Armağan Ekonomisi 5N1K – Emre Ertegün

Uzun zamandır gerek kendi hayatımla gerekse armağan ekonomisi ve bu çerçevedeki fikir ve hislerimle ilgili gelen sorulara cevap vermekte zorlanıyorum. Eski dünyanın (çoğunluk için bugünün dünyasının) kavramlarıyla, kelimeleriyle; bambaşka fikirleri, idealleri, hayalleri anlatmak çok kolay olmuyor zira. Çok içimde hissettiğim, tüm hayatıma yaydığım şeyleri bile anlatmak çok kolay olmayabiliyor.

Armağan ekonomisinde bunu aşmanın yolu olarak, “ben bunun 5N1K’sını yazayım bari” diye düşündüm bir süre önce ve hiç düşünmeden aklıma nasıl geliyorsa yazdım. Geçtiğimiz hafta sonu düzenlemiş olduğum Armağan Ekonomisi 101-102 atölyesinde bu notların faydalı olduğunu da gözlemleyince biraz daha detaylandırarak bloga da yazmak istedim. Bu kavramı biraz daha ete kemiğe büründürebilmeniz için işe yarayacağını sanıyorum.

15 armağan ekonomisi

Her konuda olduğu gibi bu konuda da farklı yaklaşımlar var, örneğin paranın olduğu yerde armağandan söz edemeyeceğimizi düşünen arkadaşlarım var. Ben burada, benim armağan ekonomisine nasıl yaklaştığım ve benim bundan ne anladığım üzerinden gideceğim. Bunların hiçbiri kati bilgi değildir. Gerçi bence hiçbir konuda kati bilgiler yoktur ya…

Başlıyoruz…

NE?
Armağan Ekonomisi, önceden belirlenmiş bir karşılığa dayanmayan alışveriş ilişkisidir. Birisi size herhangi bir ürün, hizmet, arkadaşlık vs. sunduğunda, anlaşmayla bunun belli bir karşılığı önceden belirlenmez. Ürünü, hizmeti, belki ağlanacak omzu alan siz, bunun sonucunda hissettiğiniz şükran karşılığında o kişiye bir karşılık vermek isterseniz, kalbinizden gelen her ne ise onu iletirsiniz.

İdealde kendine yeten bir topluluk ekonomisidir. Ekonomi deyince sadece mal ve hizmeti değil, ihtiyaç duyduğumuz maddi-manevi her şeyi karşıladığımız bir sistemi kast ediyorum. Bu toplulukta herkes kendi armağanlarını özgürce paylaşır ve ihtiyaçlarının karşılanacağına da güvenir. İlişki ve hikaye ağlarıyla örülmüş, sürekli alış-veriş halinde olan toplulukta bunun gerçekleşmesi hiç de hayal değildir. Yeterince büyük (mesela 300 kişi) ve yeterince çeşitlilik arz eden kişilerden oluşan toplulukta paranın varlığına ihtiyaç yoktur. Kimisinin yiyecek yetiştirdiği, kimisinin eğitim verdiği, kimisinin çocuk bakımıyla ilgilendiği, kimisinin ise tamirat yaptığı … toplulukta, birbirinin ihtiyacını karşılayan kişiler minnet ve sevgi duygularıyla bağlanır, birbirine -olumlu anlamda söylüyorum- borçlu kalırlar ve bu kaçınılmaz olarak sürekli ilişki halinde olmayı getirir.

Bu ideale giden yolda, yani günümüzde, paranın varlığı yadsınası bir şey değildir. Hatta alışveriş halini ve ileti(şi)mi kolaylaştıran, pratikleştiren bir araç olarak çok da faydalıdır. Paraya bir çeşit enerji olarak bakabiliriz. Üstüne yüklemiş olduğumuz kötü anlamları temizlemek tamamen bizlerin elinde. Önemli olan paranın bana nereden geldiği ve benden nereye doğru aktığıdır. Bunun dışındaki kısım zaten sorumluluk ve etki alanımın dışındadır. Sevdiğim ve “bütün”ün yararına olan iş ve uğraşlardan kazandığım parayı; beslenme, ulaşım gibi ihtiyaçlarımı gidermek için ve varsa fazla olanı, hayata bu şekilde yaklaşan, bu şekilde yaşayan insanlara aktararak kullanırsam, para çok da güzel bir şeydir.

Bunların ışığında, paranın içinde yer aldığı armağan ekonomisi ne şekilde işler?

Ürün veya hizmet aktarımı yapıldığında, ödemenin şeklini ve miktarını alıcının belirlediği bir değiş-yokuş yöntemidir. Alıcı bunu belirlerken kalbinden geçene ve cüzdanının neye elverdiğine bakar, dengede hissedeceği bir miktara karar verir. Bu öyle bir denge olmalıdır ki alışveriş sonrasında ne kendisini eksilmiş hissetmelidir ne de “az verdim, daha fazlasını hak ediyordu aslında” duygusunu… Ve dengeyi sağlamak, armağan ekonomisinin en önemli armağanıdır.

