Hafta SonuManşet

[Kırsal Yaşamdan Öyküler 6] Tüm mesele o ilk adımı atmakta

Ormanevi ahalisi müzik yapıyor. Gitar: Canz, Keman: Gökçe, Mızıka: Dudu, Vokal: Kim denk gelirse

Efendim, gururla ve nihayet müjdelemek isterim ki tüm hasadı kaldırdık. Gerçi ufak bir mısır tarlamız daha var ama belki de geç kaldık, o mısırları hiç hasat edemeyeceğiz. Havalar pek beklediğimiz gibi gitmedi. Sağlık olsun, işimiz toprakla, havayla, suyla. Onlar ne derse o oluyor  -insan etkisinden kaynaklı iklim değişikliğini hesaba katmazsak eğer-. Neyse ki diğer tarlalardaki mısırı, buğdayı, domatesi, biberi, baklayı, soğanı, sarımsağı, patatesi, patlıcanı ve kabağı hasat edebildik, çoğunu da işleyip hakoşa (kiler) doldurduk. Hakoş konservelerle, çuvallarla, tepeden sarkan sarımsak örgüleriyle doldu. Ne zaman girsem bir mutluluk, bir mutluluk, tarif edemem. Velhasıl boşuna beklemiyoruz kışı dört gözle, çok çalıştık bu yaz çok. Şöyle sakin bir kışı hakettik, bir de akşamları blues yapmayı tabii!

Ormanevi ahalisi müzik yapıyor. Gitar: Canz, Keman: Gökçe, Mızıka: Dudu, Vokal: Kim denk gelirse

Ormanevi ahalisi müzik yapıyor. Gitar: Can Kazaz, Keman: Gökçe, Mızıka: Dudu, Vokal: Kim denk gelirse

Kolektifte şöyle bir işleyiş var, her sabah 7.30’da kalkıp kahvaltıya oturuyor ve bir önceki günü değerlendirdikten sonra o günün planlamasını yapıyoruz. Buna da sabah çemberi diyoruz. Yazın uzun paragraflardan oluşan bu sabah çemberi muhabbetleri şu sıra tek cümlelere düşmeye başladı. ‘Bugün ekmek yapacağım’ ‘Bugün bahçeyi düzenleyeceğim’ ‘Bugün Ella’ya gidip köpekleri doyuracağım’ gibi. Hal böyle olunca da bizim kendimize ve bireysel işlerimize ayırdığımız vakit bir hayli arttı. Ben bu vakti illüstrasyon işine ayırıyorum şu sıra. Sabah kalkıyor, kahvaltı ediyor, ilham gelmezse bir yürüyüşe çıkıyor sonra başlıyorum çizmeye. Kırsal hayat ki bir ilham yuvası adeta. İlla ki bir şeyler geliyor başıma, illa ki çizecek bir şeyler buluyorum. Sonra bu çizdiklerimi bez çanta, tişört ya da çerçeveli resim haline getiriyorum. Bilenler bilir, bir de bakla kolyelerim var benim –sonradan barbunya da katıldı aralarına gerçi-. İşte tarımsal üretimin yanında bunları üretiyorum Ormanevi’nde.

Şimdi gelelim neden bütün bunları anlattığıma. Ben kırsalda yaşamıyor olsaydım ve yine bir illüstratör olsaydım, şehirde ihtiyacım olan miktarda parayı kazanabilmek için reklam ajanslarının kapısını çalmam kaçınılmaz olacaktı, en azından tanınana dek. Bu da benim, her gün bilgisayarı açıp istediğimi çizmem, sonra beğenirsem bu çizimlerden bir şeyler üretmem anlamına değil, her gün bilgisayarı açıp müşteri için iş yetiştirmeye çalışmam anlamına gelecekti. Bu arada bunları da yapabilirim bir gün, şu yirmi dokuz yaşımda öğrendiğim bir şey varsa o da büyük konuşmamak gerektiğidir. Lakin ben şu andan bahsediyorum. Tam da şu anda ben, istediğim hayatı yaşıyor, istediğim zaman istediğim şekilde üretiyor ve hayal dünyamın kapılarını özgürce sonuna kadar açabiliyorum. Bu da bana inanılmaz bir motivasyon ve yaratıcılık veriyor. Ha, arada ‘şöyle bir logo işi var’ diyen oluyor, ‘bakayım, deneyeyim, beğenirseniz alın’ diyorum ve çiziyorum, sırf bu rahatlığımdan dolayı logo güzel oluyor ve alıyorlar. Velhasıl, sözüm ‘ne güzel hayatın var, ne şanslısın!’ diyenlere. Bu şansı, zamanında kurumsal hayattan ve şehir yaşamından ‘Bir dakika ya, başka türlü yaşamanın bir yolu olmalı!’ diyerek sıyrılmakla, biraz da kendim yarattım sanırım.

Elbette şanslı tarafları var hayatımın. Bir kere, Ormanevi’ne her gelenin de sorduğu gibi, ‘Yahu siz nasıl buldunuz birbirinizi?’ sorusunu kendime/bize yönelttiğimde, ufak bir faktörün de şans olduğunu kabul ediyorum. Birlikte yaşadığınız, birlikte yola koyulduğunuz insanlar çok önemli. İnsan faktörü, eğer bir topluluk kurmayı hedefliyorsanız, aslında en önemli faktör. Lakin şöyle de bir durum var, mantıkla açıklayamayacağım bunu ama, siz bir kere ‘yola’ koyulduğunuzda o şans sizi buluyor ve doğru insanlarla karşılaşıyorsunuz. Belki rasyonel açıklaması da vardır bu durumun, aynı yolda yürürken vazgeçenler oluyor, elene elene gerçekten ciddi ve kararlı insanlar kalıyor geriye. Sizi birleştiren de bu kararlılık ve inanç oluyor belki. Demem o ki, bir kez yola koyulduğunuzda gerisi geliyor. Başınıza gelenlere inanamıyorsunuz hatta, o derece. Öyle kapılar açılıyor, öyle fırsatlar çıkıyor ki karşınıza, ‘lütfen çok havalara girmeyeyim’ diye dua ederken buluyorsunuz kendinizi.

Tüm mesele o ilk adımı atmakta. Etrafımda sürekli şehir yaşamından şikayet edenler ve bana ‘nasıl cesaret ettin?’ diye soranlar oluyor. Bu yazıyı bütün bunlara cevap olarak yazıyorum biraz da. Şikayet etmek yerine kendi hayatınla ilgili inisiyatif almak, inanmak ve adım atmak o kadar kolay ve kilit ki! O ilk adımı attıktan sonra geriye sadece sebat etmek ve sana gelecek olan, hatta koşacak olan güzellikleri seyretmek kalıyor. Sen ‘Allah Allah, ne oluyor böyle’ dedikçe güzellikler seni bulmaya devam ediyor. O an anlıyorsun ki doğru insanlarla, doğru yoldasın. Bunun verdiği güven, kendini bırakma hali tarif edilemez. Geçen gün kolektiften Durukan’la konuşuyorduk. Aşk yalnızca birine duyulan bir duygu mudur diye. Elbette insan bir ideale, bir eyleme, bir topluluğa aşık olabilir. Daha da güzeli bu aşkın sevgiye, bağlılığa, teslimiyete dönüştüğü yerdir. İşte ben, tam da o yerdeyim. Herkese kendi yolunda cesaret, sebat ve teslimiyet dilerim.

Esen kalınız.

Gonca-Mine-Çelik

 

 

Gonca Mine Çelik

Kategori: Hafta Sonu