Heinrich Böll Vakfı Toprak Atlası’nı yayınladı

Birleşmiş Milletler tarafından 2015’in Toprak Yılı ilan edilmesi nedeniyle bir çalışma yapan Heinrich Böll Vakfı kapsamlı bir Toprak atlası yayınladı.   Birleşmiş Milletler toprağı koruma hedefinde ilerleme kaydetmek istiyor. HB vakfı tarafından yayınlanan Toprak Atlası neler başarabileceğimizi ve toprak meselesinin neden hepimizi ilgilendirdiğini gösteriyor. Atlas’ta adil ve sürdürülebilir bir toprak için savaşmak gerektiğine dikkat çekiliyor.

toprak_atlas

İnsan yaşamı baz alındığında toprağın yenilenemez kaynaklardan biri olduğu açık. Dünyadaki toprağı sanki hiç bitmeyecekmiş gibi kullanıyoruz. Bu, banka hesabından sürekli para çekip hiç ödememeye benziyor. İncecik ve verimli bir toprak katmanının oluşması binlerce yıl alırken bir saatlik sağanak yağış ise kaybedilmesine yetiyor.

2015 Toprak Atlası çok sayıda grafik ve metinle üzerinde yaşadığımız toprağın durumuna ve bunların maruz kaldığı tehlikelere dair güncel bilgiler sunuyor. Öncelikle Almanca ve İngilizce olarak hazırlanan raporun Türkçe versiyonu, Türkiye’den güncel bilgiler ve uzman görüşlerinin katkısıyla daha zengin bir içeriğe sahip.

Toprak Atlasında öne çıkan bazı temel görüşler şöyle:

Toprak bize bitmez tükenmez bir kaynak gibi görünür. Hep orada, ayaklarımızın altındadır; tarlaların, çayırların ve ağaçların altında… Toprağın üstünde yaşar, ondan beslenir, ama ona yeterli özeni göstermeyiz. Bazı şarap severler her toprağın kendine has bir kokusunun, tadının olduğunu söylerler. Peki, kaçımız bunun farkındayız? Akşam yemeği için masaya oturduğumuzda hangimizin aklına yiyeceklerimizin içinde yetiştiği toprak geliyor?

İşte tam da bunu yapmak çok önemli. Toprak, gıda üretimimizin temeli. Bitkilere besin maddelerini ve suyu sağlayan o. Bu besin maddeleri de yediğimiz her patateste, her somun ekmekte, her bir pirinç tanesinde ve mısırda bulunuyor. Hatta her bir domuz pirzolası ve fırınlanmış tavukta da… Sağlıklı toprak olmadan sağlıklı gıda üretmek mümkün değil.

Fakat toprakta sadece gıda üretilmiyor, toprak birçok başka şeye de yarıyor. Yağmur suyunu süzüyor ve onu temiz içme suyuna dönüştürüyor örneğin. İklimi düzenliyor; zira toprak, okyanuslardan sonra en büyük ikinci karbon yutağı olarak anılıyor ve dünyadaki bütün ormanların toplamından daha fazla karbon depoluyor. Ayrıca toprağın içinde hayat var. Bir avuç toprak dünyadaki bütün insan nüfusundan daha fazla sayıda organizma barındırıyor. Bütün canlı türlerinin üçte ikisi toprak altında gizli.

Uluslararası camia kendisine üç önemli hedef belirlemiş durumda: biyoçeşitlilik kaybını durdurmak, küresel ısınmayı 2 °C ile sınırlı tutmak ve herkesin yeterli miktarda gıdaya erişimini garanti altına almak. Verimli topraklar olmadan bu hedeflerin hiçbirine ulaşılamaz. Toprağın işini yapabilmesi içinse içindeki canlı yaşamının sağlam, humus katmanının sağlıklı olması ve toprak haklarının korunması gerekir. Oynadığı bütün hayati rollere rağmen toprağı korumakta başarısız oluyoruz. Yanlış kullanım sebebiyle her yıl yaklaşık 24 milyar ton verimli toprağı kaybediyoruz.

Bu kaybın çeşitli sebepleri var. Şehirler ve yollar giderek daha geniş alanlara yayılıyor. Asfalt ve beton, toprak zemini mühürleyerek verimli topraklara geri dönüşü olmayan bir şekilde zarar veriyor. Azalan nüfus da bu zararı durduramıyor: Almanya’da her gün 77 hektar toprak işlevlerinin bir kısmını ya da tamamını yitiriyor. Bu, 100 futbol sahası büyüklüğünde alanın gıda üretimine elverişli olmaktan çıkması anlamına geliyor. Ve tarımsal faaliyetler de bu suça ortak.

Ağır traktörler toprağı sıkıştırıyor: tarım ilaçları ve kimyasal gübreler toprakta yaşayan organizmaları katlediyor, su ve rüzgar ise verimli toprağı alıp götürüyor.

Hepsi bununla da kalmıyor. Dünya çapında toprağa erişim son derece adaletsiz bir şekilde dağılmış durumda. Topraksız köylüler ve sadece küçücük alanları ekip biçenler kendi karınlarını doyurmakta zorlanıyorlar. Ortalama bir Avrupalı gıda da dahil olmak üzere her yıl tükettiği ürünlerin üretilmesi için 1.3 hektar yani iki futbol sahası büyüklüğünde bir alana ihtiyaç duyuyor. Bu bir Bangladeşli’ye düşen alanın altı katından fazla. Avrupa tarafından kullanılan arazinin % 60’ı Avrupa Birliği sınırları dışında bulunuyor.

Gıda, hayvan yemi ve biyoyakıta olan küresel talep artıyor. Arazi fiyatları da öyle. Pek çok bölgede, toprak haklarını garanti altına almak için yürütülen mücadeleler, aslında bireyler ve toplulukların hayatta kalma mücadelesi haline gelmiş durumda. Toprağın küresel anlamı küresel bir tepkiyi gerektiriyor; toprağı kullanan insanların haklarını ciddiye alan bir tepkiyi. Buna karşın toprağı korumak için ortak bir Avrupa politikası oluşturma önerisi Almanya’nın itirazı sonucu reddedildi. Ortak Tarım Politikası’nda yapılan ürkek reformlar, var olan yapıları sürdürülebilir ve eşitlikçi üretim yöntemleriyle değiştirmenin aslında ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

Toprak Atlası’na vakfın web sitesi üzerinden ulaşılabiliyor.

(Yeşil Gazete)