Seçim dönemlerinde medya etiği üzerine

Genel seçimler yaklaşıyor. Etraflar bayraklarla, seçim şarkılarıyla renklendi bile. Seçim öncesi dönemlerde adayların halkla buluştuğu iki önemli mecradan biri meydanlar. Adaylar bayrakları, broşürleri, onlar için çalışan arkadaşları, seçim şarkıları veya türküleri ve kendi bedenleriyle sokakta kendilerini ifade ederler. Ancak oy pusulası önümüze geldiğine ne adayların/partilerin sayısı meydanlarda gördüğümüz kadardır, ne de hepsini aynı ölçüde tanıma şansını elde edebiliriz.

Adayları tanımaya çalıştığımız bir diğer önemli mecra ise medya. Televizyonlar seçim öncesi dönemlerde adayları konuk ederler, meydanlara gidip neler olup bittiğini aktarırlar, akademisyen, politikacı, yazar gibi kişiler kameraların olduğu odalara toplanıp konuşurlar. Radyolar da benzer programlar yapılır. Basılı veya internet üzerinden yayın yapan gazetelerde de gündem seçimlerdir. Haberlerin, köşe yazılarının çoğu seçimlere odaklanmıştır. Köşe yazarları fikirlerini yazarlar, manşetlerde adayların vaatlerini, parti programlarını, polemikleri okuruz günlerce.

Bir de, kullanım biçimi açısından meydanlara benzeyen ama bir medya aracı olan sosyal medya alanları var ki bu alanlarda, herkes eşit gibi görünür ve fikirlerini biri sormadan herkese -teoride- söyleme hakkına sahiptir. Türkiye’nin yüzde 91’i mobil araçlarından internete giriyor, 32 milyon internet abonesi var. Bu rakamlardan hareketle sosyal medyanın da küçümsenmeyecek bir alan olduğunu söyleyebiliriz. Rakamların büyüklüğü gerçekten göz kamaştırıcı.

Medyanın Etik Olma Sorumluluğu

Meydanlarda adayların kendilerine yeterince ve adilce alan bulup bulmadıkları başka bir yazının konusu olsun, bu yazıda medyanın adayların sesini yükseltmedeki etik sorumluluğundan bahsedeyim. Medya mensuplarının etik olma sorumluluğunun seçimler için belirleyici olduğu yadsınamaz. Peki, medya mensupları adaylara etik yaklaşıp kamuoyunu seçimler hakkında nitelikli bilgilendiriyor mu? Soruyu tersten şu şekilde de sorabiliriz: Vatandaşlar seçim öncesi dönemde bilgi edinme haklarına yeterince ulaşabiliyorlar mı? Uluslararası Şeffaflık Derneği de böyle sorulardan hareketle olsa gerek geçen haftalarda medya mensuplarının imzasına açtığı bir teminat sundu: Seçim Öncesi Dönemde Etik Habercilik Teminatı. Dernek teminatta şöyle söylüyor:

“Sadece seçmen kitlesinin değil, bu ülkenin her bireyinin hayatını ve geleceğini etkileme gücüne sahip seçimlerin hazırlık aşaması ve seçim günü ile ilgili bilgilendirmenin doğru, nesnel ve eksiksiz yapılmasının önemi sebebiyle Uluslararası Şeffaflık Derneği olarak medya mensuplarından:

– İnsanların haber alma hakkını gözeterek seçim döneminde doğru, nesnel ve eksiksiz yayın yapmalarını,

– Seçim dönemi yayınlarının adaylara ve partilere ilişkin nefret söylemi içermemesini, yargılayıcı olmamasını,

– Bu süreçte, tüm parti ve adaylara adil ve eşit mesafeli bir yaklaşım sergilemelerini ve bu şekilde yer ayırmalarını,

– Seçim dönemi yasakları konusunda bilgilendirici yayın yapmalarını ve bu yasakların ihlal edildiği durumları kamuoyu ile paylaşmalarını,

– Seçim sürecinde yanlış bilgilendirme, manipülasyon, söylentiler ve algı yönetimi operasyonlarına karşı dikkatli olarak, yayınlamadan önce bilgilerin geçerliliğini başka kaynaklardan da doğrulamalarını,

– Seçim dönemi kampanyalarının odaklandığı ana meseleleri tanımlamakta yayın ekibine ve kamuoyuna yardımcı olması adına tarafsız uzmanların, akademisyenlerin ve sivil toplum kuruluşlarının fikirlerinden, eleştiri ve önerilerinden de faydalanmalarını, ayrıca, yine bu süreçte, seçim anketlerinin sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmadan önce, anketin kalitesini ve finansörlerinin kim olduğunu, bunun anketin bilimselliği üzerindeki etkisini dikkate almalarını,

– Medya kuruluşu yöneticilerinin ve sahiplerinin sonrasında kendilerinden siyasi içerikli bir karşılık beklenmesine neden olabilecek herhangi bir hediye ya da para kabul etmemelerini, böyle bir duruma şahitlik edilirse kamuoyunu konu ile ilgili bilgilendirmelerini,

– Aktif medya mensupları olarak herhangi bir seçim aktivitesinde yer almamalarını ya da herhangi bir partiye maddi bağışta bulunmamalarını, böyle bir duruma şahitlik edilirse kamuoyunu konu ile ilgili bilgilendirmelerini,

– Hiçbir ayrım yapmaksızın haberlerinde kamuoyunun beklentilerine yer vermelerini istiyoruz.”

Yeşil Gazete’nin önüne de bu teminat geldi. Ekip olarak “partilere eşit mesafede olma” kısmının hakkını veremeyeceğimize ancak “bu mesafenin adil olabileceği” konusunda hemfikir olduk. Bunun dışında talep edilenlerin etik habercilik anlayışıyla örtüştüğü konusunda uzlaştık.

Bilgi edinme hakkının da temel haklardan biri olduğunu unutmadığımız günler diliyorum.

Pelin Atakan

Fotoğraf: http://www.seymourduncan.com/