İklim KriziManşet

“İçteki Değişiklik: Karşılaştığımız Engeller Yalnızca Dışsal Değil”

(Reuters / China Daily)

İklim krizi böylesine kötü bir zamanlamaya sahipken ona göğüs germek yalnızca yeni bir ekonomi değil, yeni bir düşünce de gerektiriyor.

***

Naomi Klein’in 21 Nisan 2014 tarihinde, The Nation dergisinde yayılanan yazısını Bora Kabatepe’nin çevirisiyle yayınlıyoruz.

***

(Reuters / China Daily)

(Reuters / China Daily)

Bu bir kötü zamanlama hikayesi.

İklim değişikliğinin daha şimdiden görülür hale gelen en tedirgin edici sonuçlarından birisi ekolojistlerin “uyuşmazlık” ya da “zamansızlık” olarak adlandırdığı hadise. Bu, hayvanların özellikle yeterli gıdaya erişememenin büyük nüfus kayıplarına neden olduğu yavrulama dönemlerinde kritik öneme sahip bir besin kaynağıyla ısınmadan dolayı aynı döneme rast gelememesi anlamına geliyor.

Örneğin birçok ötücü kuş türünün göç örüntüsü binlerce yıl içinde, yumurtaların tırtıl gibi gıda kaynaklarının bollaşarak, aç yavrularını beslemeye uğraşan yetişkinlere yeterince besin sağladığı dönemde çatlayacağı şekilde evrimleşmiştir. Ancak artık bahar çoğunlukla erken geldiğinden, tırtıllar da daha erken olgunlaşıyorlar. Bu nedenle bazı bölgelerde yavru kuşlar yumurtalarından çıktıklarında daha az gıda bulabiliyorlar. Bu durum kuş nesillerinin sağlığını ve üretkenliğini tehdit ediyor. Benzer şekilde Batı Grönland’da, yavrulama bölgelerine ulaşan ren geyikleri binlerce yıldır bel bağladıkları yem bitkilerinin ısınma dolayısıyla daha erken olgunlaşması nedeniyle kendilerini o bölgeye “zamansızca” gelmiş halde buluyorlar. Bu durum dişi ren geyiklerinin süt vermek, üremek ve yavrularını beslemek için ihtiyaç duyduğu enerjiden daha azına erişebilmesine neden oluyor. Bu uyuşmazlık doğum oranlarında ve yavruların hayatta kalma oranlarında yaşanan büyük düşüşlerle doğrudan bağlantılı.

Ren geyiği nüfuslarında yaşanan düşülerin en önemli sebeplerinden irisi değişen mevsim döngüleriyle yavrulama dönemlerinde yem bitkilerinin azalması (Joelle Taillon)

Ren geyiği nüfuslarında yaşanan düşüşlerin en önemli sebeplerinden birisi değişen mevsim döngüleriyle yavrulama dönemlerinde yem bitkilerinin azalması (Joelle Taillon)

Bilim insanları kutup deniz kırlangıçlarından, kara sinekkapanlara kadar onlarca türün iklimle bağlantılı zamansızlık vakalarını araştırıyor. Ancak atladıkları önemli bir tür var – biz. Homosapiens. Biz de biyolojik olmaktan çok kültürel-tarihsel bağlamda, iklimle bağlantılı korkunç bir zamansızlıktan muzdaribiz. Bizim problemimiz iklim krizini politik ve sosyal koşulların bu tür ve boyutta bir soruna karşı en hasmane olduğu bir anda kucağımızda bulmamız. Bu an, vahşi seksenlerin, denetimlerden ve düzenlemelerden kurtulmuş kapitalizmi yayma seferlerinin patlama noktası olan yıllar zincirinin son halkası. İklim değişikliği insanlığın bugüne kadar hiç başaramadığı şekilde ortaklaşa hareket etmesini gerektiren ortak bir problem. Ancak konu toplumun daha geniş kesimlerinde bir sorun olarak algılanıp bilinç oluşturmaya, ortak alan ve topluluk olma fikirlerine karşı yöneltilen bir savaşın tam orta yerinde başladı.

Bu talihsiz zamansızlık, krize etkili şekilde cevap verme mücadelesinin önüne her türlü engeli çıkardı. Öyle ki, yerküredeki hayatı korumak için şirketlerin davranışları üzerinde o güne kadar eşi benzeri görülmemiş kısıtlamalar getirmemiz gereken bir zamanda şirketler güçlerinin doruğunda. Öyle ki, denetime en çok ihtiyacımız olduğu anda o tehlikeli ve kullanılmaması gereken bir kelime olarak algılanıyor. Öyle ki, kamu kuruluşlarının güçlenmesine ve yeniden kurgulanmasına en çok ihtiyacımız olduğu bir dönemde, onlarla ilgili tek bildikleri onları dağıtmak ve açlığa mahkum etmek olan politikacılar tarafından yönetiliyoruz. Öyle ki, karar vericiler devasa bir enerji dönüşümüne erişebilmek için esnekliğe ihtiyaç duydukları anda ellerini kollarını bağlayan bir “serbest ticaret” boyunduruğu altındalar.

ABD'de büyük yapımı engellenmeye çalışılan Keystone XL boru hattı, toplumun farklı kesimlerini ortak hareket etmesini sağladı. Tam da ihtiyaç duyulduğu gibi.

ABD’de yapımı engellenmeye çalışılan Keystone XL boru hattı mücadelesi, toplumun farklı kesimlerinin ortak hareket etmesini sağladı. Tam da ihtiyaç duyulduğu gibi.

Yeni bir ekonomiye giden yoldaki bu yapısal engellerle mücadele etmek her ciddi iklim hareketinin önünde bekleyen önemli bir iş. Ancak tek yapılması gereken bu değil. İklim değişikliği ve piyasa hakimiyeti arasındaki zamansızlığın yarattığı ve insanlığın karşılaştığı krizlerin en şiddetlisine ancak korku dolu, kaçamak bakışlarla bakmamıza neden olan içimizdeki engellerle de yüzleşmemiz şart. Günlük hayatımız piyasa ve teknolojinin “zaferleri” ile değişip farklı bir şekle büründüğünden başka bir yaşamın mümkün olacağına inanmak şöyle dursun iklim değişikliğinin gerçek olduğuna ikna olmamızı sağlayacak gözlem araçlarından bile uzak kaldık. Bunların hiçbirisi de şaşırtıcı değil: bir araya gelmemiz gerektiği anda toplumsal alanımız parçalanıyordu, daha az tüketmemiz gerektiği anda tüketim çılgınlığı hayatımızın her alanına nüfuz etmişti, yavaşlamamız ve farkına varmamız gereken anda hızlanmıştık ve daha uzağı görmemiz gereken anda tek görebildiğimiz şu andı. İşte bizim iklim değişikliği zamansızlığımız. Bu sadece kendi türümüzü değil, gezegende yaşayan diğer tüm türleri de etkiliyor.

İyi haber ise şu: Ren geyiği ya da ötücü kuşlardan farklı olarak bizler hızlıca uyum göstermemizi ve eski davranışlarımızı çabucak değiştirmemizi sağlayan üstün bir akıl yürütme ve muhakeme yeteneği ile donanmış durumdayız. Eğer kültürümüze egemen olan fikirler bizi kendimizi kurtarmaktan alıkoyuyorsa, bunları değiştirmek de bizim elimizde. Ancak bunu başarabilmemiz için evvela kişisel iklim zamansızlığımızı iyice anlamamız gerekiyor.

Tüketim, tüketim, tüketim... Nereye gittiği konusunda bilinçlenme artsa da, tüketimi azaltma konusunda yeterli adımları atıyor muyuz? (Fotoğraf: Greenpeace)

Tüketim, tüketim, tüketim… Nereye gittiği konusunda bilinçlenme artsa da, tüketimi azaltma konusunda yeterli adımları atıyor muyuz? (Fotoğraf: Greenpeace websitesinden alınmıştır)

›››İklim değişikliği daha az tüketmemizi gerektiriyor ancak tüketici olmaktan başka bir şey bilmiyoruz

İklim değişikliği sadece aldığımız şeyleri değiştirerek çözebileceğimiz bir sorun değil. Bir SUV (Ç.N: Sport Utility Vehicle. Özellikle ABD’de çok popüler olan büyük motorlu ve hacimli bir binek otomobil türü.) yerine hibrit bir araba alarak, uçağa bindiğimizde saldığımız karbonları telafi edecek ödemeler yaparak çözemeyeceğimiz bir sorunla karşı karşıyayız. Özünde, nispeten zengin olanların aşırı tüketiminden doğan bir kriz bu. Yani dünyanın en çılgın tüketicileri daha az tüketmek zorunda kalacaklar.

Sorun çoğu kez kafamıza kakıldığı gibi “insan doğası” değil. Bu kadar alışveriş yapmak için doğmadık ve yakın geçmişimiz dahi daha az tüketerek aynı oranda hatta daha mutlu olduğumuz günlerle dolu. Sorun tüketimin şişirilerek günümüzde sahip olduğu konum.

Son dönem kapitalizmi bize kişiliğimizi tüketim tercihlerimiz ile şekillendirmeyi öğretiyor: kimliğimizi alışveriş yaparak oluşturuyoruz, topluluğumuzu aldıklarımız belirliyor ve kendimizi aldıklarımızla ifade ediyoruz. Dolayısıyla insanlara gezegenin yaşam destek mekanizmalarının aşırı zorlandığını söyleyerek istedikleri kadar alışveriş yapmalarının artık mümkün olmadığını söylemek, kendileri olma özgürlüklerinin ellerinden alındığını hissedecekleri bir saldırı olarak algınalabilir. Bu “tüketimini azalt (reduce), yeniden kullan (reuse), geri dönüştür (recycle)” üçlüsünden oluşan sacayağının neden yalnızca sonuncusunun ilgi çektiğini açıklamamızı da sağlayan bir durum. Çünkü atığımızı doğru çöp kutusuna attıktan sonra istediğimiz kadar tüketmeye devam edebiliriz. Daha az tüketmemizi gerektiren diğer ikisi ise – tüketimini azalt ve yeniden kullan – ölü doğan sözler oldular.

"İklim değişikliği yavaş, biz hızlıyız". Ama her konuda değil. 19. kez yapılan COP toplantılarında bu sene de kayda değer bir adım atılamadı. (Fotoğraf: Reuters)

“İklim değişikliği yavaş, biz hızlıyız”. Ama her konuda değil. 19. kez yapılan COP toplantılarında bu sene de kayda değer bir adım atılamadı. (Fotoğraf: Reuters)

›››İklim değişikliği yavaş ama biz hızlıyız

Bir kır manzarasının ortasından yüksek hızlı bir trenle geçtiğinizde etrafınızdaki her şey duruyormuş gibi gözükür: insanlar, traktörler, yollardaki arabalar. Tabii ki durmuyorlar. Onlar da hareket halinde ancak trenle karşılaştırıldığında o kadar yavaşlar ki hareket etmiyorlarmış gibi gözüküyorlar.

İklim değişikliğinde de aynı durum söz konusu. Fosil yakıtlarla beslenen kültürümüz bir sonraki üç aylık rapora, bir sonraki seçim dönemine, bir sonraki oyalamacaya ya da akıllı telefonlarımız ve tabletlerimiz üzerinden kendimizi geçerlemeye doğru hızla ilerleyen yüksek hızlı bir tren. Değişen iklim ise pencereden görünen manzara gibi: seyir noktamızdan bakıldığından durağan görünebilir ama hareket ediyor. Eriyen buzullarla, yükselen sularla, artan sıcaklıklarla ilerleyen ağır bir süreç. İklim değişikliği kontrolsüz bırakılacak olursa kolay dağılan dikkatimizi çekecek hıza ulaşması çok uzun süremeyecektir. Haritadan silinen ada devletleri, şehirleri sulara boğan süper-fırtınalar bunu başarabilir. Ancak bunlar olduğunda artık bir şeyleri değiştirmek için çok geç kalınmış olabilir, çünkü geri dönülmez günler artık başlamaya yakın.

Süpermarkete girdiğinizde pek kolay fark edilmeyen bir manzara. Bu seneki kuraklığın çiftçileri nasıl etkilediğini görmek için süpermarketlerden uzağa bakmak gerek. (Fotoğraf: Jay Janner)

Süpermarkete girdiğinizde pek kolay fark edilmeyen bir manzara. Bu seneki kuraklığın çiftçileri nasıl etkilediğini görmek için süpermarketlerden uzağa bakmak gerek. (Fotoğraf: Jay Janner)

›››İklim değişikliği mekana bağlı, ancak biz aynı anda her yerdeyiz

Sorun yalnızca çok hızlı hareket ediyor oluşumuzda değil. Değişikliklerin meydana geldiği alan son derece noktasal: belli bir çiçeğin zamanından evvel açması, bir gölün üzerinde daha önce incelmediği kadar incelen bir buz tabakası, bir göçmen kuşun geç kalması… Bu türden hemen göze çarpmayan değişiklikleri fark edebilmek belirli bir ekosisteme sıkı sıkıya bağlı olmayı gerektiriyor. Böyle bir birlik ancak bir yeri yalnızca görsel olarak değil, bize verdikleriyle de, derinlemesine biliyorsak ve yerel bilgi kutsal bir güvenle bir kuşaktan diğerine aktarılıyorsa mümkün.

