[Denizgöründü Mektupları 3] Takvimler kuzu göbeğini gösteriyor! – Bülent Genç

Etrafı orman ile çevrili bir dağ köyündeyseniz, gün içerisinde dört mevsimi yaşadığınız hissine kapılabilirsiniz. Şehir merkezlerinin aksine, yapılacak işleri gün ve saat değil, havanın ne durumda olduğu belirliyor.

Sonbahar

Sonbaharın ilk günlerinden itibaren köyde yoğun bir çalışma devam etmekte. Genç, yaşlı, kadın erkek herkes günün doğuşuyla birlikte işe koyuluyor. Ekim ayı başında yağan yağışlar sonrasında tavına gelen toprağı ekin ekecekler sürüp ekti. Köylü ihtiyaçları kadar ekiyor fazlasını değil. Soğan, sarımsak,bakla, bezelye toprakla buluşurken, zeytin toplama işi de sürmekte.. .Kuru bakladan yapılan bakla keşkeği dedikleri bir yemek var burada. Sıkça yaptıkları bu yemek için hemen herkes bakla ekiyor. Biz de arazimizin bir bölümüne bakla, bezelye, soğan ve sarımsak ektik. Hatta kış ortasında  nohut da toprakla kavuştu. Bunlar dışında asma ve gül çeliklerini, çeşitli çiçek fidelerini, aromatik bitkileri, çilek ve arılar için bolca çiçek tohumunu da bahçemizle buluşturmayı ihmal etmedik!

05032015759

Elif, çilek yemeyi çok seviyor hatta köydeki asıl amacı büyük bir çilek tarlası oluşturmak. Annesinin, bebekliğinden bu yana anlattığı çilek tarlası masalındaki kız gibi… Anlaşmamıza göre ekilen çileklerin tüm sorumluluğu ona ait olacak. Bakımı ve hasat sonrası çileklerin nasıl değerlendireceğine Elif karar verecek. Çilek fideleri bahçeye ekilirken köyde yoktu, gelişmeleri benden istediği fotoğraflarla takip etti.

***

Denizgöründü Mektubu’nu yazarken bir yandan yanı başımda nazlanarak yanan kuzine sobayı takip ediyorum.  Nazlanması çam odununun çok kısa sürede boruları dolduruyor olmasından. Köylüler kışın, orman müdürlüğü için kesim yaparken ıskartaya ayrılan ince dallardan kendi odunlarını çıkarıyorlar. Beni de odun almam için kesim yaptıkları bölgeye çağırdılar. Onlarla birlikte çalışmak ilginç bir deneyimdi. İşe ara verip evden getirilen yemeklerle hazırlanmış sofrada yemek yiyip yaptıkları işle ilgili sohbet ettik.

SNV84582

Atalarının yüzyıllardır ormanda çalıştıklarını, kendilerinin de en iyi bildiği işin bu olması sebebiyle bu zamana kadar devam ettirdiklerini söylüyorlar. Ancak son yıllarda kesim işinin, aracı şirketlere ihale edilmesi yüzünden ücretler çok düşmüş; kendi tabirleriyle kölelik yaptıklarını söylüyorlar. İmzaladıkları sözleşmeye göre de ne bir sigorta ne de sosyal hakları var. Tehlikenin kol gezdiği çalışma ortamında herhangi bir kaza olursa kendi imkanlarıyla hastaneye ulaşıp tedavi olmak durumundalar…

***

Kış

Kış aylarında gelen bol yağış beraberinde sabırsızlıkla beklediğimiz mantarları da getirdi. Buradaki ilk mantarlarımızı kızım Elif ile beraber komşumuz Hasan amca rehberliğinde topladık. Onlarca farklı mantar türü görmemize rağmen sadece 3-5 çeşidini aldık. Köylüler, geçmiş kuşaklardan öğrendikleri ve emin oldukları dışındaki türlerle pek ilgilenmiyorlar. Bir köylüden duyduğum şu söz mantarla olan mesafeli ilişkilerini en iyi şekilde anlatıyor sanki: “Mantar yiyen ölmüş, yemeyen ölmemiş”.

