Nükleer Santrallere hekimce bir bakış – Dr. Ful Uğurhan

Mersin Akkuyu’da yapılması planlanan Nükleer Santral’in ÇED raporunun onaylandığı santral yapımını üstlenen Rusya Federasyonunun Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye ziyaretine saatler kala bir basın duyurusu ile açıklandı.

ÇED raporunun onaylanması ile ilgili görüşü Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyaları Sorumlusu Devin Bahçeci‘den alıp sizinle paylaşmıştık. İkinci görüşü de Mersin Tabipler Odası Başkanı ve Mersin NKP (Nükleer Karşıtı Platform) Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Ful Uğurhan‘dan aldık.

Uğurhan’nın tarafımıza gönderdiği yazıyı aynen aktarıyoruz

* * *

Hekim olarak öncelikli görevimiz hastalıklar oluşmadan önlemek. Aksi takdirde hastalıkların tanısında kullanılan yöntemler, tedavi için gerekli ilaçlar ve bir sonraki aşama olan rehabilitasyon hizmetleri dikkate alındığında, oluşan durumla başetmek hem daha güç hem de daha masraflı. Nükleer santrallere tam da bu noktadan bakıyoruz. Dünyadaki altmış yıllık kısa nükleer santral tarihinde üç büyük felaket ve irili ufaklı binlerce kaza yaşanmış olduğunu görüyoruz. Bu kazalardan sonra çevreye yayılan radyoaktif maddeler yüzünden çok sayıda insan ölmüş, sakatlanmış, ölümcül hastalıklara yakalanmış, psikolojik bozukluklar yaşamış. Daha da kötüsü daha kaç nesil etkisi sürecek bilinemiyor. Santrallerıi normal çalışmaları sırasında da radyoaktif madde salımı olduğu ve santral çevresinde yaşayan özellikle beş yaş altı çocuklarda kan kanseri ve çocukluk çağı kanserlerinde artış olduğunu kanıtlayan pek çok bilimsel çalışma var. Kısaca bu santraller olmasaydı, bu ölümler, hastalıklar, sakatlıklar da önlenmiş olacaktı.

Tıp tarihi açısından da yeni bu durumla hekimler nasıl başedileceğini bilmiyor haliyle. Ayrıca konuyla ilgili bilgilere ulaşmada kısıtlılıklar var. 28 Mayıs 1959 tarihinde, Dünya Sağlık Örgütü (WHO ) genel kurulunda yapılan bir oylama ile WHO’nun nükleer güç ve sağlık alanında yapacağı veya yayınlayacağı bütün bulgu ve bilgilerin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ( UAEA) tarafından incelenip onaylanmasına karar verildi. UAEA, WHO’nun hazırladığı raporlara ilk veto hakkına sahip kuruluştur. Yani WHO, bu kurumun (UAEA) onaylanmadığı hiçbir bilgiyi yayınlanamıyor.

Bütün bunların ışığında, Akkuyu’da yapılması planlanan nükleer santral konusu biz hekimleri yakından ilgilendiriyor. Örneğin bu santralin yapımı tamamlanmış ve bugün çalışıyor olsa ve bir kaza olsa ne yapardık? Şu an Silifke Devlet Hastanesi’nde bir tek çocuk hekimi var. Acil servislerin durumu ortada. Şu an bölgemizde kayıtsız durumda olan Suriyeli sığınmacılar nedeniyle kesin nüfus ne kadar bilemiyoruz. Kesin nüfusu bilmeden örneğin kaza sırasında tiroit kanserinin önlenmesi için hemen dağıtılması gereken iyot tabletlerinin miktarını nasıl tespit edecek, nasıl dağıtacaktık? ÇED sürecinin bile şeffaf yürütülmediği bir ülkede böylesine bir durumda gizli kapaklı neler olur kim bilir? Çernobil’de de öyle olmamış mıydı? 28 Nisan 1986 günü İsveç’in Stockholm şehrinde Forsmark Nükleer Santrali çalışanları vardiya değişimi sırasında santrale girerken radyoaktivite ölçüm cihazları siren çalmaya başlayınca olay açığa çıktı. Kazadan yaklaşık 40 saat geçmiş, Sovyet yetkililerden henüz hiçbir açıklama yapılmamıştı. Çernobil’deki kazayı İsveçliler açıkladılar. Kazadan sonra 1,6 milyonu çocuk; 5,3 milyon insana potasyum iyodür veya iyot tabletleri dağıtıldı. Ama çok sayıda çocuk bu tabletlere ulaşamadı.

Biz hekimler böylesine bir durumda başımıza gelecekleri öngörüyor ve ta başından bu işten vazgeçilmesini, elektrik üretme bahanesiyle böylesine bir riske girilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu amaçla her türlü ortamda konuyu gündeme taşıyor, bilimsel araştırmalar yapıyor, kongrelerde tartışıyor, panellerde konuşuyor, eğitim çalışmaları yapıyoruz. Son olarak bu yılın şubat ayında Mersin Akkuyu arasındaki 137 km’lik mesafenin 65 km’sini üç gün boyunca, yurttaşlarımızla beraber yürüyerek nükleer santrallerin sağlığa vereceği zararlara dikkat çektik, farkındalık yarattık.

Sonuç olarak nükleer santrallardan vazgeçilmesi için yaptığımız her türlü eylemi bir hekimlik görevi olarak görüyoruz ve mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Çünkü akılcı olan budur.

Ful Uğurhan

 

 

Dr. Ful Uğurhan