Yazarlar

Özgecan bize neler gösterdi?

Artık Özgecan’ın gülen gözleri akıllarımıza kalıcı olarak kazındı. Ceylan Önkol’un delici bakışlara sahip küçücük gözlerinin, Berkin Elvan’ın kapkara gözlerinin yanında Özgecan da gülen gözleriyle bir arada yıllar boyunca tüm vicdan sahiplerini rahatsız etmeye devam edecek.Özgecan Berkin Ceylan

Özgecan’ın ardından oluşan matem havası Ceylan’ın ve Berkin’in matemlerine hiç benzemiyor. Ceylan öldürüldüğünde sessiz kalanlar Berkin’in cenazesine katılmıştı. Berkin’in cenazesine gelmeyenler de şimdi Özgecan için ayakta. Öfke daha yaygın, öfke daha görünür halde. Özgecan’ın katlinin Ceylan’ın ve Berkin’in öldürülmelerinden başka bir şey olduğunu hemen hissedebiliyoruz.

Ceylan 14 yaşındaydı ama Kürttü. Berkin henüz 15’indeydi ama cebinde bilyeler vardı. Oysa Özgecan siyaset dışıydı, üstelik güzeldi, masumdu ve üstelik üniversite öğrencisiydi.

Ceylan faili meçhul bir el tarafından ateşlenen bir havan mermisi tarafından öldürüldü, Berkin’i öldüren destan yazmak üzere görevlendirilmiş bir devlet memuruydu; Özgecan’ı katleden ise cisimleşmiş bir şeytani yaratık.

Özgecan’ın ardından ulusça gözyaşı döküyoruz. Ceylan’ın ölümüne kayıtsız kalan, Berkin’in ailesini yuhalatan devlet ricali bile üzüntülerini göstermek için taziye sırasına girdiler. Özgecan’ın ardından dökülen gözyaşlarının samimiyetinden kuşku duymamıza sebep yok ama bu üzüntü resmi geçidine yakından bakınca Türkiye’nin hastalıklı ruh halini bir çok yönüyle yakından görebiliyoruz.

**

Özgecan’ın arkasından en sık dile getirilen yönü masumiyeti oldu. Cinayetin ardından Kemal Kılıçdaroğlu “tertemiz bir yavrumuzdu “ dedi, Sümeyye Erdoğan ise “çok asil, çok akıllı insanlar” diyerek üzüntülerini dile getirdi. Bahçeli de Özgecan’ın ölümü hak etmediğine dair benzer sözler söylemiştir.

Özgecan’ın güzelliğinin ve masumiyetinin sürekli vurgulanması güzel ve masum olmayanlara yapılan saldırıları meşru göstermek anlamına gelmez mi?

Okuldan çıkıp kendi halinde evine giden bir üniversite öğrencisine yapılan saldırı, örneğin bardan çıkmış bir kadına yapılmış olsaydı tepkiler bu denli yaygın ve içten olur muydu?

Hafif yollu kadınlara, mini eteklilere, ağır makyajlılara, yalnız yaşayanlara, kocasından boşanmaya çalışanlara, orospulara, translara uygulanabilecek yazılmamış bir şiddet tarifesi mi var? Nitekim her gün yüzlerce kadın sonu bu denli hunharca olmasa da tacizlerin kurbanı oluyor. Sonu cinayete varmayan tacizler toplumca görmezden geliniyor ve daha kötüsü haklı bulunabiliyor. Kocasından kurtulmaya çalışan kadınların, orospuların ve transların yaşama hakkı ise mahkeme kararlarında bile şüpheli.

**

Özgecan’ın katil zanlısı kısa sürede yakalandı. Mahkeme kararını bile beklemeden toplum olarak zanlının yara izli yüzünü gördük, madde bağımlılığını öğrendik, önceki sabıkalarını duyduk, sapıklığına inandık, suçluluğunu peşinen kabul ettik, hüküm verdik.

Toplum bir günah keçisi arıyordu, çok fazla aramaya gerek kalmadı ve bulundu. Tüm suçun bir kişi tarafından üstlenilmesi ve cezasının verilmesi sayesinde toplumca eski normal hayatımıza dönebilecektik. Katilin giderek şeytanlaştırılması ve karikatürize edilmesi yoluyla bizlerden farklı bir suçlu prototipi çizildi. Böylelikle yanı başımızdaki kimisi aile bireyimiz , kimisi mesai arkadaşımız, kimisi komşumuz olabilecek diğerleri hakkında düşünme ve şüphe duyma ihtimalimizi ortadan kaldıracaktık; yani suçlu gidecek, olay bitecekti.

Bir suçludan kurtulmanın en kestirme yolu olarak idam cezaları yeniden gündemimize getirilmeye çalışılıyor. İdam sehpalarında toplumun geri kalanını aklamamız, bütün günahlarından arındırmamız bekleniyor.

Rakel Dink beyinlerimizde hala yankılanan konuşmasında bir bebekten katil yaratan karanlığa işaret etmişti. Şimdi bizim de katillere ne ceza vereceğimizi tartışmak yerine bebeklerden sapık yaratan, erkeklerin her zaman güçlü ve görünür olduğu ortamı aydınlatmaya çalışmamız gerekmez mi?

**

İnsan hakları netameli bir konu. Meselenin zorluğu ve karmaşıklığı böyle olağanüstü durumlarda saklanamaz biçimde açığa çıkıyor. Özgecan’ın katillerine uygun görülen muamele, kullanılan dil insan haklarının topluma mal olma derecesini gözler önüne seriyor. Toplumda egemen olan infiale teslim olmadan insan haklarının evrensel ilkelerine sıkı sıkıya sarılmaktan başka yol görünmüyor. Bu anlamda en yetkili ağızlardan çıkan kolunu kesmekten, idama kadar bir yığın ceza önerisi, suçlunun savunma hakkının tartışılması gibi konular insan hakları konusunda ne kadar yol almamız gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

Kategori: Yazarlar