ManşetYazarlar

Fukuşima izlenimleri(3): Nükleer Felaket sonrasında gidenlerle kalanların değişen hayatları

Tohoku Yardım Derneği üyeleri

 

Fukuşima Daiichi Nükleer santral felaketinden etkilenen alan ilk günlerde 10 kilometrekare olarak ilan edilmişti, 6 ay sonra ise bu alan 20 kilometrekareye kadar  genişletildi.  Sözkonusu 20 kilometrekare içerisinde her biri yaklaşık 20 bin nüfuslu  Namie, Futaba, Okuma, Tomioka, Naraha  adında  kasabalar olup bu kasabaların sakinleri  yine Miyagi Eyaleti içerisinde Fukuşima ve Fukuşima’ya komşu  şehirlere yerleştirildi.

Fukuşima  şehir merkezinden Nükleer santralin bulunduğu  noktaya 9 kilometre kala turumuzun  da sonuna geliyoruz. Sırada 55 kilometre uzaktaki 330 bin nüfuslu Koriyama şehrindeki geçici konutlara(prefabrik evlere) yerleştirilen Namie  sakinlerine yapacağımız ziyaret var. Kar yağıyor. Oysa Namie bugün günlük güneşlikti . İnsanların sadece evlerini değil yaşam ortamlarını, alıştıkları atmosferi  bıraktığı aşikar. Burada  589 hane yaşıyor.  Aklıma Eylül 2013 tarihinde hazırlanmış olan youtubeda  izlediğim bir video geliyor. O kayda göre  Koriyama’daki, radyasyon seviyesi (oranını) 22 ,3 microsivert civarındaydı. https://www.youtube.com/watch?v=z4_ve1H11Wg

Nükleer  santralden 20 kilometre mesafe kapsamındaki bu  insanlar,  tahliye edilmişti edilmesine ama, santralin 55 kilometre batısında yer alan yerleştirildikleri şehir de radyoaktiviteden etkilenmemiş değildi.  Bu durum, rüzgarın estiği yönün, değişen hava şartlarının, felaket mahalinden uzaklık öngörülerek yapılan tahliyeleri   bir çözüm metodu olmaktan çıkardığını gösteriyor.  Nitekim  Japonların bugün Fukuşima’dan aldığı dersler arasında tahliye planlarının bir önemi olmadığı da yer alıyor. Yani havadan bir radyoaktif kirlilik sözkonusuysa insanları korumak için en önemli aksiyon hava şartlarına, rüzgarın estiği yönün aksine hareket etmektir ki bu durum ezbere uygulanan  tahliye planlarının anlamsızlığını ortaya koyuyor. Öte yandan düşük doz radyasyonun izleyen dönem kanser oranlarını arttıran bir faktör olduğu Türk Tabipler Birliği tarafından ülkemizde Çernobil’in insan sağlığına etkilerini araştıran çalışmalarla ortaya konmuş, ülkemizde Çernobil’den sonra  kanser oranlarının arttığı anlaşılmıştır.

namieden (3) (2)

Geçici konutların girişinde  Namie  Muhtarı  Yamamoto Bey ile aynı  yerleşkeden  Kawamura Hanım bizi karşılıyor. Burada kendilerinden Namie’den çıkış öykülerini dinleyeceğiz zira bunu anlatmak için izleyenlerin beğenisini toplayan  2 renkli yol  benimsemişler. Biri görsel hikaye anlatımı diğeri de çizgi film gösterimi. Görsel hikaye anlatımında, bir kuşun gözünden şiirsel bir dille  Fukuşima’da yaşananlar anlatılıyor.  İnsanlar  birden nasıl yok oldu nereye gittiler? Tarladan çıkan ürünler niye imha ediliyordu? O beyaz kıyafetli maskeli adamlar da kimdi ? Fakat biz kuş ne yapacak, ne zaman uçup başka diyarlara gidecek derken kuşun öldüğüne şahit olacaktık.

kuş 3

Sunumun ardından çizgi film başlıyor. Çizgi filmin senaryosunu 22 Haziran 2012’de 72 yaşında yaşamını yitiren  Yasuko Sasaki Hanım yazmış. “Göze Görünmeyen  Bulutun Altında Memleketimin  Mavi Gökyüzü” adlı  çalışması onun anısına çizgi film haline getirilmiş. Çizgi filmde,  birden yaşlı kadının evinin kapısı çalınır, nükleer santralin patladığı haberi verilir kendisine: hemen evini terketmesi gerekiyordur.”…milisivert radyasyon vardır havada, yaşlı kadın anlamaz “milisivert mi o da ne? bekerel mi hiç duymadım…” Sasaki Hanım fazlasıyla hayatın içinden kaleme almış senaryoyu, zaten daha sonrasında  yerleştirildikleri geçici konutlardaki hayatı da anlatıyor: insanların tanımadığı birileriyle ortak bir hayatı sürmesinin zorluklarını,  ilişkileri çok başarılı bir şekilde yansıtmış.