– Bundan sonraki kısımlarda, ideal olarak tanımladığım armağan ekonomisi dünyası üstünden değil; hemen bugün, paranın da içinde olduğu alışveriş ilişkilerimize bunu nasıl ve ne şekilde yansıtabileceğimiz üstünden devam edeceğim. Bunun bir başlangıç olduğunu ve bizi her geçen gün ideal olarak tanımladığım topluluk olma haline götüreceğini düşünüyorum.

Bununla birlikte yine para kullanmayıp onun yerine alınan mal ve hizmete karşılık gönülden kopan başka şeylerin armağan olarak verilmesi de söz konusudur elbette. Aşağıda para üzerinden yazmış ve tanımlamış olduğum ödeme şekillerini farklı şekillere büründürmek de mümkündür ve çok da güzel olur/oluyor. –

NASIL?
Armağan ekonomisiyle ödeme çok çeşitli yöntemlerle olabilir, bundan hiçbiri bir diğerinden daha iyi veya daha doğru değildir. Uygulayanların kendilerine uygun olan yöntemi kullanmaları esastır. Sınırsız şekilde yapılabilecek olmakla birlikte belli başlı birkaç yöntem şunlar olabilir:

– Alıcı ne ödeyeceğine tamamen kendisi karar verir.
– Minimum fiyat belirtilir, bunun üstüne çıkıp çıkmamaya alıcı karar verir. (Özellikle sabit masrafı olan işler için uygun bir yöntemdir. Örneğin tesisatçı evinize gelip yeni bir musluk taktığında sizden yol parası ve musluğun maliyeti olan X lirayı isteyip üstüne, emeği ve bilgisi için ne kadar para vereceğiniz kararını size bırakabilir.)
– Önerilen bir miktar olabilir; alıcı bunun altına inebileceği gibi üstüne de çıkabilir. (Tanımlanması ve fiyat biçilmesi kolay olmayan etkinlikler için uygun bir yöntem olabilir. Son zamanlarda atölyelerimizi bu yöntemi kullanarak düzenliyoruz.)
– Benzer şekilde, önerilen bir fiyat aralığı olabilir.
– vs vs.

NEREDE?
Armağan ekonomisi hemen her türlü alışverişte, yani her yerde kullanılabilir. Bununla birlikte birebir ilişki gerektiren ve bunu geliştiren bir uygulama olduğu için alıcı ve satıcının yüz yüze gelebildiği, birbirine dokunabildiği durumlarda daha iyi çalışır; çünkü bu durumda bağ kurmak daha kolay olur.

NE ZAMAN?
Kişiler, firmalar; istedikleri ve hazır hissettikleri an armağan ekonomisine geçebilirler. Geçiş, ani ve topyekün olmak zorunda değildir. Yapılan işin bir bölümünde (belirli ürünlerde veya belirli gün-saatlerde mesela) denemeler yapılabilir. Aynı şekilde “nasıl?” kısmında anlatılan farklı uygulamaların hangisinin daha uygun olduğuna, çalıştığına bakılabilir.

NEDEN?
– Paranın ve “tek fiyat”ın kişiliksizleştirdiği alış-veriş olgusuna “ilişki” boyutunu ve hissiyatı katmak için,
– Mal ve hizmetlere mümkün olan en çok sayıda kişinin ulaşmasını sağlamak için,
– Mal veya hizmeti alan kişi ödemeyi kalbinden koparak yapacağı için iyi duyguların oluşacağı, “eyvah, benden eksildi” hissiyatının oluşmayacağı, dengede kalmayı sağlayacağı için,
– Bizleri kendine yeterlilik ilüzyonundan birbirine ihtiyaç duyan, dayanışan topluluklar oluşturmaya götürdüğü için

KİM?
İsteyen her kişi, firma, armağan ekonomisiyle ilişkilenebilir ve bunu uygulayabilir. Büyük firmalar için bunu uygulamanın daha zor ve kullanışsız olabileceği varsayılabilir, zira her müşteriyle “ilişki” kurmak o kadar kolay olmayacaktır. Ancak yine de müşteriye samimiyetini aktardığı, onunla birebir ilişki kurmayı başardığı takdirde, onlar için bile mümkün olabilir.

Ancak bireyler arasında ve küçük firmalarla olan alışverişlerde bunun uygulanması şüphesiz ki daha kolay ve olasıdır.

Bu yazı icimdensohbetler.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

Emre Ertegün

 

Emre Ertegün

[email protected]

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page