Nuri Bilge Ceylan’ın Büyük Anadolu Destanı “Kış Uykusu” ile devam ediyor

Hiç hazzetmem bunu film daha vizyona girdiği an yapanlardan ama ben de düşeceğim çaresi olmayan bu tuzağa. Filmi anlatacak değilim ama filmden bazı anlar sızabilir yazıma, o nedenle uyarayım, “Bu filmde filme dair sürprizler olabilir, “Ben bilmesem daha iyi” diyor iseniz izledikten sonraya bırakmanız daha sağlıklı olur okumayı #anavarrza

* * *

Başlık konusuna kısaca değineyim de içimde kalmasın. “Kış Uykusu” filminin Altın Palmiye’yi aldığı günlerde çöreklendi aklıma bu fikir. Nuri Bilge Ceylan ayrı ayrı filmler yapmıyor aslında. Hayatı boyunca yapacağı (ve bizim izleyip feyz almaya doyamayacağımız) tüm filmler daha büyük bir sinema projesinin ayakları gibi. İçime çöreklendiğinde bu projeye bir isim koymuş değildim ama şimdi yazıya oturduğumda kendi içim kendi koydu ismi, “Büyük Anadolu Destanı” adını parmaklarıma yazdırarak. O günlerde (Altın Palmiye zamanları) buna dair bir yazı yazayım demiştim ama Rumi’nin “Dün, dün ile birlikte gitti cancağızım; Artık yeni şeyler söylemek lazım” öğüdünü tutayım dedim. Ama NBC’nin (Nuri Bilge Ceylan) filmlerinin sadece isimleri üzerinden gittiğimde bile hissedebiliyorum bunu. NBC tüm filmleri ile “Yalnız ve güzel ülkesi”nin hikayesini bir şekilde koptuğu (koparıldığı) gezegenin diğer ülkelerde yaşayan insanlarına anlatıyor gibi. Hiç IMDB’ye danışmadan aklımdan sayarsam, “Koza, Kasaba, Mayıs Sıkıntısı, Uzak, İklimler, Üç Maymun, Bir Zamanlar Anadolu’da ve Kış Uykusu”. Bu sıralamadan “Kış Uykusu” ismi özellikle önemli. Bana “Gezi Parkı Nöbeti”ni anımsattı nedense. Hastalığın adını “Kış Uykusu” olarak koymuş Ceylan, bundan sonra bu uykudan gerinerek uyanmanın filmlerini (Eğer Anadolu uyanırsa tabi) yapacak kanaatimce.

Geleyim “Kış Uykusu”na. Film değildi bu izlediğim filmden bahsedecek olursam. Başka bi şeyler de vardı. Bir yerde içimden “NBC sineması Söz sineması değildiki Göz sineması idi” düşüncesi geçti. Eleştiri anlamında söylemiyorum bunu. Zaten sinema değildi başka şeyler de vardı demem birazda bu yüzden

Masasının başında her daim çalışan bir "Aydın" ve kanapeye serilmiş "işsiz güçsüz" bir Kız Kardeş

Masasının başında her daim çalışan bir “Aydın” ve kanapeye serilmiş “işsiz güçsüz” bir Kız Kardeş

Sonunda jenerik akarken “Çehov eserlerinden esinlenilmiştir” deniyor.
Onu görüncede aklıma “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye” oyunu geldi. Sait Faik Öykülerinden bir sahne ustası Savaş Dinçel’in derleyip sergilediği

İsimler sonra, filmdeki isimler. Aydın, Nihal, Hidayet ve diğerleri
Sadece karakterin adı olsun diye konmamış başka işlevleri de var gibi
Tutunamayanlarda Turgut Özben ve Selim Işık’ın isimlerinde olduğu gibi

Alev çıtırtıları eşliğinde iken hararetlenen, yağmur tıpırtıları eşliğinde mülayimleşen konuşmalar var sonra. Yılmaz ve Yılkı atları meselesini de atlamamak lazım.

Sonra o tiradlar. Karı – Koca, Abi – Kız Kardeş, Patron – Yardımcısı, Ev Sahibi – Kiracı, Zengin – Fakir, Ezen – Ezilen ve böyle sürüp giden tiradlar.

Aydın ve Necla’lı sahnelrdeki mizansen de dikkate şayan. Hep çalışma masasında “çok mühim” işler ile uğraşan Aydın’ın kanapede “işsiz güçsüz” yatan kız kardeşi Nejla ile diyalogları.

Sonra, “Kötülüğe karşı bir şey yapmamak” düşüncesi. Bunun dallanıp budaklanması. Benim, “Sivil İtaatsizlik” (yani “Gezi Parkı”) vurgusu mu acep diye içimden geçirdiğim, Aydın’ın o “aydın” bakışı ile sarakaya aldığı Nejla kurgusu.

NBC’nın sinemasında hiç eksik olmayan mizahı da es geçmeyeyim. Hidayet ve Levent (Bir kısma göre “Bülent”)  burda bayrağı taşıyor.

Arabadan gelen ses mühim  ve burda Shaekspear’ın (ismi kesin yanlış yazdım Oğuz Atay abimin kulakları çınlasın) konuya ilişkin çok mühüm birr lafı vardı, işte o kadar ve “İyi akşamlar!”

#anavarrza

anavarrza

 

Alper Tolga Akkuş

twitter.com/anavarrza