Sunum sonrasında otobüsümüze geçerek  şehir merkezindeki otelimize dönüyoruz . Fukuşima şehir merkezi Daiichi nükleer santralinden 40 kilometre uzaklıkta. Facianın üstünden 4 yıl geçmişken  şehirde bir hareketlilik var, gidenlerin bir kısmı devletin yaptığı çağrılara kayıtsız kalmayarak geri dönmüş,  bir kısmı ise  hiç gitmemiş . İnsanların tüketim  yaklaşımında sıradışı bir şey var mı diye süpermarkete gidiyorum, herşey normal, balık reyonu  dolu ,insanlar rahatça alışveriş yapıyor. Gıdadaki radyoaktivite  oranı başından beri ilgi odağım olduğundan daha önceki bi yazımı size hatırlatarak:   http://yesilgazete.org/blog/2014/06/16/japonyanin-yeni-ve-sasirtici-sektoru/  Bu haberde bahsi geçen ölçüm istasyonunun bir benzerine giderek  bilgi aldığımı da belirtmek isterim.

Bu merkezi,  Üçüncüsünün  Sendai’de yapıldığı Dünya Risk Konferansına katıldığımız son günü  ziyaret ediyorum. Çok şanslıyım, Fukuşima’da tanıştığım ve size geçen yazımda bahsettiğim Yazar Mutou Hanım ve  arkadaşı  Chiba Hanım, her ikisi de Fukuşima Nükleer felaketinden itibaren nükleer santrallerin tekrar açılmaması ve hayatımızdan tamamen çıkıp gitmesi için uğraş veren sivil toplum örgütleri içerisinde mücadele eden idealist kadınlar, talebimi unutmamış ve benim için tanıdıklarıyla bağlantıya geçerek merkezlerini ziyaret etmek istediğimi aktarmışlar.

inori

Tohoku Yardım Derneği üyeleri

Ölçüm Merkezinin adı İnori (anlamı: yürekten dilemek, dua ). Naoya Bey bir rahip, bu ölçüm merkezinin kurulmasında Belediye Meclisinden Higuchi Hanım’ın katkısı büyük, her ikisi de Touhoku Yardım Derneği’nden. Aslında Ölçüm merkezi daha önce şehir içindeymiş ama kira gibi ödenek problemleri çıkınca kilise içerisinde bir odada kaliteyi düşürmeden gönüllü faaliyetlerini sunabileceklerine kanaat getirmişler. Bu ölçüm istasyonu  yine bağışlarla kurulmuş olan, ekipmanlarının  Almanya’da  bir firmadan temin edilmiş . Naoya Bey toplum içerisindeki baskıdan da söz ediyor,  bölgeden kaçmayı başka yerlerde yaşamayı tercih edenlerin  aileleri tarafından “Sen  Japonya’nın gelişmesine engel olmak istiyorsun” gibi iddialara maruz kaldığını, radyoaktif kirliliğin inkarının  teşvik edildiğini söylüyor .

ölçüm uzman2

Ölçüm istasyonunda sistemin nasıl işlediğine gelecek olursak ölçümü yapılan  bir numune örneğin 3 kiloluk prinç için 50 gramı  test ediliyor(test edilen oran hep aynı), bu ölçüm ekipmanı bilgisayara bağlı ve veri sonucu ordan çıkıyor . Numune üzerinden yapılan ölçümler ücretsiz olurken bu hizmet  ticari amaçlı olarak restaurant veya  market işletenlerin  sundukları gıdalarda radyoaktivite olmadığını belgelemek için ise ücretli : 5000Yen (40 dolar ).  Lakin  radyoaktivitede inkar politikası izleyen bir kısım  Japon halkının bu sertifikayı alan yerlerden gıda temini gibi bir çabası da yok.  Aslında bu ölçüm istasyonunun takipçileri belli, zira şehir merkezinden taşınıp biraz daha uzaktaki kiliseye yerleşmeleri ziyaretçilerinin sayısında bir değişikliğe sebep olmamış .

Peter Drucker’ın  yönetim bilimlerinde  “ölçemediğinizi yönetemezsiniz” sözü aklıma geliyor. Şüphesiz bu sözün tersi de doğru,  nükleer facianın etkilerinin yönetilebilirliğinin zor oluşundandır ki  Japonlar ölçmeyi reddediyor : göze görünmeyen radyasyonu inkar politikası  alıştıkları hayatı terketme niyetinde olmayan Japonların hayatını kolaylaştırıyor. Bir tarafta bırakın kasabayı, şehri ülkeyi terkeden Japonlar, bir başka tarafta kendini mücadeleye adayanlar varken tam karşılarında alıştıkları hayatı bırakamayan,  hayatını değiştirmeyi reddeden kitleler de var ki tercihlerinin sonucunun önümüzdeki on yıl içerisinde artan kanser oranlarının verileri olarak karşımıza çıkmamasını diliyorum.

Sonraki yazı, Fukuşima İzlenimleri(4): Onagawa Nükleer Santrali tanıtım ofisini ziyaret & Dünya Risk Konferansından Notlar

Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet