Akkuyu, Nükleer, ÇED, Adrenalin – Cihan Ersoy

Sanırım coğrafyada yaşayanlar olarak adrenalin bağımlısı insanlar topluluğuyuz. Evet kesinlikle öyleyiz. Macera bizim göbek adımız. En çılgın projeler bizden çıkar. Uygulaması yabancılara düştüğünden olabilecek riskleri göğüsleriz. Sanırım bundan da zevk alırız. Dünya üzerinde kimsenin cesaret etmeyeceği bir projeye daha imza atmak üzereyiz.

Mersin’in en güzel kıyılarından biri olan Akkuyuda yapılması planlanan bir Nükleer Güç Santrali var.Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, eleştirilmesi için binbir zorlukla ve gönülsüzlükle bir o kadar da bu işe gönül vermiş insanların emeği ile bize ulaşan Çevre Etki Değerlendirme(ÇED) raporuna göre projenin adrenalin potansiyeli iki nokada yoğun birincisi: Projeyi uygulayan şirket Çernobil Nükleer santralini işleten şirket. İkincisi ise Projenin kapalı bir deniz olan Akdeniz kıyısında yapılması.

Nükleer Güç Santralleri genel olarak ya açık denizlerin kıyısında ya da soğutma suyunun, bol suyun soğuk (Akdenize göre nispeten daha soğuk) olduğu büyük nehir kıyılarında, olmadı soğutma kulelerinin maliyet analizinde maliyeti etkilemeyeceği işletme koşullarının bulunduğu bölgelerde uygulanır.

Nükleer Güç Santralinin çalışma prensipleri hakkında az da olsa bir bilgim olmasına rağmen(Her ilgilenenin olduğu kadar vasati) ahkam kesmek gibi bir densizliğe girmeyeceğim ama konu hakkında söylemek istediğim bazı şeyler yok değil. Örneğin türbini çalıştıracak olan buharın soğutulup, tekrar buhar elde edilmesi için bir soğuk su kaynağına ihtiyaç var. Zaten Santralin deniz kıyısında kurulmak istenmesinin espiriside burada. Anlayacağınız üzere gelen Rus görevlilerinin deniz manzarasında çalışması kaygıları ile sahilde yapılmıyor bu Nükleer Güç Santrali. Böbrek üstü bezlerimizi çalıştırdığımıza göre artık adrenalin salgılamaya başlayabiliriz.

Efendim, her bir reaktör için( 4 adet reaktör var) Akdenizden çekilecek olan soğuksu miktarı 270 000 m3/saat. Bu sayının anlamı şu şekilde açıklanabilir. Mersinin nüfusunu 1.000.000 (Bir milyon) kişi kabul edelim ve kişi başına günlük (Dikkat edin 1 günde) 200 litre su tüketildiğini var sayarsak (Dünya sağlık ö rgtü böyle söylüyor biz onun yalancısıyız) Mersinde günde 200.000 m3 su kullanılır. Demek oluyor ki reaktör başına 1 saatte kullanılacak deniz suyu Mersinin bir günde kullanacağı tatlı sudan 70.000m3 fazla. Bu değeri eğer 24 saatle çarparsak ortaya korkunç bir rakam çıkıyor hatta 4 reaktör için kullanılacak olan su günde 25.920.000 m3 gibi uçuk bir değere ulaşırız.

Sorun çekilecek su miktarı değil. Deniz suyu içinde bulunan organik maddelerin oluşturacağı tehlike.ÇED raporunun ilgili bölümünde (V.2.6.4.3) denizden alınan soğutma suyuna herhangi bir işlem yapılmayacağı, sadece klor ile dezanfekte edildikten sonra soğutma hatlarına verileceği belirtilmiş ki düşüncesi bile korkunç. Eğer bunu bir Çevre Mühendisi yazdı ise mesleğimden utanmam için büyük bir sebep doğdu demektir çünkü: Bunu yazan zevat klorun dezenfeksiyon tepkimesi hakkında ya hiçbirşey bilmiyordur ya da bu sonuçları ortaya çıkarmayacak kadar art niyetli.

Madem iş başa düştü anlatalım. Klor canlı organizmanın protein yapısına saldırıp parçalar. Kalıtım materyali olan DNA da bu saldırıdan payını alır. Bu sayede zararlı mikro organizmalar yokedilmiş olur. Klor işini bitirdikten sonra ortalıktan kaybolmaz yani Süpermen ya da Batman gibi bir şey aklınıza gelmesin. Oluşturduğu bileşik suda kalır. Genelde Proteine bağlanma tepkimesi üç farklı formda klorlu bileşik oluşturur. Detaya fazla girmeye gerek yok ilgilenenler Dünya Sağlık Örgütü'(WHO)nün kabul ettiği Kloramin ve tehlike derişimlerini kolaylıkla bulabilirler. Bu 3 form dan en tehlikelisi DiKloramindir. Ve WHO tarafından mutajenik olarak kabul edilmiştir. Yani Canlı DNA sını değiştirip kanser yapabilen bir bileşiktir. Tepkime basamakları incelenirse bu kadar suyu dezenfekte edebilmek için kullanılacak Klor ve oluşacak Di Kloramin miktarı korkunç boyutlara çıkmaktadır.

Kapalı bir deniz içinde olduğumuzdan hızlı ya da yavaş akıntılarla Akdenizin doğu kısmını tehdit eden bir facia ile karşı karşıya olduğumuz görülmektedir. İkincil etkilerini düşünmek bile Adrenalin seviyemi uç noktalara çıkarıyor. Evet yazının başında da belirttiğim üzere Adrenalin bağımlısıyız. Aksi halde böyle bir projeye onay vermek mümkün değildir.

Cihan Ersoy

 

 

Cihan Ersoy