Katliamdan sonra Soma: Vaat edilenler ve gerçekler (2)

2. bölüm: Ölüm madencinin kaderi mi?Screen shot 2014-08-04 at 10.02.42

1. bölümü okumak için tıklayınız.

“Kamunun tonunu 120 dolara çıkardığı kömürün maliyetini özel sektör 24 dolara düşürmüş. Ama nasıl? Zaten bu sorunun cevabı facianın neden yaşandığını gösteriyor…”

Dünyanın en tehlikeli işlerinden birini yaptığınızı hayal edin bir an için. Çalışma mekânınızın yerin yüzlerce metre altında, karanlık, nemli olduğunu ve işinizin fiziksel güce dayandığını. Çoğumuzun hayatında bir kere bile girmediği, girmek istemeyeceği bir yer: Kömür madeni. Can güvenliğinizi, işçinin değil patronun yanında olan sarı sendikaya emanet eder miydiniz? Peki ya başka alternatifiniz yoksa? Soma’daki maden işçilerinin durumu tam da bu. 301 işçisinin öldüğü kazadan önce Soma madenlerinde örgütlü tek sendika Türk-İş’e bağlı Maden-İş’ti.

madenci2

Kınık’ta bir köy pazarında çıraklık yaparken buluştuğumuz madenci Arif Dudu sendikaya neden üye olduğunu “yemek parası adı altında bir para vardı, ayda 15 lira, 12 ayda 180 lira yapar. Bunun için sendikaya üye olduk” diye anlatıyor. Hayatına getirisi ne mi olmuş? “Bir sefer ayakkabı dağıttılar, bir kez de gömlek verdiler” diyor. Dudu, 13 Mayıs’taki kazaya vardiyası biterken yani 8 saat çalıştığı madenden çıkarken yakalanmış. Sonrasında da kurtarılmayı bekleyip ölüm sırasının kendisine ne zaman geleceğini düşünerek 8,5 saat daha geçirmiş yerin yüzlerce metre altında. Arkadaşlarının cesetlerinin üzerine basarak madenden çıktığını uzaklara bakarak anlatırken o anları tekrar yaşıyor gibi. Soma’da sohbet ettiğimiz maden işçilerinin çoğu sendika yönetimini seçerken önlerine konan tek adaya oy vermek zorunda bırakıldıklarını anlattı. Bir maden işçisinin üyesi olduğu sendika hakkındaki “8 yıllık maden işçisiyim, bir kere sendika temsilcisi görmedim” sözleri çarpıcıydı.

Arid Dudu

Arif Dudu

27 yaşındaki Arif 5,5 yıllık madenci. Madende taşerona bağlı çalışıyordu. Taşeronun yapmakta zorlanacağı işler verdiğini, bitiremezse vardiyasını uzatmakla tehdit ettiğini söylüyor. Madende dakikaların hesabı yapılır, bir dakikada kaç kürek attığının hesabı sorulurmuş. Çalıştığı yerin son günlerde iyice ısındığını da söylemiş ama dinletememiş. Bunları daha önce anlatamamasının nedeni de baskı üzerine kurulu sistem. “Sen çalışmak istemezsen kapıda başkası bekliyor” denmiş madencilere. Şimdi artık korkmadan anlatıyor yaşanan ‘katliamı’ ve nedenlerini.  Çünkü geçirdiği kâbus gibi 8 saatten sonra bir daha asla madene girmemeye kararlı. Günde 10-15 lira kazandığı pazarcılıkla geçinemiyor, ne yapacağı meçhul.

“Kazadan kurtulanlar malulen emekli olsun”

Yanında can çekişerek, debelenerek ölen arkadaşları gözünün önünden hiç gitmiyor. İlk zamanlar pazara gelmek,  insan içine çıkmak da zor gelmiş ama şimdilerde alışmış. Devletin madenden sağ kurtulan madencilerle ilgilenmediğinden yakınıyor, “kapımızı çalan olmadı” diyor. Biz sohbet ederken söze Arif’e pazarda iş veren akrabası karışıyor. “Yazın çizin, haber yapın da bu çocuklara bir faydanız dokunsun, malulen emekli olmaları gerekir”  diyor.

Soma ve çevresinde sadece Arif’in değil, bugüne kadar içinde yaşadıkları sistemi basına anlat(a)mayan pek çok madencinin “dili çözülmüş”. Yıllardır beraber çalıştıkları arkadaşlarını toprağa verirken ölümle burun buruna yaşadıkları gerçeği bir kez daha çarpılmış yüzlerine. Bir de tabii ilk kez Türkiye medyası neler yaşadıklarını merak etmeye başlamış. Kendi deyimleriyle “kaza olmasa kimse bilmeyecekti neler çektiklerini.”

İşçi hariç herkesi mutlu eden düzen

Ama bu, Soma’da korku duvarının yıkıldığı anlamına gelmiyor. Hâlâ pek çok çekinceleri var olanı biteni anlatmak konusunda. Aileler gelmesini bekledikleri yardımın kesilmesinden korkuyor, madenciler konuşurlarsa işlerini kaybetmekten çekiniyor. Taşeronlarsa afişe olmaktan… Kamu kurumlarından baskı göreceğini söyleyerek adının verilmesini istemeyen bir yerel gazeteci Soma’da kurulan sistemin Türkiye’nin aynası olduğunu söylüyor. Siyasi iktidarın Soma Holding’e destek verdiği görüşünde. “Türkiye’yi anlamak için Soma’da kurulan çarpık ilişkileri anlamalısınız” lafını daha sonra Soma Taşeron İşçiler Derneği Basın Sözcüsü Gökhan Özgür Zırhlı’dan da duyuyoruz.

"Para ile satılmaz"

“Para ile satılmaz”

Soma’da Soma Holding’in işlettiği 3 madenin de sahibi Türkiye Kömür İşletmeleri yani devlet. Maden yatakları Soma Holding’e işletmesi için kiralanıyor. Devlet kiraladığı maden sahalarından çıkarılan kömürün tamamını ‘alım garantisi’ vererek satın alıyor. Yani Soma Holding ve diğer şirketler ne kadar çok ve hızlı kömür çıkarırsa o kadar kâr ediyor. 2005’te Soma Holding’e geçen madenlerde yıllık 1,5 milyon tonluk kömür üretim kapasitesi 3,5 milyon tona çıktı. Kamunun tonunu 120 dolara çıkardığı kömürün maliyetini özel sektör 24 dolara düşürmüş. Ama nasıl? Zaten bu sorunun cevabı facianın neden yaşandığını gösteriyor. İşçi ücretlerine yapılan baskı ve güvenlikten verilen tavizler işçileri ölüme götürmüş. Buradan çıkan kömür enerji üretiminde kullanılıyor ve yoksullara dağıtılıyor. Soma’nın tren garında bir Pazar günü yaptığımız çekimlerde “para ile satılmaz” ibareli torbalardaki tonlarca kömürün trenlere yüklendiğini görüntüledik. Görüştüğümüz kamyon şoförleri “fakir kömürü” dedikleri Sosyal Yardımlaşma Fonu’na ait kömürleri Türkiye’nin dört bir yanına nasıl taşıdıklarını anlattı. Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Görevlisi Yard. Doç. Dr. Behlül Özkan’a göre iktidara siyasi rant, özel sektöre sınırsız kâr getiren bu sistemin tek kaybedeni işçiler. Taşeron sistemi işçilerin taleplerini bastırma ve güvensiz şartlarda isyan edemeden çalışmalarını sağlamak için kullanılıyor. Sendikaların ise sadece adı var.

Maaşlar yattı ama…

Kazadan sonra DİSK Soma madenlerinde örgütlenme çabasına girdi. DİSK’e bağlı Dev Maden-Sen Ege Bölge Temsilcisi Hacay Yılmaz’la işçilerle görüşmek için gittiği Kınık’ta bir kahvede buluşuyoruz. Bir sendikacı olarak, hele de yeni örgütlenmeye başlayan bir sendikanın temsilcisi olarak “madencilerin daha güvenli şartlarda çalışacağına inancınız var mı?” sorusuna “mücadele ediyoruz, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diye umutlu bir yanıt veriyor. Kazadan sonra Soma Holdinge ait 3 maden geçici süreyle kapatıldı. 5500 işçi şu anda çalışmıyor. İşçilere çalışmadıkları sürede maaşlarının kesintisiz yatacağı sözü verilmişti. Yılmaz, bu sözün ancak işçiler tepkilerini göstermek için Ankara’ya yürüdükten sonra yerine getirildiğini anlatıyor. Verilen en basit sözlerin yerine getirilmesi bile işçilerin haklarını inatla aramasından geçiyor.

Soma’dan sonra madencilere yapılan en büyük vaat daha güvenli çalışma koşulları. Enerji Bakanı Taner Yıldız Türkiye’nin her yıl kullandığı 102 milyon ton kömürün 80 milyon tonunun yurt içindeki madenlerde üretildiğini açıklamış, “hiçbir işçimizin can güvenliğine halel getirmeden bunu yapabiliyor olmamız lazım” sözleriyle daha güvenli maden sözü vermişti. Denetimlerin artırılacağı da yine verilen sözler arasındaydı. Bu, yalnızca Soma’da çalışan 13 bin madenci için değil, Zonguldak’tan Şırnak’a madenlerde çalışan yaklaşık 50 bin işçi için hayati önemde.

Sosyal Yardımlaşma Fonu'nun yoksullara dağıttığı kömürler

Sosyal Yardımlaşma Fonu’nun yoksullara dağıttığı kömürler

Torba Yasa ne getiriyor?

Vaatlerin yerine gelip gelmeyeceğinin anahtarı Meclis’ten geçecek torba yasa. Ama maalesef, sendikacılara göre torba yasa ile getirilen düzenlemeler “daha güvenli madenler” anlamına gelmiyor. Çünkü düzenlemelerin çoğu çalışanların özlük hakları ile ilgili, madenin içindeki koşullarla değil. Faciadan beri en çok tartışılan konu olan yaşam odası, yani kaza anında madenin içinde işçilerin temel ihtiyaçlarını karşılayacakları sığınak, mecliste AK Partili milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.  Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Eyüp Alabaş yaşam odalarının kömür madenciliği için uygun olmadığını ama kaza anında oksijen takviyesi alarak işçilerin maden dışına çıkmalarını sağlayacak tahliye istasyonlarının zorunluluk olması gerektiğini söylüyor. Alabaş’a göre yasayla ilgili temel sorun, tarafları bir araya getirerek ortak akılla hareket etmek yerine kazanın getirdiği duygusallıkla kısa vadeli çözümler bulmaya çalışması.

Torba yasa madencilerin yaka silktiği taşeron sistemine son vermiyor. Aksine sendikacılara göre yeni yasa taşeronlaşmayı güçlendiriyor. Çünkü yasaya göre kadrolu işçilerle aynı koşullar sağlanmak kaydıyla taşeron işçi istihdam edilebilecek. Soma’da görüştüğümüz pek çok işçi ve yakını “dayıbaşı” dedikleri taşeronların kazadan sonra başsağlığı dilemeye dahi gelmediğini anlattı. Dayıbaşlarının aylık gelirlerinin 30 bin liradan fazla olduğu iddia ediliyor.

kömür1

Aynı maskelerle yine madene

Kazadan sonra işçilerin kullandığı maskeler de çok tartışılmıştı. Ortaçağdan kalma görünümlü maskeler metal, ağır, oksijen vermiyor, sadece havayı filtre ediyor. Bugün Soma’da İmbat ve diğer maden ocaklarında çalışanlar hâlâ o maskelere güvenip madene giriyor. Soma Holding’e ait madenler açılırsa daha iyi kalite araç-gereç sağlanacağına ilişkin hiçbir emare yok.

İşçilerin en büyük dertlerinden biri çalışma süreleri. İzmir’in Kınık ilçesine bağlı Köseler köyünde çalışan Ramazan Doğru vardiyası başlamadan iki saat önce servis aracının köydeki madencileri toplamaya geldiğini, 8 saat işyerinde geçirdiğini, dönüş yolunun bir saat sürdüğünü yani çalışma sürelerinin 11 saati geçtiğini anlattı. Geriye kalan zaman dinlenmeye bile yetmiyor, sosyal hayatları yok. Yüzde 80’i köylerde yaşayan madenciler aynı durumdan şikayetçi. Torba yasanın en çok vurgulanan yönü çalışma saatini 6 saate indirmesi. Sendikacı Yılmaz’a göre üç yerine dört vardiya sistemine geçilmediği sürece bunun uygulanması zor.

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzat söz verdiği 6 maaş ikramiye de yerine gelmeyen vaatler arasında…”

“Madenleri bağımsız heyet denetlesin”

ölümtehlikesi

Görüştüğümüz pek çok madenci denetimlerden bir hafta önce müfettişlerin geçeceği güzergâhları temizlediklerini anlattı. İşçilerin talebi madenleri aralarından seçecekleri temsilcilerin ya da bağımsız bir heyetin denetlemesi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzat söz verdiği 6 maaş ikramiye de yerine gelmeyen vaatler arasında.

Tüm bunların ötesinde en temel talep, madenleri eskiden olduğu gibi kamunun işletmesi. O zamanlarda koşulların çok daha insani olduğunu, üzerlerinde üretim baskısı olmadığını anlatıyor işçiler. Peki, bu gerçekçi mi? Sendikacı Yılmaz’a göre “güçlü bir sendika olursa neden olmasın?” Türkiye ve dünyada egemen hızlı özelleştirme trendini düşündüğümüzde oldukça zor.

Aslında özel sektör işletirken de madenlerin ölüm saçmaması mümkün. Türkiye’nin madenleri dünyanın en büyük kömür üreticileri ABD ve hatta Çin’den bile daha güvensiz.

ABD’de yüz milyon ton üretim başına düşen ölüm oranı son dönemde 1 ile 6 kişi arasında değişiyor, Çin’de bu oran 150 ile 411 kişi. Türkiye’de her yıl yüz milyon ton kömür üretmek için 700’den fazla madenci ölüyor. Türkiye Uluslararası Çalışma Örgütü’nün madenlerle ilgili sözleşmesini ancak Soma faciasından sonra gelen baskılar üzerine imzaladı. Sözleşme işverene kaza olmaması için önlem alma ve işçilere düzenli aralıklarla eğitim verme, hükümetlere denetleme ve kazaların nedenlerini etkin soruşturma, işçi temsilcilerine ise riskli durumları bildirme sorumluluğu yüklüyor. Yani Türkiye’de olanın tam tersi. Oysa Soma’da görüştüğümüz bazı işçiler daha iyi koşulları sağlamanın çok da zor olmadığını anlatıyor. 2011 yılında Eynez’de bir maden için ihale alan, şu anda hazırlık çalışmalarını yürüten ve 2015 başında kömür üretmeye başlayacak olan Demir Export herkesin dilinde. Çünkü yaptıkları teknolojik yatırımı ile içinde çalışanlar kendilerini güvende hissediyor. Kullandıkları maskeler filtre değil, kaza anında oksijen de verebiliyor. İçerideki havayı kirletmesin diye mazotlu değil elektrikli iş makineleri kullanıyorlar ve en önemlisi yaşam odası var.

Soma ve çevresinde yaşam da ölüm de madene bağlı. Bölgede 13 bin madenci çalışıyor. Eğer Soma’nın tüm maden potansiyeli kullanılırsa işçi sayısının 30 bine çıkma olasılığı var. Üretim baskısıyla işçinin hak ve güvenliğinin yok sayıldığı mevcut sistemin devamı, Soma ve diğer madenlerde çalışan binlerce işçi için yeni bir facia anlamına geliyor.

Haber : Işıl Sarıyüce     /    Fotoğraf: Enis Durak                                                                                                                                                                           

Yarın: Soruşturma hangi aşamada?

*Bu yazı dizisi Objective Araştırmacı Gazetecilik Programı kapsamında hazırlanmıştır  Screen shot 2014-08-04 at 10.02.42