Nükleer santral mi? Atıklarıyla baş edemezken (!) – Arif Ali Cangı

Gezi direnişinin yıldönümünde İstanbul’da “nükleer santrallere yatırım yapmak isteyen uluslararası firmalar ve bu firmalar ile çalışmak isteyen yerli firmalar” buluşuyorlarmış. 30-31 Mayıs’ta toplanacak İstanbul Nükleer Santraller Zirvesi’nde nükleer santrallere farklı açılardan bakan “çevreci kuruluşlar” da yer alacakmış. (http://www.nukleersantrallerzirvesi.com/ ) Toplantının en çok dikkat çeken yönü; “zirve ile tüm paydaşların Türkiye kamuoyunun nükleer santrallere bakış açısını öğrenebilecek” olmaları. O zaman nükleer santrallere bakışımızı zirveden önce anlatmaya, göstermeye başlayalım, bakarsın zirveye bile gerek kalmaz.

‘Nükleer’i konuşacaksak, ilk önce Hiroşima ve Nagazaki’yi, ardından Çernobil’i ve Fukuşima’yı anımsamalı, sonra da geleceğe dair konuşmalıyız.

İnsanlık tarihi “insanın insanı yok ettiği” katliamlarla dolu. Bu katliamlardan birisi de 69 yıl önce yaşandı. 6 Ağustos 1945’de Hiroşima’da, 9 Ağustos 1945’de Nagazaki’de, “dünyanın büyük haydudu” tarafından gerçekleştirildi. Hiroşima’da ilk anda 70 bin insan yaşamını yitirdi. İlerleyen yıllarda da radyasyonun ölümcül etkisiyle kanserden onbinlerce insan öldü. İnsan eliyle yaratılan bu vahşet, Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerinde en az 350 bin insanın canına mal oldu. Sayılar yalnızca insan kayıplarına ilişkin, insanlar dışındaki canlıların hesabı bile tutulamadı.

İnsanlık bu vahşetten ders almadı halen nükleer tehlikeyle yüz yüzeyiz. Çok uzağa gitmeye gerek yok, İncirlik’te 90 tane nükleer başlıklı bomba olduğuna dair ciddi iddialar var.Bu iddiaları çürütecek inandırıcı bilgi yok ve İncirlik Üssü bölgemiz için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Barışçıl olanı da öldürüyor

Nükleer enerji santrallerine ilişkin itirazlara karşı ileri sürülen en önemli savunma temiz enerji ve “barışçıl” amaçlı olduğu. Çernobil ve Fukuşima Nükleer Santrallerinin “barışçıl” olduğu söyleniyordu bir zamanlar . 26 Nisan 1986 tarihinde Çernobil Santralinde meydana gelen patlamalar ve yangın hiç de barışçıl bir sonuç doğurmadı. Bundan yirmibeş yıl sonra 11 Mart 2011 tarihinde Japonya’da yaşanan 9 şiddetindeki depremin ardından Fukuşima Nükleer Santrali’nde meydana gelen patlamalar da hiç barışçı değildi, 1700 kişiyi öldüren, binlerce kişiyi evinden eden bu felaket sonucunda radyasyon sızıntısının nereye kadar yayıldığı konusunda kesin bir şey söylenemiyor. Felaketin üzerinde üç yıl geçti bölgede yaşayan çocuk ve ergenlerde troid kanseri vakalarında patlama yaşanıyor.

Fukuşima felaketi, nükleer santrallerin güvenilirliği sözlerinin koca bir yalan olduğunu bütün dünyaya gösterdi. Ama halen bu yalana inanlar var. Çernobil felaketinin yıldönümünde Türkiye’ye gelen Japon gazeteci Toshiya Morita, Fukuşima felaketinin Japonların hayatını nasıl etkilediğini anlatırken “bizim başbakan Fukuşima nükleer kazasının kontrol altına alındığı,nükleer sızıntının önlendiği ve sağlık tehlikesinin bulunmadığı yönünde yalanlar söylüyor, ona inanmayın, Japon halkı kendi başlarına gelenlerin başka insanların başına gelmesini istemiyor” dedi. Bütün dünyada var olan nükleer santrallerin kapatılması planları yapılırken bizim ülkemizin yöneticilerini yaşananlar hiç etkilememiş ki önce Akkuyu’da, şimdi de Sinop’ta nükleer santral yapma konusunda kararlı görünüyorlar. Sinop’takini felaketleri yaşamış olan Japonya’nın yapacak olması tam bir akıl tutulması hali.
Santralimiz yok atıklarımız var

Nükleer enerji santrallerinin çevre sağlığı ve canlı yaşamı için yarattığı en önemli sorun atıklarıdır. Atıkların zarar vermeden saklanmasının maliyeti çok yüksek olması nedenliyle atıkların güvenliği tam olarak sağlanamamaktadır. Buna en iyi örnek, henüz santralimiz yokken İzmir-Gaziemir’de ortaya çıkan nükleer atıklardır. İzmir’in merkez ilçelerinden Gaziemir ve Karabağlar sınırları içinde bulunan 1940’lı yıllardan 2010 yılına kadar faaliyeti süren kurşun fabrikası, 3 Aralık 2012 tarihli Radikal Gazetesi’ndeki Serkan Ocak imzalı ” İzmir’in Çernobil’i, İlk Nükleer Çöplük İzmir’de” haberine kadar sadece kurşun atıklarıyla gündemdeydi. Haberde özetle; “…Aslan Avcı Döküm Sanayi ve Tic A.Ş.ye ait Gaziemir’de kurulu bulunan kurşun üreten fabrika atıklarını arazisindeki toprağa gömdüğünün ortaya çıktığı,toprak altındaki atıklar zehir kusmaya başladığı, Türkiye Atom Enerji Kurumu (TAEK)’nun alandaki ilk radyasyon tespitini 2007 yılında yaptığını, raporlara göre, radyasyonun fabrikanın nükleer santrallerde kullanılan nükleer çubukların eritilmesiyle oluştuğu, bu maddelerin Türkiye’ye yasal girişinin olmadığı, raporların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İzmir Valiliği, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Gaziemir Kaymakamlığı, Gaziemir Belediyesi’ne bildirildiği..” anlatılmaktaydı. Haberin devamında “…ilk olarak 3 Nisan 2007’de TAEK tarafından fabrikada radyasyonlu cüruf (atık) gömülü alan tespit edildiği, 17 Haziran 2008’de Çevre ve Orman Müdürlüğü bir depoda 200 ton atık tespit ettiği, atıkların bertaraf edilmek üzere gönderilmesinin istendiği, denetçilerin Temmuz 2008’de tekrar fabrikaya gittiğinde 180 ton tehlikeli atık daha bulduğu…” belirtilmekteydi.

Haberin yayınlanması üzerine, henüz bir ay önce kurulan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olayla ilgili İzmir Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu ve radyasyon ölçen cihazla alanda yaptığı ölçümlerde zaman zaman Fukuşima’ya yakın rakamlar tespit etti. Daha sonra mahalle halkının da katıldığı başvurular üzerine şirket yetkilileri hakkında “çevreyi kasten kirletmek” suçundan dava açıldı. İzmir Valiliği, Büyükşehir Belediyesi ve TAEK’te görev yapan kamu görevlileri hakkındaki soruşturmalar halen devam ediyor.

Bunları niçin anlatıyorum? Henüz bir nükleer santralimiz yokken Gaziemir’de yalnızca nükleer santral atıklarından oluşan kirlilikle karşılaşmamıza dikkat çekmek için. TAEK’in Gaziemir’de tespit ettiği “Europium 152 (Eu-152) izotopları doğada bulunmayan, sadece nükleer reaktörlerde zincirleme fizyon(çekirdek bölünmesi) reaksiyonları sırasında nükleer yakıt demetlerinde ve kontrol çubuklarında yaratılan insan yapısı izotoplardır. Bu izotopun radyoaktif yarılanma ömrü 13 yıldır, beta partiküleri ve yüksek enerjide gama ışınları yayarak yaklaşık yüzyıl radyasyon yaymaya devam eder” (1) .
Yasadışı nükleer atık ticareti

Gaziemir’deki kirlilikle ilgili ortada duran en önemli soru; yalnızca nükleer santrallerden çıkan bu atıklar hangi yollarla, nasıl gelmiştir? İlk akla gelen “yasadışı nükleer atık ticareti” yoluyla gelmiş olmasıdır. Dava dosyasına TAEK’den gelen bilgi notuna göre; “son yıllarda çeşitli ülkelerde hurda metalin yeniden çevrimi sırasında radyoaktif kaynakların da *kaza ile yüksek fırınlara gönderilmesi, özellikle demir ve çelikte radyoaktif bulaşmaya yol açan sayısı gittikçe artan olayların meydana gelmesine neden olmuştur. Bureau of Internation Recycling (BIR) verilerine göre 1983-2009 yılları arasında 26 ülkede 113’ten fazla radyoaktif kaynak ergitme olayı meydana gelmiştir”. Bunun anlamı şudur; yasadışı uluslararası nükleer atık ticareti bütün dünya için, insanlık için yaşamsal bir tehdit olarak önümüzde duruyor, nükleer santraller var olduğu sürece patlamasalar da bu tehlikeyi hep yaşayacağız.

Bu gerçekler karşısında nükleer santral kurma için ısrar etmenin anlamı, bile bile insanların ve diğer canlıların yaşamını tehlikeye atmak değil midir? Henüz santral kurulmadan atıklarıyla uğraşıyorken, bir de nükleer santral kurulursa halimiz nice olur? Şimdi,yaşanan felaketleri umursamayan yalan söyleyen yöneticilere ve nükleer lobisinin dayattığı nükleer tehlikeye karşı, yaşamın çığlığını yükseltme zamanı.

Gezi’nin yıldönümünde İstanbul’da ‘nükleer zirve’ toplanmasına sessiz mi kalacağız?

(1) Prof.Dr.Hayrettin Kılıç -Nükleer Fizikçi- The Green Think Tank of Turunch Foundation. New Jersey- USA