Emanet mi demiştiniz?

Seçim gecesi sonuçlar belli olmaya başladığında Sırrı Süreyya Önder’in televizyon ekranlarında emanet oyların farkında olduklarına dair açıklaması mutena mahallerin endişeli sakinlerini kim bilir nasıl da rahatlatmıştır. Kim bilir kimler kendini muhatap almış, oylarının emin ellerde olduğunu işitince katkıda bulundukları demokratik dönüşümün keyfine varmaya başlamışlardır.

Nedense emanet oy denilince Süleyman Demirel’in tapulu arazisine gecekondu kondurtmayacağını ilan eden tarihi vecizesi aklıma geliyor. 12 Eylül sonrası eski siyasi partiler kapanmış, dönemin siyasi liderleri yasaklı sayılmışken zuhur eden ANAP Türkiye sağına sahip çıkmıştı. Siyasi yasakların kalkmasından sonra meydanlara geri dönen Demirel Türkiye sağında hak iddia ediyor,  Özal’ı tapulu arazisine gecekondu kurmakla suçluyordu.

Emanet oy da böyle bir şey mi acaba? Yani seçmenler doğdukları günden itibaren ait oldukları etnik veya dini kimliğe, sosyal sınıflara, aile bağlarına, kültürel kökenlerine, eğitim durumlarına göre belirlenen bir mülkiyet nesnesi mi oluyorlar?

Sırrı Süreyya Önder’in bazılarınca ince bir kadirşinaslık ifadesi olarak nitelenen açıklaması Türkiye’nin batı bölgelerinde yaşayan beyaz Türklerin HDP’ye verdiği oyların ya da muhafazakâr Kürt seçmenin AKP’den alıp verdiği oyların emanet olduğu ön kabulüne dayanıyor olmalı.

Yunus Emre’nin sözleriyle sorarsak “mal sahibi, mülk sahibi/ hani bunu ilk sahibi?”

Eğer CHP’nin oylarını konuşuyorsak, peki hani CHP’ye senelerdir her seçimde oylar bölünmesin korkusuyla kerhen verilen oylar? Ya, Alevilerin korkuları körüklenerek sahiplenilen oylar? CHP’li dostlarımızı daha fazla kızdırmayalım ve Kürt fobisi aşılanarak toplanan oyları hesaba katmayalım.

AKP’nin senelerdir Kürt siyasi hareketinin affedersiniz Ermeniliğini, Ezidiliğini, Zerdüştlüğünü vurgulayarak yaptığı kara propaganda mı muhafazakâr Kürt oylarını AKP’nin babasının malı yapıyor? Ya da ha bugün, ha yarın diyerek çözüm sürecini fon olarak kullanarak Kürtlerin en temel haklarını bile müzakere konusu yapmaya çalışan ve aman süreç bozulmasın, daha fazla kan dökülmesin beklentilerini oya tahvil eden politikası mı?

Örnekler çoğaltılabilir. Emanet oy kavramının geçerliği olup olmadığını yeniden düşünmek lazım. Günümüz siyasi davranış kalıplarında seçmenlerin büyük çoğunluğunun gündelik beklentilerini karşılamaya dönük hareket ettiklerini görebiliyoruz. Bu nedenle seçmenler programı inanılır, kadroları güvenilir, liderleri sahici Partilerin ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamadığına, sorunlarına çözüm önerip önermediğine göre tercih belirtiyorlar. Nitekim, yakın geçmişin kendini vazgeçilmez sanan birçok partisi ya kapanmış partiler mezarlığında ya da yoğun bakımda. Yani, siyasi partilerin hiçbir oy üzerinde hak talep etmesinin temeli yok . Aslında verilen her oy bir sonraki seçime kadar emaneten verilmiş sayılmalıdır.

Şimdi soruyu şöyle soralım: HDP’ye emanet olarak verildiği iddia olunan oylar ne kadar emanet?

HDP bu seçimlerin en fazla haksızlığa uğrayan partisi. Bir çok seçmenin oylarını sadece AKP iktidarını sınırlamak, Tayip Erdoğan’ın diktatörlük hırsını dizginlemek amacıyla bir manivela olarak HDP’ye oy verdiği doğrudur. Ama bu tespit neden bu manivela için muktedirler tarafından adres gösterilen bir başka partiye, örneğin Anadolu Partisine veya Vatan Partisine teveccüh gösterilmediğini izah edemez.

“Emanet” oylarını bir silah gibi kullanan endişeliler nedeniyle HDP’liler başka partilerden istenmeyen güvenceleri vermeye zorlandılar. Ancak toplumun önemli bir kesimini AKP ile gizli ve kirli bir pazarlık içinde olmadıklarını, demokrasiyi sadece Kürtler için değil, toplumun geri kalanı için de istediklerine inandırabildikleri ölçüde oylarını alabildiler. Yani insanlar AKP’yi durdurmanın ve demokrasiyi onarmanın başka bir yolunu bulamadıkları için HDP’ye- baraj riskine rağmen- oy verdiler.

HDP’ye bu seçimlerde açıkça haksızlık edilmiştir. Üniformalı ve üniformasız güçler tarafından bombalanan, saldırıya uğrayan, linç edilme tehlikesi altında seçim çalışması yürüten cefakâr HDP’lilerin uğradığı haksızlıklar belki de Cumhuriyet siyasi tarihinin en kara sayfaları arasında yerini aldı. Ama HDP’ye yapılan esas haksızlık programının ve seçim bildirgesinin yeterince gündeme alınmamış ve açıkça tartışılmamış olmasıdır.

HDP eğer fırsat bulup da AKP’yi durdurma iradesi konusunda kararlılığını gösterebildiği gibi siyasi programını da tartıştırabilseydi şimdi oyların emanet olup olmadığını değil, programın içeriğini konuşuyor olabilirdik. HDP’nin programı ve beyannamesi Türkiye’de özgürlük alanlarını genişletecek, toplumsal eşitsizlikleri giderecek, bozulan sosyal dengeyi onaracak, doğayı bir hak öznesi olarak öne çıkaracak bir çok yenilik içeriyor. Üstelik kimseyi dışlamayan kapsayıcı ve barışçı bir dil kullanıyor. Sadece demokratik özerklik başlığı bile önyargılardan ve peşin hükümlerden uzak olarak tartışıldığında Türkiye demokrasisi için yepyeni ufuklar getiriyor.

HDP’nin onca emek ürünü, iddialı  programını tartışmayı ihmal ederek hem HDP’ye haksızlık ettik,  hem de programın eksikliklerini tamamlama, zayıf yanlarını güçlendirme fırsatını kaçırmış olduk. Artık barajlar yıkıldı, AKP tehdidi bertaraf edildi, HDP 80 kişilik renkli ve güçlü bir grupla Meclis’te. Şimdi HDP’nin programının Meclis’te hayata geçirilmesinin takipçisi olarak, eleştirerek, geliştirerek, yani kısaca sahip çıkarak emanet olduğu iddia edilen oyları gelecekte kalıcı kılmanın yollarını arayalım.

Mahmut Boynudelik

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page