10697349_10152920369342357_8840066036899658846_o

En kısa günleri yaşadığımız Aralık ve Ocak aylarında havanın kararmaya başlamasıyla birlikte köy tamamen sessizleşiyor. Genç nüfusun il ve ilçe merkezlerine yerleşmesinden dolayı yaz tatili ve bayramlar dışında köyde genç veya çocuk görmek pek mümkün değil.  Birlikte vakit geçirdiğim insanların hepsi benden daha ileri yaşlarda. Büyük şehirde yıllarca sessizlik özlemi çekmiş biri olan bana bile sessizliğin fazla geldiği zamanlar oluyor. Yanlış anlaşılmasın benim istediğim eş dost çocuk sesi, asla büyük şehir gürültüsü değil! Eşim Neslihan’ın İstanbul’da çalışıyor olmasından dolayı ancak birkaç günlüğüne Elif ile birlikte gelebiliyorlar…

***

ÇAYEK

Zaten alışveriş ihtiyacı dışında merkeze pek inmiyorum. Çayek  (Çanakkale Ekolojik Yaşam İnsiyatifi) toplantı ve etkinliklerine mümkün olduğunca katılmaya çalışıyorum. Doğa dostu üretici ve tüketicilerin meydana getirdiği bir kolektif Çayek. Böyle birlikteliklerin diğer şehirlerde de oluşmasını çok isterim.

dg4

ÇAYEK vasıtasıyla olsun, günün kendi akışında olsun köylülerle yaptığım sohbetler neticesinde anlıyorum ki; köylerde ekolojik tarım yapılabilmesi ve sürdürülebilir bir yaşam sağlanabilmesi,  şehirde yaşamayı seçen insanların tüketim alışkanlıklarını sorgulayıp değiştirmesiyle mümkün. Kendi tüketeceği sebze meyveye fenni gübre ve ilaç kullanmayan köylü, tüccarın kilosuna 30 kuruş verdiği  domatesi  daha fazla ürün almak için var gücüyle ilaçlıyor. Sütü için hayvan besleyenlerse; eti sütü bol olsun diye suni yemlerle besliyor hayvanını. Bir de tüccarın elinden geçtiğinde sofranıza gelen ürün nasıl bir hale geliyor varın düşünün…

***

Ocak ve Şubat ayları oldukça yağışlı ve soğuk geçti bu yıl. -15 derecedeki hava sert poyrazla birleştiğinde daha önce hiç görmediğimiz bir soğuk yaşattı bize. Dışarıda su depomuzdaki  yağmur suyu hasadı yaptığımız sular ve soba yanmayan odalarımızdaki her şey buz tuttu!  Hayvanlarımızın suluklarına günde 2 veya 3 sobanın üzerinde kaynattığımız sulardan doldurduk. Ektiğimiz bitkilerin üzeri yarım metre karla kaplandığında endişelendik ama karlar eridiğinde gördük ki hepsi yaşıyor! Sonrasında gelen don ise sevincimiz kursağımızda bıraktı! Karın koruyucu örtüsünden mahrum kalan bitkilerimizin çoğu yandı. Bakla, bezelye ve mercimekler… Doğa ananın bir bildiği vardır diyerek hiç üzülmedik. Soğuktan etkilenen bitkilerimiz çürüyerek toprağımızı besledi. Bir önceki yılın ne kadar kurak geçtiğiyle ilgili yüzlerce tatlı sohbet yapmamıza vesile oldu.

“Aman aman yağsın, bereket olsun. Siz bereketli geldiniz köyümüze…”

dg3

Kuzu Göbeği

Şubat sonlarını yaşadığımız şu günlerde ise bademlerin çiçek açması baharın ilk ışıklarını içimize doldurdu. İstanbul’da ev ve iş yeri balkonlarımızda, yıllardır yetiştirdiğimiz bitkilerimizin tohumlarını arazimize saçma zamanı geldi! Bunun nasıl duygular oluşturduğunu,  ne derece keyif aldığımı yazarak anlatmayı hiç denemeyeceğim. Sırtında çuval çuval toprak taşıyarak balkonunda bir şeyler yetiştirmeye çalışan, yetiştirdiği bir domatesin karşısında hayranlık dolu saatler geçirenler anladı bile…

Ve aylar geçiyor, takvimler kuzu göbeğini gösteriyor!

Bu dağlardaki kuzu göbeği mantarıyla tanışma sabırsızlığı içerisindeyim. İlk beyaz mantarımızı ve melki mantarını kış mantarı zamanı kızım Elif ile beraber bulmuştuk. 5 yaşında olmasına rağmen onlarca kilometre dolaşmıştı bizimle. Şimdi de heyecanla onu bekliyorum, bir kaç gün sonra Elif gelecek ve umarım ilk kuzu göbeğini de yine beraber bulup paylaşacağız fotoğraflarını.

dg1

Ektiğimiz sarımsak ve soğanlar iyi. Birkaç gün önce patatesler de ekildi. Yer elması yumruları, ada çayı, biberiye, lavanta vb. bitki fideleri toprakla buluştu. Dereler doldu taştı, topraktan yemyeşil otlar fışkırdı, ağaçlar tomurcuklandı, kuşlar başka türlü ötmeye başladı…

Yaşasın bahar Denizgöründü’ye geliyor!

Bülent Genç

 

 

Bülent Genç