Dış Köşe

Bahar ateşi – Karin Karakaşlı

Baharın tehlikesi hep o beklenmedik havalarından. Hani şu şairi ‘mahveden güzel havaları’ından. Garip bir tazelik hissiyle geliyor o en beklenilesi tehlike. Teninde bir ürperti olarak hissediyorsun baharı. Toprağın kokusunda. Şehrin göbeğinde toprakla ilişiğin olmayan beton yığınlarının ortasında bu defa  köşebaşlarını tutan çiçekçi kadınların ‘Fulyalaaar geldi fulyalaaar’ ile ‘Adanın mimozalar’ çığlıklarında.

Vapur yan açığın sarhoş ediciliğinde bahar. Dalgalarla aynı ufukta birleşme keyfinde. Kabanları üzerinden atıp nasıl da ağır olduklarını farketmenin şaşkınlığında. Renklerin patlamasında bahar. Ağaçların yeşilinin fosforlu gibi gelmesinde gözüne. Kendi aldığın nefese kalbinin çarpmasında.

Kalp çarpıntısıyla aşkı hatırlayışında bahar. Eskileri, bir başka seni… Mahkûm olduğun rutinleri sanki ilk kezmişçesine farkedişinde. Ve isyan edişinde kapalı binalarda geçirdiğin saatlere. Bahar, sokakların ruhuna çok güzel gelmesinde. Onca kötülüğün ortasında umut edecek bir şeyler buluşunda.

Ne mutlu bize ki, bu topraklarda baharı Newroz ateşiyle karşılayabildiğimiz köklü bir gelenek var. Ve ne acı ki,  o ateş yıllar boyu yürekleri kavurdu baharı müjdeleyeceğine. Kürt halkının varlık mücadelesinin simgesine dönüşen Newroz ateşi uğruna pek çok insan hayatını kaybetti.

Bu yıl Newroz kutlamalarının anlamı her zamankinden daha geniş, daha kapsayıcı. IŞİD çetelerine karşı YPG/YPJ güçleri öncülüğünde 133 gün süren direnişin ardından özgürlüğüne kavuşan Kobanê, sınırın iki tarafında yapılacak görkemli kutlamalarla baharı selamlıyor. Kobanê sınırındaki Suruç’un Etmanek köyünde başlayan kutlamalarda, IŞİD saldırıları sonrası yerlerinden yurtlarından göç etmek zorunda kalan ve halen Suruç Belediyesi tarafından kurulan çadır kentlerde yaşayan binlerce Kobanêli Kürt, ateşin yakılmasıyla birlikte sınır hattına yürüdü.

Kobanê’de direnişin başladığı günden beri sınır nöbetlerinin tutulduğu Suruç’un Etmanek Köyü, sınırın yapaylığını ve geçirgenliğini kanıtlayan canlı bir simge. Koca bir coğrafya dört bir koldan birleşerek farklı bir tarihe özlem ve umudunu haykırıyor.

Bu umut boşa değil; kimselerin hediyesi de değil. Devletin ‘yasak’ ilan ettiği yıllarda kana bulanan Newroz kutlamaları, 1982’de Diyarbakır Cezaevi’nde Mazlum Doğan’ın 21 Mart’ı 22 Mart’a bağlayan gece bedenini ateşe vermesi sonrası direnişin de simgesi oldu. Doksanlı yıllarda Kürt hareketinin güç kazanmasına koşut olarak kitleselleşen Newroz 1991’de bir katliama sahne oldu. İlk kez o yıl kitlesel olarak kutlanan bayram günü polisin kitleye ateş açması sonucu 31 ölü. 1992’de devletin hedefinde Şırnak ve Cizre vardı. O yıl da saldırılar sonucu 12 kişi hayatını kaybetti.

Kapalı salonlardan meydanlara kolay gelinmedi. Bugün halkların varlık haklarına saygılı, barış içinde bir hayat özlemindeki herkes o ateşin etrafında buluşuyorsa, bu o ateş uğruna ödenen bedeller sayesinde. Oysa hayat, uğruna bedel ödetilmemesi gereken temel bir haktır. O hakkın tanınmadığı topraklarda da yaşadığınız her gün direnişin ta kendisi olur.

Ateş, çok eski zamanlardan bu yana insanlık tarihinin hayatında önemli bir rol oynadı. Besinleri pişiren, insanı ısıtan ama aynı zamanda yakabilen ateş, ezelden beri hayranlık ve korku uyandırdı. Antik Pers mitolojisinde ateş ve saflığın tanrısı Atar’dı. Yunan mitolojisinde Hephaistos, demircilik zanaatıyla uğraşan ve Tanrılar ile kahramanlar için silah, zırh üreten ateşler tanrısıydı. Vulcanus, Roma mitolojisinde ateşin ve yanardağların tanrısıydı. Ermeniler de Hıristiyanlık öncesi ateş tanrısı Mihr eşliğinde birbirlerine çiçek, yemiş armağan eder, ateş üzerinden atlarlardı. Muş ve Van’daki tapınaklarda yılda bir kez 14 Şubat’ta Mihr için büyük bir ateş etrafında yeni gelinler ile güveyler el ele tutarak oynardı.

Bunca Tanrının Tanrıçanın bir bildiği olmalı. Her bahar ateşi yeniden harlayan bir umut olmalı. Newroz, son yirmi beş yıllık yakın tarih içerisinde Türkiye’de hâkim siyasi iklimin etkisiyle çok farklı anlamlar kuşandı. Uğruna nice kıyım, nice acı yaşandı. Bugün eğer yanyana durup Newroz’dan umut damıtıyorsak, devlete inat bir şeyleri başarmışız demektir. Tıpkı 19 Ocaklarda acıdan mücadele gücü devşirirken yaptığımız gibi. Tıpkı bir 24 Nisan’da inkârı hiçleştirecek bir ortak duruşla yapabileceğimiz gibi.

Birbirimizin baharı olmaya ihtiyacımız var. Birbirimizin alevi, birbirimizin ışığı… İçimize artık kor düşüremesinler diye.

Karin Karakaşlı – AGOS

Kategori: Dış Köşe