ManşetRöportaj

Kazuhiko Kobayashi: “Fukuşima’daki çocuklarda tiroit kanseri çok fazla artıyor”

Kazuhiko Kobayashi, 11 Mart 2011 Fukuşima Nükleer Santral faciasından sonra  Japon hükümetinin sakladığı gerçekleri ve nükleer santrallerin tolere edilemeyen, canlı hayatını tehdit eden  etkilerini anlatmak amacıyla dünya çapında nükleer karşıtı panellere davet edilen, bu uğurda mücadele veren isimlerden birisi. Yeşil Gazete olarak kendisinin birkaç ay önceki İstanbul ziyaretini fırsat bilip siz okuyucularımız için  radyoaktivite kaynaklı sağlık sorunları ile nükleer santraller üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Bay Kobayashi ‘den nükleer santraller kurma planları  yapan Türkiye’ye bir de özel mesaj var.

Nükleer santrallerin enerji kaynağı olarak değerlendirilmesini tarihlendirseniz ne kadar geçmişe gitmek gerekir?

Aslında herşey 2. Dünya Savaşı’ndan önce Pasifik Okyanusunda gerçekleştirilen nükleer silah denemeleriyle başlamıştır.  Atom bombasının Japonya’ya atılması ise bu kitle imha silahlarının insan üstünde kullanılmasının nasıl sonuç verdiğini anlamaya dönük  bi nevi deney olarak gerçekleştirilmiştir. Atom bombasının insan üzerindeki etkilerini anlamayı sağlayacak verilerin  Hiroşima ve Nagazaki’de kurulan araştırma merkezleri kanalıyla toplanması sağlanmıştır ve ne yazık ki elde edilen  veriler ne Japonya ne de başka bir ülke ile paylaşılmıştır.

1946 yılındaAmerika Başkanı Eisenhower, atom bombası atmış olan bir ülke imajını silmek için Birleşmiş Milletler’e  “Barış için Atom” önerisinde bulunmuştur. 1954’te bu öneri kabul edilmiş ve  tüm dünyada nükleer santrallerden yetkili tek organ olarak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) kurulmuştur .

Diyorsunuz ki nükleer santraller IAEA kurulduktan sonra yavaş yavaş enerji santrali bahanesiyle dünyada yayılmaya başladı .

Aynen öyle.

fuku cocuk

Peki Fukuşima nükleer  kazası  sonrasında neler yaşandı? Neticede Hiroşima’ya atom bombasının atıldığı yıllara göre iletişim araçları gelişkin; Japonya’daki araştırmacı ve nükleer uzmanlar sayıca çok ve  konularında uzman… Bu bağlamda radyasyonun insan üzerindeki etkilerini anlamak için Fukuşima’da  ne gibi araştırmalar yapılıyor?

Evet, dönem farklı ama 1945’teki gibi bu sefer de IAEA  Fukushima’da bir araştırma üssü kurdu  ve 2011 Mart ayını izleyen süreçte bölgede radyasyona maruz kalan çocuklar üzerinde başlattığı  incelemelere devam ediyor; bu araştırmayı yapmak için Fukuşima’daki toplam 300.000 çocuk bölgeden dışarı çıkarılmadan inceleniyor, araştırmaya engel olunmasın diye çocukların bölgeden çıkmasına izin dahi verilmiyor, onlar için önemli olan  kimin ne kadar zarar gördüğünün verisini kendileri için toplamak. Bölgedeki bir sivil toplum örgütü  o günlerde Fukuşima’dan çıkamayan bu çocukların en azından 1 hafta uzaklaşmasında kendilerine destek olmamı istedi; ben de Avrupa’da konuşmacı olarak katıldığım panellerde bağış toplayarak Fukuşima’daki mağdur çocukların anneleriyle Tokyo’nun güneyinde Izu adasına göndermek için 15.000 avro bağış topladım.

Orada beni çok etkileyen bir şey oldu;  bir çocuk gelip dışarıda bahçede oyun oynayabildiği için teşekkür etti.*

*Fukuşima nükleer santral kazasından sonra ebeveynler uzmanların tavsiyesiyle çocuklarının bahçede oynamasını onların iyiliği için yasaklıyor.

Dünya insanının sağlığıyla ilgilenmek, araştırmalar yaparak bültenler çıkaran Dünya Sağlık Örgütü- World Health Organisation (WHO) Fukuşima’da herhangi bir araştırmada bulunmuyor mu?

WHO dünyadaki insanların sağlığını takip etmek için kurulan bir organizasyondur, ancak nükleer enerji mafyasının girişimleri neticesinde WHO’nun nükleer santraller, radyasyon ve sağlık konusunda herhangi bir değerlendirme yapma yetkisi yoktur. Zaten 1954’te Birleşmiş Milletler eliyle IAEA kurulduktan sonra WHO ile sınırsız süreli sözleşme yapılmıştır ve  nükleer enerjinin, radyasyonun  sağlık üzerindeki etkileri de IAEA tarafından ele alınmaktadır.

