Hafta SonuManşet

En son umut ölür

Saat 5:30 alarmının hatırlattığı tavukları düşünerek kalkıyorum yataktan. Üstüme kalın bir şey alıp aydınlanmaya başlayan güne dalıyorum gözüm yarı açık, dönüşte yeniden uyuyacağım kararı ile. Oysa gece yatarken 8’e kadar bir şeyler okumaya karar vermiştim. Uyku ağır basıyor, karar değişiyor. Önceki sabahlarda yaptığım gibi önce ıslak yemleri belirli yerlere döküyorum ve kümes kapısının önünde bekleşen tavukların sesi yükselirken iyiden iyiye, kapıyı açıyorum. Evin yemek artıklarını almaya mutfağa dönüyorum ve suyun altını açıyorum; nane kaynatacağım. Üç gün sonra verilmek üzere ıslak yem hazırlıyorum ve hazırlıklar bittikten sonra elimde nane çayı tavukları izlemeye başlıyorum bu defa verdiğim kuru yemi yiyorlar. Aralarına almadıkları bir tavuk var kaç gündür. İzin vermiyorlar yem yemesine, neden acaba diye düşünüyorum. Gizliden yem vermenin planları içerisindeyim. Horoz iş başında gözüne kestirdiklerinin üstüne çıkıyor 5 saniye kadar. Tavuk işin ardından silkeleniyor ve yemeye devam ediyor. Bu işi bu kadar kısa sürede halletmesine şaşırıyorum. Şimdilik keyiflerin yerinde  olduğuna kanaat getirip eve dönüyorum. Uyku kokuyor ev. Sessizlik. Parmaklarımın ucundan yürüyerek yatağa geliyorum. Gün ışıdı iyice. Saat 6.30. Ayıldım da üstelik. Yine de üstümdekileri atıp çıplak giriyorum çarşafın altına. 1.5 saat daha uyuyacağım.

IMG_0651

Fotoğraf: Zeliha Yıldırım

Pan’ın havlaması ile uyanıyorum, saat 8. Evin dışına duvar örecek ustalar gelmiş anlaşılan. Bu havlama muhakkak onlara. Pan’ı uzaklaştırmak için bir şeyler söylüyorum ve az daha uyusam olur diyerek uzanıyorum yeniden yatağa. Rüyanın hatırladığım kadarını gözden geçiriyorum bir yandan. Etkisi devam eden mutlu bir rüya. Şeker pembesi, umut dolu bir duygu yerleşiyor rüyayı hatırlayınca. Bir an sadece bir an bir şey hatırlar gibi oluyorum. Bir aydır hiç bir sabah yaşamadığım mutsuz sabahlarımı hatırlıyorum şehirde geçirdiğim. Kalkmak için bir sebep aradığım en sonunda değer verdiğim bir abinin sabah programını dinlemek için kalktığım işe gitme sabahları. Şevkle yaşamak için hiç bir sebep bulamadığım o sabahlar geliyor aklıma ilk kez. Aradan bir ay geçti ve uyandığım mutlu, anlamlı sabahları şimdi görüyorum karşımda. Bir gün var yaşayacağım; birlikte çalışıp var ettiğimiz  bir oluşumun devamını sağlayacak bir gün. Ve bugün güzel bir kahvaltı ile başlayacak.

Çay için su koyuyorum. Kahvaltılıkları çıkarıyorum;zeytin, yağ, reçel. Arkadaş çiftliğinden peynir. Geçen senenin domateslerinden yapılmış sosu görünce onu da pişiriyorum. Ekmeği kesiyorum, iki gün önce kuzine sobada pişirdiğimiz, benim yoğurduğum ekmek. Tabakları çatalları sayarak hazırlıyorum. 5 kişiyiz bugün. Verandaya taşıyorum. Çayı demliyorum. Uyanmaya başlıyor ev. Oturuyorum sofraya. Tabağıma alıyorum bir iki parça bir şey. Çay koyuyorum. Tavuklara bakıyorum bir yandan. Onlar ile aynı bahçede olan sürüden ayrılan koça bakıyorum. Sıkıntı yok. Pan ilerden görünüyor, girmemesi gereken her yerde dolaşıyor. Uzaklaştırmak için bir şeyler söylüyorum, anlar gibi yapıyor. Gidiyor şimdilik. Tamam sana da yemeğini vereceğim az sonra diyorum içimden. Tabağıma bakıyorum. Yağ sürdüğüm ekmeğime. Duygulanıyorum. Tüm o tanıdığım insanlar ve hayvanlar içerisinde yoğun ağır bir mutluluk ile sarmalanmış olarak ekmekten bir ısırık alıyorum. Koça bakmaya giden dost dönüyor sofraya. Nedensiz sarılıyorum. Anlamıyor ama O da karşılık veriyor. 2-3 saniye sarılmak dindiriyor ağırlığını mutluluğumun.

Kahvaltıdan sonra Pan’a yemeğini veriyorum. Yerken seviyorum onu. Su içişini izliyorum. Alerji gibi bir şeyi var iki gündür. Hapşırıp duruyor. Meraklanıyorum. Tavuk yemlerini karıştırıyorum. Öğle ezanına kadar tavuklarla işim yok. Kulağım onlarda sadece. Yumurta sayısını tutturuyorum iki gündür bu seslerden. Bugünde öyle olsun istiyorum. İş planıma bakıyorum. Gurka yatan ısrarcı bir tavuğun altına yumurta eklenecek ve ona biraz daha konunaklı bir yer yapılacak, nane toplanacak, elma toplanacak, erik toplanacak, sarımsak örülecek, elma kuruları kavanozlanacak, gerisi rutin işler.

Şimdi vakit “akşam ezanına az kalmış” vakitleri. Sabahki nane suyunu buz ile serinleterek geçirdiğim sıcak, nemli bir gün oldu. Hala da “bir dereye mi atsam kendimi sıcaklığı” devam ediyor. Ülke savaşa gidiyor, ortalık toz bulutu. Mutluluk eritici bir gündem. En son umut ölür derler. Anımsayıp devam etmeli ne yapılıyorsa. Şimdi yemek yenecek, üstüne çay içilecek ve bugün geceye emanet edilecek. Dolunay var. Ve bir dolu da yıldız. Yaşadığım şu güne şükrediyorum.

Hayat ne getirirse getirsin bugün ve önceki günlerde yaşadığım anın verdiği mutluluğu unutturamayacak. Tertemiz duygularla huzurla anacağım. Umarım yıllarım bahçe kenarındaki (araba yoluna doğru giden) yolda yürürken ve o yola bakarken hissettiğim o ait olma hissini ve belki anlamsız ama o yolun orda olmasına duyduğum şükran duygusunu duyarak geçer. Bir de Ağustos 20 gibi doğacak 8 civciv var belki onlar daha da şenlendirir hayatı, bilinmez.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Hafta Sonu