Hafta SonuManşet

Kırsal Yaşamdan Öyküler 1

Kırsalda kolektif hayat nasıl gidiyor diye merak edenler, soranlar oluyor. Ormanevi’nde her gün başka geçiyor. Hal böyle olunca arada yazmak, eşe dosta havadis uçurmak da iyi oluyor. Geçenlerde mesela, koyun aldık. Birden bire on sekiz tane koyunumuz oldu. Eskiden oturduğumuz yerden bahçeye bakınca yalnızca bizim eniklerle göz göze gelirdik. Şimdi bu sahneye karanlıkta parlayan on sekiz çift göz ve arkadan ritmik bir şekilde gelen krrrt krrrt sesleri eklendi. Koyunu almakla ve uzaktan seyredip gülmekle bitmiyor iş elbet. Otlatma planını yapması (bkz. holistic management), otlarken komşunun bahçesine kaçan koyunları geri toplaması ve sağması var işin bir de.

Bu sabah sağımı epey eğlenceli geçti. Gönüllülerimiz Else ve Seval de sağolsunlar, organize bir şekilde gerçekleştirdik sağımı. Arada sağımdan kaçanlar oldu tabi, feci yaramaz oluyor koyun milleti. Hemen geri toplayıp devam ettik. Bir ara epey hoşuma giden bir sahne oldu. Aslında bu yazıyı yazmak için beni harekete geçiren de aynı sahneydi. Önümde bir koyun sağıyorum, Else de boynuna sarılmış onunla tatlı tatlı konuşuyor, birden sırtımda bir sıcaklık hissettim. Dönüp bakamadım da hemen, sağım esnasında konsantrasyonu bir kaybettiniz mi ritm  bozuluyor, hayvan huysuzlanıyor. Bir süre devam ettim sırtımdaki sıcaklıkla. Sonra Else gördü ve gülmeye başladı, ben de nihayet dönüp bakabildim. Önceki sağdıklarımdan, 508 numaralı abla, kafasını koymuş sırtıma dinleniyor. Filmlik sahne! Derken işler iyice garipleşti. Yavaş yavaş yüzümün etrafını koklamaya başladı, bir ara boynumu öptüğüne neredeyse yemin edebilirim. Tamam dedim 508’le kurduk muhabbeti. Şimdi sıra diğerlerinde. Buyrunuz bu da 508.

8 koyun

Böyle böyle yakınlaşacağız hatuniçelerle. Yeni bir canlı türünü yakından tanımaya çalışmak kadar heyecan verici bir şey yok benim için son zamanlarda. Senin gibi nefes alıyor, uzaklara bakıyor, gün içinde canının istediğini yapıyor, yavrusunu koruyor kolluyor… Doğrudan bir bağ var tüm canlılarla aramızda. Herhangi bir dili konuşmayı gerektirmeyen, herhangi bir nezaket ya da yapmacıklık içermeyen, doğrudan ve keskin bir bağ. Tüm mesele bu bağı hatırlamakta ve dünya dediğimiz bu koca evin içinde derin bir saygı ile yaşayıp gitmekte…

Saygı demişken, bugün yoğurt yaparken düşünüyordum bu meseleyi. Kendi sağdığımız süte yoğurt çalıyor sonra afiyetle yiyor ya da eşe dosta ikram ediyoruz. Saygı bunun neresinde derseniz, sütün yoğurt olana dek geçirdiği tüm aşamalar bizim kontrolümüzde ve her aşamasında doğaya duyduğumuz saygı var. Şehirde ise marketten aldığımız, doğrudan emek vermediğimiz gibi nasıl bir emeğin ürünü olduğunu da bilmediğimiz bir üründen ibaret yalnızca yoğurt. Acaba hangi ineğin ya da koyunun sütünden yapıldı? Bu inek ya da koyun hiç güneş yüzü gördü mü? Merada bütün gün özgürce oradan oraya koşuşturdu mu? Bizim koyunlar gibi incir ağacına tırmandı mı hiç? Yoksa duvarlar arasında hiç haketmediği bir yaşam mı sürdü? Kimler, nasıl sağdı onu? Else gibi kulağına güzel sözler fısıldayarak  sakinleştirmeye çalışan oldu mu? Sütü ne aşamalardan geçti, neler kondu katıldı içine? Sonra nerelere yolculuk etti, kaç kilometre yol katedip kaç litre benzin harcadı? Kimler bu işten ne paralar kazandı? Bir dünya soru var sorulacak. Ucu bucağı olmayan bir üretim-tüketim döngüsü. Karmaşık, adil olmaktan uzak ve doğayı tahrip eden bir döngü. Dolayısıyla gayet masumane niyetlerle alıp yediğimiz yedirdiğimiz bir yoğurtla bilmediğimiz ne kötülüklere karışıyoruz istemeden. Dünyayı ne kadar karmaşık ve soyut hale getirdik, sadelikten ne kadar uzaklaştık…

Velhasıl sağdığımız sütle bir güzel yoğurt yaptık. Koyun yoğurdu da bir başka oluyormuş. Tadı, kıvamı falan enfes! Üzerine gelenimiz gidenimiz de eksik olmadı son günlerde, her gelene ikram edip gururla anlattık hikayesini. Kendine yeterlik deyip duruyoruz ya hep, işte biz ona gün be gün yaklaşıyoruz, yaklaştıkça keyifleniyoruz. Keyif demişken, var mı zaten üretmenin keyfinin üzerine keyif? Ben tanımıyorum.

6 süt

Esen kalınız.

Gonca Mine Çelik

 

 

Gonca Mine Çelik

Kategori: Hafta Sonu