Örneğin 1946-1957  yılları arasında Pasifik okyanusunda 67 ayrı atom bombası denemesi yapılmıştır. Bildiğiniz gibi bunlardan biri Bikini adasında yapılan nükleer silah testidir. Japon hükümeti tarafından  997 balıkçı teknesinin mağduriyet yaşadığı açıklanmıştır oysa gerçek rakam çok daha fazladır.   Bunu yapılan bir araştırmaya dayanarak söylüyorum. Elbette resmi bir araştırmadan bahsetmiyorum, gerçekler Shikoku’da bir sivil toplum örgütüyle işbirliği yapan üniversite öğrenci ve  öğretmenlerinden oluşan  gönüllü bir ekibin çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. Gönüllüler bu  çalışmayı kazada mağduriyet yaşamış balıkçıların evlerini ziyaret ederek gerçekleştirdi. Netice Bikini adası civarına atılan atom bombasının etkilerine maruz kalanların sayısının  997 değil bunun 2-3 katı olduğunu gösteriyor çünkü azıcık radyasyon bile mağdurun çocuklarının, torunlarının doğuştan çeşitli kan hastalıkları, lösemi gibi mağduriyetler yaşamasına sebep olabiliyor.

Fukuşima nükleer santral faciasından sonra en belirgin sağlık problemi nedir?

Fukuşima’da toplam 300.000  çocuk var, Fukuşima öncesinde tiroit kanseri vakası milyonda bir görülürdü bugün tiroit kanseri teşhisi konmuş 100 çocuk var (Bay Kobayashi ağlıyor).

Sadece 3,5 yıl sonra tiroit kanserinin her 3000 çocuğun birinde  görüldüğünü anlıyoruz. Çocukta görülen tiroit kanseri oranı önümüzdeki 10 yılda  çok daha fazla artacak fakat sebebin Fukuşima nükleer santral faciası olduğu kanıtlanamıyor. 20-30 yıl sonra yetişkinlerde de kanser vakaları çok artmış olacak ve o zaman sorumlular bulunamayacak, iktidarlar, şirket yetkilileri değişmiş olacak.

Türkiye’nin de hem kuzeyinde hem güneyinde nükleer santral kurulması planlanıyor. Türkiye insanına bir mesajınız var mı?

İnsan eliyle kurulmuş olup da 100 yıl güvenliliğini koruyan bir teknoloji yoktur.

Bu sebeple en çok kaza olursa kazanın zararlarını atlatmaya yönelik hazırlıklar neler buna bakmak lazım. Fakat, nükleer santral böyle bir güvenlik sözkonusu değildir, hiçbir teknoloji de güvenlik garantisi sunamıyor. Nükleer santral patlarsa çok yüksek olasılıkla atmosfere yayılan izotoplar canlıların DNA yapısını bozar, radyasyonun direkt etkisine maruz kalmaya da gerek yoktur; yıllar sonra çocuklarınızda, torunlarınızda DNA bozukluğuna rastlamanız mümkündür. Kısacası ileriki dönemlerde çocuklarınız ve torunlarınız yapısal bozuklukla, çok ağır hastalıklarla dünyaya gelebilir . Unutmayın ki radyasyonun dünyaya yayılması sadece insan DNA’sını bozmayacak, dünyadaki  radyoaktif kirliliği artırması neticesinde eski sağlıklı hayatlarımızı çok özlüyor olacağız. Dünya barışını tehdit eden nükleer silahlanma ve onun basamağı olan nükleer santrallerin tehlike boyutu politikacılar, kapitalist sistemden beslenen büyük şirketlerin yöneticileri ile sermaye sahipleri tarafından  saklanarak bu günlere gelmiştir.

Çernobil ve Fukuşima’nın kurbanları önümüzdeki on yıllarda artmaya devam edecek.  Türkiye’deki dostlarımın şunu bilmesini isterim ki nükleer silah ve santrallerle ilgili bir kaza yaşanırsa karşılaşacağınız zararın ne  sonu, ne sınırı vardır ve dünyada nükleer silah kullanımı insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Ülkenizde nükleer santral kurulması planları da bu suça bir hazırlıktır ve bu planların işlemesine izin vermeniz ülkenizin geleceğini, çocuklarınızın, torunlarınızın geleceğini tehdit etmektedir.  Bu sebeple geleceğiniz için lütfen toplumsal olarak nükleer santrallere karşı çıkın.

Biz dünyanın dört bir yanında farklı hayatlar süren insanlar, şimdi ve yarınlarımız için risk teşkil eden nükleer silah ve santrallerin  hayatımızdan çıkmasını ancak ve ancak elbirliğiyle gerçekleştirebiliriz.

 

Kazuhiko Kobayashi

Kazuhiko Kobayashi

Kazuhiko Kobayashi 1946  yılında Tokyo’da doğdu. 2. Dünya Savaşı’nı bitiren, Amerika’nın Hiroşima ve Nagazaki’ye  attığı bombalar onu nükleer gereçeğiyle tanıştırdı. Lisans eğitimini Almanca üzerine yapıp 22 yaşında gittiği Almanya’da hayatının 29 yılını geçirdi. Bugün Almanya’da doğup orada yaşamakta olan biri fizikçi diğeri psikiyatrist  2 yetişkin çocuğu var.  Alman Japonlar’la iş yapmanın püf noktalarını  anlattığı “Japonya ile iş yapmak” adında Almanca bir kitap yazdı, Japon-Alman şirketleri arasında danışmanlık yaptı. 1997 yılı itibariyle  Japonya’ya  dönüş yaptı, bir süre Almanya-Japonya arası serbest ticaretle ilgilendi. 1997 yılında Japonya’ya döndükten sonra kendisini çevre, yoksulluk, ırksal ve dinsel çatışmalar, nefret suçları, nükleer silahların yıkıcılığı, nükleer santraller gibi sorunlarla mücadeleye  adayan Bay Kobayashi, modern toplumlarda ucu kapitalizme dayanan  her tür soruna çözüm getirmeye uğraşıyor.

Röportaj: Pınar Demircan (Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet