Monbiot: “Yeni bir Sessiz Bahar istemiyorsanız neonikotinoidleri hemen yasaklayın”

Bu tarım zehiri tüm doğada yaşamı yok ediyor: kanıtlar görmezden gelinemez. Yıkımı yalnız küresel bir moratoryum durdurabilir.


George Monbiot’un The Guardian’da 15 Temmuz 2014 tarihinde yayınlanan yazısını, Bora Kabatepe’nin çevirisiyle sunuyoruz.


Seçeneklerimiz şunlar: Bekleriz, Bayer ve Syngenta tarafından üretilen, kuvvetli bir tarım zehiri sınıfının ekosistemleri gerçekten de çöküşe götürüp götürmediğine bakarız ya da haklarında süren adil davalar devam etmekteyken bu kimyasalların kullanımlarını askıya alırız. İki kimya şirketine karşı doğa: ne kadar zor olabilir ki?

Birkaç haftadır çıkan makaleler arıları öldüren neonikotinoidlerin, doğal hayatın çoğu üzerinde benzer etkilere sahip olduğuna işaret ediyor. Bu nörotoksin toprakta ve suda, tüm gıda zincirlerini bozuyor. Yeterli deneyler yapılmadan lisanslanan neonikotinodiler şu an dünyada en çok kullanılan tarım zehirlerinden. Neye bulaştığımızı ise yeni yeni anlamaya başlıyoruz.

Nature dergisinde bu hafta yayınlanan bir makale neonikotinoid kullanımı ile kırlangıç, sarı kiraz kuşu, kuyruksallayan, sığırcık, akgerdanlı ötleğen gibi kuşların sayılarındaki düşüş arasında güçlü bir korelasyon olduğunu ortaya koydu. Makale düşüşün nedenini tam olarak ortaya koyamasa da, çalışma diğer rekabet faktörlerinin sonuçları etkileyemeyeceği şekilde tasarlanmıştı. Bu kuşların tamamı yavrularını böceklerle beslediğinden neonikotinoid kullanımı nedeniyle böcek sayılarında yaşanan sert düşüş  en basit ve bariz sebep gibi görünüyor. Kimyasalın yoğun olarak kullanıldığı bölgelerde kuş nüfusları yılda %3,5 gibi hızlı bir oranda azalırken, kimyasalın kullanılmadığı bölgelerde nüfus sabit seyrine devam etmiş durumda. Bu hızla gidilirse, şakımasız, cıvıltısız bir dünya yaratmamız uzun sürmeyecek.

Bir diğer makale ise alınan tüm toprak örneklerinde neonikotinoid kalıntılarına rastlandığını söylüyor. Bu kimyalsallar son derece kalıcı bir yapıya sahip. Çiftçilere doğrudan zararlıları hedeflediği ve başka etkileri olmadığı söylenerek reklamı yapılsa da, neonikotinoidler bugüne kadar yaratılmış en geniş etkili zehirlerden. Tohumlara uygulandığında %5’i tohum tarafından emilirken geri kalan kısmı toprağa karışıyor ve toprağın yapısından, bereketinden sorumlu canlılar için öldürücü etkilere sebep oluyor.

Neonikotinoidler suda da çözünebiliyor. Güncel araştırmalar bu kimyasalların kullanıldığı ve yoğun su akışı yaşanan çiftliklerde omurgasız sayılarında ve çeşitliliğinde büyük düşüşler yaşandığını gösteriyor. Su ekosistemlerinin devamı için büyük öneme sahip mayıs sinekleri, yusufçuklar gibi kanatlılar en çok etkilenenlerin başında geliyor.

Bir diğer yeni araştırma neonikodinoidlerin koloni çöküşleri (balarılarının birden bire yok olduğu durumlar için kullanılan bir terim) üzerindeki etkisi konusunda güçlü kanıtlar ortaya koyuyor. Bu kimyasallarla karşılaşan arı kolonilerinin yarısı bir kışta ortadan kaybolurken, neonikotinoide maruz kalmayan kolonilerin hiçbirisi yok olmamış.

Dünya çabında bir kirlilik, çiftçiliğin sıkı sıkıya bağlı olduğu türler de dahil her türden hayvanın ölümü: bunlar da 800 çalışmanın incelendiği yeni bir makalenin bulguları. Harekete geçmemiz için daha ne kadar kanıta ihtiyacımız var?

Tabii ki henüz emin olmadığımız çok şey var. Bu kimyasalın uzun dönemdeki, birikimli etkilerini bilmiyoruz, ya da neonikotinoidli bir tohum yiyen bir kuşa ne olduğunu, memeli ve sürüngenlere üzerinde nasıl etkiler görüldüğünü, mercan resiflerine ya da deniz canlılarına ne gibi zararlar getirebileceğinden haberimiz yok. Hükûmetler henüz ellerinde olması gereken bilginin küçük bir kısmı bile yokken körlemesine atıldılar bu işe..

Gıda üretimimiz için gerekli olmaktan zaten çok uzakta olan bu kimyasallar, arılar ve toprakta yaşayan hayvanlar üzerindeki etkilerinden dolayı gıda tedariğimize büyük bir tehdit oluşturuyorlar. Tembel işi çiftçilik için harika şekilde tasarlanmışlar ama bütüncül zararlı mücadelesi gibi gelişmiş yöntemlerle karşılaştırıldıklarında tüm avantajlarını kaybediyorlar. Buzdağının görünen kısmına  verebileceğimiz tek mantıklı karşılık bu kimyasal üzerindeki tüm araştırmaların derhal askıya alınmasını gerektirecek küresel bir moratoryum.

Ağustos 1962’de Rachel Carson Sessiz Bahar kitabını yayınladığında Başkan Kennedy DDT’nin zararlarının araştırılması için bir komisyon kurmuştu. 10 yıl içinde DDT’nin kullanımı halk sağlığını tehdit eden durumlar dışında tamamen yasaklandı.

Bu, kimya firmaları tarafından yürütülen büyük lobi faaliyetlerine ve açılan davalara karşın başarılmıştı. Her zaman kullanılan histerik suçlamaların yanında Carson’un ABD tarımını bitirmeye çalışan bir Sovyet maşası olduğu bile iddia edilmişti. Lekelemeler bugün de devam ediyor. Şirketlerin savunucuları Carson’un kitabı ardından DDT’nin yasaklanmasının milyonlarca insanın sıtmadan ölümüne neden olduğu gibi bir şehir efsanesi yaydılar. Gerçekte DDT’nin yalnızca tarımsal amaçlarla kullanımı yasaklanmış durumda, salgın kontrolü için kullanımının önünde hukuki bir engel yok.  DDT çiftçiler tarafından kullanılmaya devam etseydi bile bir sure sonra sıtmaya karşı etkisiz hale gelecekti. Ne kadar uzun sure uygulanırsa sivrisinekler o kadar direnç kazanıyorlar. Kennedy ve halefleri sıkı duruşlarını bozmadılar.

Tüm bunları Britanya hükûmetinin neonikotinoidleri kontrol altına alma çabalarıyla karşılaştırın. Çiçekli ekinlerde neonikotinoid kullanımının askıya alınmasını sağlayan AB yasağının kabul edilmesini engellemek için elinden geleni yaptı. Ülke tarihinin en kötü çevre bakanı olan Owen Paterson, Syngenta’ya “(askıya alınmayı engellemek için) çabalarımız önümüzdeki günlerde artarak devam edecek” yazmıştı. Bakanlık, arıların hiç zarar görmediğini göstermeye çalışan bir komisyon kurdu.  Yaptıkları çalışma öyle kötüydü ki hiçbir dergi kabul etmedi, ayrıca makalenin başyazarı kısa süre sonra Syngenta’da çalışmaya başladı.

Hükûmetin önde gelen bilim insanlarından Sirk Mark Walport, bilimle ilgili yanıltıcı açıklamalar yaptı ve bu tarım zehirlerinin piyasada kalmaya devam etmesini sağlamak için korku taktiklerine ve duygusal şantaja başvurdu. Neyse ki hükûmetin kampanyası başarısızlığa uğradı ve Avrupa Birliği Aralık 2013’te, kapsamı yalnızca çiçekli ekinlerle kısıtlı olsa da, iki yıllık bir moratoryum kabul edildi.

Küresel bir moratoryum elde etmek için yürütülen mücadele de aynı ölçüde kuvvetli ama, hükûmet yine yanlış tarafı tutuyor.  Çevre departmanındaki kıdemli bilim insanlarından birisi olan Ian Bold, geçen hafta Nature dergisinde yayınlanan son araştırmayı hedef alan bir yazı yayınladı. Makalesi öyle baştan savmaydı ki yazarların adlarını bile doğru yazamamıştı. Bir sonuca varmamızı sağlayacak kadar çok kanıt olmadığı konusunda ısrar ediyordı. Peki belirsizlikliklerin üzerine gidecek bir araştırma programının başlatıldığını duyurdu mu? Tabii ki hayır! Böyle tipler belirsizliklerden beslenir, ve bu durumu arsızca sömürürler.

Yeni çevre bakanı Liz Truss kimya şirketlerinin tarafını mı tutacak yoksa bilimin tarafını mı? Devletin bizleri yıkımdan ve sömürülmeden korumak için var olduğuna dair ufacık bir umudun dahi olduğuna inanmak istiyorum. Kennedy tüm hatalarına rağmen bunu biliyordu. Politikacılarımızın karşısında, Kennedy’nin zamanında karşılaştığı iki seçenek: ya şirketlere teslim ol ya hayatı koru. Ne yapacaklar?

George Monbiot

GeorgeMonbiot