşe