Sürdürülebilirliğe dayanarak korku yerine umut aşılamak

Javier Flaim imzasıyla fastcoexist.com‘da yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden İnci Bilgiç‘in çevirisiyle sunuyoruz.

* * *

Kişisel eylemlerle insanlar, gezegenin  durumunun iyileştirilmesi için küçük ama değerli katkılar sunabilirler. “Yaklaşan kaçınılmaz sonumuz” yerine buna odaklanmalıyız.

Pek çok sürdürülebilirlik uzmanı dünyada gerçek bir etki yaratacak daha iyi sistemler ve araçlar tasarlamak için çabalarken neyin gerçekten davranış değişikliğini motive ettiğini anlamak için gayret gösteriyorlar. İçten içe hepimizin isteği, gelecek nesillere daha iyi durumda bir gezegen bırakmak için etkili olabilecek bir hayatı bu amaç uğruna yaşamak…

Havanın bir derece değişmesinin bile -bildiğimiz kadarıyla- küresel iklim haritasını nasıl toptan değiştirdiğine, kıyılardaki toplumları nasıl da yok olma tehlikesine soktuğuna dair makalaler okuyoruz. Bu gerçekleri kavrayıp bir değişiklik yapabilmek istiyoruz, ancak günlük hayatın gidişatıyla beraber  işimizde gücümüze geri dönüyoruz. Peki, bu döngüyü nasıl kırar da -milyonları değil ama- kendimizi, harekete geçmek için motive edebiliriz? Hangi yol daha iyi : felaket tellallığı yaparak değişime zorlamak mı ; yoksa insanları daha yeşil, bundan da önemlisi daha akıllıca seçimler yapıp ilk günden itibaren hem kendi yaşamlarını hem de etraflarındaki dünyayı iyileştirebilmeleri için eğitip motive etmek mi?

Açıkcası, korku güçlü bir duygusal tepki yaratsa da sürdürülebilirlik ve çevre endüstrisi adına pek de etkili değil. Talking Climate‘te  de belirtildiği gibi , korku-tacirliği birinin davranışını ancak durumla derin bir kişisel  bağlantısı olduğunda etkileyebiliyor. Mesela, Hastalıkların Kontrolü ve Önlenmesi Merkezi’nin (Center for Disease Control and Prevention)  sigara içmenin yan etkisi olan kronik hastalıklardan muzdarip insanları gösterdiği ürkütücü klipleri akılda kalıcı olsa da daha yaratıcı fikirler içeren yaklaşımlar davranış değişikliği için daha etkili olabiliyor.

Örneğin, Thailand’ın “Sigara İçen Çocuk” kampanyası bazılarınca “en iyi sigara-karşıtı reklam kampanyası” olarak değerlendiriliyor.  Klipte iki küçük çocuk ellerinde sigara ile yetişkinlerden ateş istiyorlar.  Şaşkınca ve biraz da umutsuzca , sigara içen bu yetişkinler çocuklara, sigara içmenin neden kötü olduğuna dair bir dizi neden sıralıyorlar. Bu iyi niyetli, öğüt dolu ders bittiğinde çocuk karşısındakine bir not bırakıp uzaklaşıyor. Notta “Benim için endişeleniyorsun. Neden kendin için endişelenmiyorsun?” yazıyor ve onları Thailand’ın Sigarayı Bıraktırma Hattı’na yönlendiriyor. Sigara içenlerin yüzlerindeki ifade hiçbir korku-taciri kampanyanın başarmayı umamayacağı bir öykü anlatıyor.

Bir çocuğun masumiyeti ile sigara tiryakilerinin kendi sağlıklarını hiçe sayışlarının yanyana duruşu ilginç bir fenomene ışık tutuyor: Ne insanlara daha iyi ve akıllıca seçimler yapmalarını hatırlatmak için işe yarar ? Aslında genellikle insanlar yapılacak doğru şeyin ne olduğunu biliyorlar; ancak onları davranış değişikliğine yöneltecek en etkili yol nedir? Bahsi geçen reklam insanları sigara bağımlılığının zararları ve kendi davranışları üzerine düşünmeye yöneltiyor ve bunu aşırı derece olumsuz, adeta felç edici bir duygu yaratmadan yapıyor. Davranışlarının geleceği ve gelecek nesilleri nasıl etkilediğine korkutucu taktiklere başvurmadan odaklanıyor. Bu kampanya ile beraber Thailand Sigarayı Bıraktırma Hattı’na yapılan aramalar %40 arttı. Ne var ki iklim değişikliği çok ciddi bir mesele olsa da korku etmeni insanların çoğunda bir etki uyandıramadı. Peki insanları bunaltmadan bu döngüyü kırıp eyleme geçmelerini ve değişim yaratmalarını nasıl sağlarız ?

Basitçe, taktiklerimizi değiştirmeli ve işe yarar bir “sistem” tasarlamalıyız. Günlük seçimler için sürdürülebilir  ve geçerli çözümleri ulaşılabilir kılarak bireylerin dikkatini  bu yönde karar almaya doğru çekebiliriz.   Böylece bu akıllıca seçimlerle kişisel bir ilişki kurulması sağlanabilir. Sürdürülebilir bir hayat biçiminin günlük olarak sunacağı pek çok yararı vurgulamalıyız. Ayrıca, eğer bu soruna daha büyük bir ölçüde yönelmek istiyorsak , kamunun ve özel sektörün de dikkatini çekip sürdürülebilirlik yönünde kararlar almaya teşvik etmeliyiz.

“Sürdürülebilir bir hayat biçiminin günlük olarak sunacağı pek çok yararı vurgulamalıyız.”

Böyle bir umut ve sürdürülebilirlik anlayışı yaratmanın sayısız yolu var. Kişisel ilişkilendirme, eğitim ve “oyunlaştırma” insanları sürdürülebilir hayata çeken yollar. Çünkü böylece çevreye “uzaktan” ve samimiyetsiz bir katkı vermek yerine gerçek-zamanlı ve şahsi bir karşılık almış oluyorlar. Bazıları için, çevre sorunlarıyla kendi günlük hayatlarında birebir, somut bir ilişki kurmak  davranış değişiklikleri yapmaya değeceğini hissettiren bağın kurulmasını sağlıyor. “Oyunlaştırılmış” eğitim içeriğini – bireylerin sahip oldukları etkiye bağlayarak- kullanmaksa bireyleri sorunlarla bağlantılı kılıp bu değişimleri alışkanlıklara dönüştürmelerine ve herkesin küçük eylemlerinin ortak etkisini göstermeye yarıyor.

Recyclebank olarak geridönüşüm oranlarını artırmak için yerel topluluklarla ve işletmelerle birlikte çalışırken vatandaşları, geridönüşüm miktarlarına göre ödülledirerek davranışlarda gerçek bir değişim gözlemleyebildik. Teşvik + eğitim + ölçüm eşitliği, bireyler seçimlerinin kişisel, yerel ve küresel ölçekte faydalarını fark ettikçe küçük eylemlerin alışkanlığa dönüşmesini  garantiler. Single-stream* geridönüşüm ile birlikte bu strateji, Bridgeport, Connecticut’ta , önceki iki yıllık döneme göre, geridönüşüme katkının %67 artmasını sağladı. Geridönüşümse, bilindiği gibi, azaltma, yeniden-kullanma, kompost yapma vb. gibi sürdürülebilir bir geleceğe yönlendiren akıllıca seçimler için bir giriş kapısı.

Sürdürülebilirliğe ve onun iklim değişimi üzerindeki etkilerine dair algı değişiminin  çevremizin geleceği için ne kadar önemli olduğunu tek fark eden biz Recyclebank’takiler değiliz.  TerreCycle, Practically Green ve Opower da bu kişisel ilişkileri geliştirmek ve eğitim vermek için bireylerle pek çok alanda çalışan şirketlerden. Alice Waters yıllardır, eko-eğitimin, özellikle “yenilebilir eğitim”in, okullarımızdaki savunucusu. Yenilebilir Okul Bahçesi projesi 7000’den fazla öğrenciyi bahçe oluşturmak ve çevre dostu yöntemlerle bakımını sağlamak aracılığıyla sürdürülebilir tüketim ile tanıştırdı. Waters’ın ilk bahçesinin olduğu Berkeley’deki öğrenciler bu ilişkinin kalıcı bir etkisi olacağının kanıtı. Bu öğrenciler şimdi yağmur suyunu iki tane 3500 galonluk sarnıçta topluyor ve tavuklar ile ördeklerin olduğu bir kümesi idare ediyorlar. Ticari tarımın tuzaklarına odaklanmak yerine Waters, öğrencileri alternatifin güzelliğine bakmaları ve bunu bir yaşam biçimi olarak benimsemeleri için teşvik ediyor.

Sürdürülebilir bir küresel geleceğe giden yol çokça karmaşık değişimi içeriyor ve tek bir bireysel eylem bunu değiştiremezken , kişileri bireysel ölçüde harekete geçirebilirsek sistemli değişim ardından gelecektir. Margaret Meade’in söylediği gibi, “Düşünceli ve adanmış bir grup insanın dünyayı değiştirebileceğinden asla şüphe etmeyin; aslında bu şimdiye kadar olan tek şey.” Bir endüstri olarak bizim de eylemleri teşvik ederken ve desteklerkenki tutumuzu değiştirmemiz gerekiyor. Buradaki ipucu, önemli çevresel sorunlara hitap ederken yapılabilir ve olumlu yolları göstererek bir denge yaratıp olumlu eylemlerimizin zevkine, mükafatına ve tadını çıkarmaya odaklanmak. Öte yandan, William McDonough’ın yeni kitabı “Upcycle”da zarifçe belittiği gibi “kötünün iyisi”  yerine “daha iyi” olana odaklanmak için bir fırsatımız var. Sorunları anlamalı ve insanları onlar hakkında eğitmeliyiz. Ancak odağımız çözümlerin güzelliği ve vaatleri üzerinde olmalı.

Yeşil Gazete için çeviren: İnci Bilgiç 

(Fastcoexist.com,Yeşil Gazete)