Ancak bu kentleşen ve sanayileşen dünyada giderek seyrek karşılaşılan bir durum. Evlerimizi kolayca geride bırakabiliyoruz: yeni bir iş için, yeni bir okul için, yeni bir aşk için… Bunu yaptığımız anda, orada sahip olduğumuz tüm bilgi birikiminden, ayrıca (benim durumumda kendileri de defalarca göç etmiş olan) atalarımızın biriktirdiği tüm bilgilerden de ayrı düşmüş oluyoruz. Sabit kalmayı başaranlarımız için bile günlük yaşam, içinde bulundukları fiziksel mekandan tamamen bağımsız seyrediyor olabilir. İklimlendirilmiş evlerimizde, işyerlerimizde, arabalarımızda tüm dış faktörlerden korunmuş şekilde yaşarken doğadaki değişikliklerin fark edilmeden yanımızdan geçip gitmesi çok olası. Süpermarkete girdiğimizde ithal ürünlerden oluşan bir yiyecek dağıyla karşılaşıp, her gün bu yiyeceklerin yenilerini getiren kamyonları gördükçe kentlerdeki evlerimizi çevreleyen çiftlikleri vuran tarihi bir kuraklıktan hiç haberimiz olmayabilir. Bir şeylerin gerçekten ters gittiğini anlamamız için muazzam boyutta bir felaketle – mesela geçmiş tüm yağış oranlarını geride bırakan bir fırtınayla ya da binlerce evi yerle bir eden bir selle – karşılaşmamız gerekebiliyor. Bu olduğunda bile bu tecrübeden edindiğimiz bilgiyi uzun süre kullanamıyoruz çünkü gerçekler özümsenme fırsatı bulana kadar kendimizi yeni bir krizin peşinde sürüklenir halde buluyoruz.

Bu sırada, doğal afetler, tarlada kalan ekinler, açlıktan kırılan hayvanlar, iklim değişikliği kaynaklı etnik çatışmalar nedeniyle insanlar yerlerini yurtlarını terk ederlerken iklim değişikliği köksüzler saflarına yeni insanlar eklemeye devam ediyor. Ve her göç eden insanla birlikte mekanla kurulan hayati bağlar kayboluyor ve toprağın sesini dinleyen daha az insan kalıyor.

"Göz görmeyince gönül katlanıyor" sözü iklim değişikliği için de geçerliliğini koruyor (Fotoğraf: CNN)

“Göz görmeyince gönül katlanıyor” sözü iklim değişikliği için de geçerliliğini koruyor (Fotoğraf: CNN)

›››İklim değişikliğine neden olan kirleticiler gözle görünmez ancak biz gözümüzle görmediğimize inanmayı bıraktık

BP’nin Macondo kuyusu 2010’da parçalanıp Meksika Körfezi’ni petrole boğunca şirketin CEO’su Tony Hayward’dan duyduğumuz şeylerden birisi şuydu: “Meksika Körfezi çok büyük bir okyanus. Toplam su kütlesinin yanında bizim yaydığımız petrol ve kimyasal madde miktarı çok küçük”. Bu açıklama o günlerde de haklı olarak alaya alınmıştı ama Hayward o gün kültürümüzün en değer verdiği anlayışlardan birisini seslendiriyordu: görmediğimiz şey bize zarar vermez hatta onun varlığı bile şüphelidir.

Ekonomimizin büyük bölümü atıklarımızı gönderebileceğimiz “başka bir yer” bulmayı her zaman başarabileceğimiz varsayımına dayanıyor. Çöpümüz kaldırımdan alındığında gittiği başka bir yer de var, musluktan akıp gittiğinde döküldüğü başka bir yer de. Sahip olduklarımızı oluşturan mineral ve metallerin çıkarıldığı başka yerler de var, bu hammaddelerin bitmiş ürünlere dönüştürüldüğü başka yerler de. Ancak BP’nin Meksika Körfezi faciasından aldığımız ders, ekoloji teorisyeni Timothy Morton’un sözleriyle şu: bizimki, başka bir yeri olmayan bir dünya.

15 yıl önce “No Logo” kitabımı yayınladığımda okurlar kıyafetlerinin ve takılarının üretildiği korkunç koşulları öğrenerek şok oldular. Ancak o günden bu yana bu gerçeklerle beraber yaşamayı öğrendik – görmemezlikten gelerek değil de daimi bir kayıtsızlık halinde olarak. Bizimkisi bir hayaletler, kasti körlükler ekonomisi.

Hava en görünmez olandır ve onu ısıtan sera gazları da gezegeni ısıtan, anlaşılması en güç hayaletlerdir. Fizolof David Abram insanlık tarihi boyunca havaya atfedilen güç ve saygının kaynağının da tam olarak bu görülmezlik niteliği olduğuna işaret ediyor. “Inuit’ler tarafından Sila, yerkürenin rüzgar zihni; Navajo’lar tarafından Nichi’i, kutsal rüzgar; eski Museviler tarafından Ruach, aceleci ruh olarak adlandırılan” atmosfer “hayatın en gizemli ve kutsal boyutuydu.” Ancak günümüzde “atmosferi çok nadiren, ancak iki insan arasında yarattığı girdapla fark ediyoruz.” Havayı unutarak onu bir nevi kanalizasyona çevirdik diyor Abram: “Endüstrinin istemediği ürünlerden kurtulması için en iyi çöplük… Bacalardan çıkan en opak, tehlikeli duman dahi yayılacak ve dağılacak, her zaman ve sonsuza kadar görünmez hale gelecektir. Gitti. Gözünüzün önünden, aklınızdan.

İklim değişikliğini kavramamızın bu kadar zor olmasına neden olan bir diğer etken de kültürümüzün daimi bir “şimdi” içinde yaşayan, kendisini bizi yaratan geçmişten ve hareketlerimiz ile şekillendirdiğimiz gelecekten ayıran bir kültür olması. İklim değişikliği geçmiş kuşakların yaptıklarının kaçılınmaz bir şekilde yalnız bugünleri değil gelecek kuşakları da etkilemesinin hikayesi. Bu zaman bağlamları artık çoğumuz için anlaşılmaz bir dil haline geldi.

En dipsiz yutak olduğu düşünülen havadaki kirlilik, Dünya Sağlık Örgütü'nün son raporuna göre dünya genelindeki bir numaralı ölüm sebebi. (Fotoğraf: The Guardian)

En dipsiz yutak olduğu düşünülen havadaki kirlilik, Dünya Sağlık Örgütü’nün son raporuna göre dünya genelindeki bir numaralı ölüm sebebi. (Fotoğraf: The Guardian)

Bu kişisel bir sınavdan geçip geçememek, ya da sığlığımızdan, köksüzlüğümüzden dolayı kendimizi yerden yere vurmakla alakalı değil. Bu tarihsel olarak fosil yakıtlara bağlı bir endüstriyel projenin ürünleri olduğumuzun farkına varmakla ilgili.

Daha önce nasıl değiştiysek, yine değişebiliriz! Şair-çiftçi Wendell Berry’nin herkesin kendi “evini” her yerden daha fazla sevme ödevine sahip olduğundan bahsettiği bir konuşmasını dinledikten sonra, bilgisayarlarına bağlı yaşayan ve bir eve sahip olmak için tek yapabildiği alışveriş yapmakmış gibi gözüken ben ve arkadaşlarım gibi insanlara ne gibi bir tavsiyede bulunabileceğini sordum. “Bir yerde durun” diye cevap verdi “ve o yeri tanımanın bin yıl sürecek hikayesine başlayın.”
Bu bir çok açıdan iyi bir tavsiye. Çünkü bu yaşam kavgasını kazanmak için hepimizin mücadele edeceği bir yere ihtiyacı var!

***

Naomi Klein

Naomi Klein aktivizm ve iklim değişikliği konusunda yazılar yazan küreselleşme karşıtı, anti-kapitalist gazeteci ve yazar. The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism ve No Logo: Taking Aim at the Brand Bullies kitaplarının yazarı Klein’in son kitabı This Changes Everything: Capitalism vs the Climate, 2014 yılı Eylül ayında piyasaya çıkacak. Yazarın diğer yazılarına ulaşmak için www.naomiklein.org adresini ziyaret edebilir ya da kendisini @NaomiAKlein hesabı üzerinden twitter’da takip edebilirsiniz.

Kategori: İklim Krizi