AİHM, cezaevinde Kürtçe’yi yasaklayan Türkiye’yi mahkum etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahpusların aileleriyle Kürtçe konuşmasının yasaklanmasının “özel yaşama saygı ve aileyle haberleşme hakkını ihlal” olduğuna karar vererek Türkiye’yi tazminata mahkum etti.

cezaevi-katibi

AİHM, cezaevinde aileleriyle Kürtçe konuşulmasına izin verilmeyen Muş ve Bolu Cezaevlerindeki mahpusların başvurusunu sonuçlandırdı. Mahkeme, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “özel yaşama saygı ve aileyle haberleşme hakkını ihlali” düzenleyen 8. maddesini ihlal ettiğine karar verdi. Türkiye mahpuslara manevi tazminat ödemeye mahkum oldu.

Mahkeme: Türkçe konuşun!
Bianet’ten Ayça Söylemez’in  haberine göre, Muş ve Bolu cezaevlerinde kalan Nusret Kaya, Ahmet Gerez, Mehmet Şirin Bozçalı, Mehmet Nuri Özen ve Mesut Yurtsever’in akrabaları ve aileleriyle telefonda Kürtçe konuşmaları yasaklandı.

Mahpuslar, “aileleriyle kendi istekleri doğrultusunda Kürtçe konuşmak istediklerini” belirterek İnfaz Hakimliği’ne başvuru yaptı ve yasağın kaldırılmasını talep etti.

Başvuruları, 29 Mayıs 2006 ve 10 Haziran 2010’daki çeşitli mahkeme kararlarıyla reddedildi. Mahkemeler, cezaevi yetkililerinin yönetmelik ve kanunlara uygun davrandığına, mahpusların telefon konuşmalarını Türkçe yapmaları gerektiğine karar verdi.
Mahpusların sırasıyla Ağır Ceza Mahkemelerine ve Yargıtay’a yaptıkları başvurular da sonuçsuz kaldı. Bunun üzerine, AİHS’in “özel yaşama saygı ve aileyle haberleşme hakkını ihlali” düzenleyen 8. maddesi ile “adil yargılama ve makul sürede etkin soruşturmayı” düzenleyen 6. maddesini gerekçe göstererek AİHM’e başvurdular.

AİHM: Mahpuslara dayatılan uygulama demokratik toplumda zorunlu olamaz

AİHM, 4 Ekim 2006’da 24 Haziran 2008’de, 24 Temmuz 2008’de ve 25 Kasım 2008’de yapılan farklı başvurularla ilgili verdiği ortak kararı dün açıkladı. AİHM 8. maddeden yapılan başvuruyu kabul ederken, 6. maddenin ihlal edilmediğine karar verdi.

Türkiye, dört mahkuma 300′er Euro manevi tazminat ödeyecek.  AİHM kararında, “cezaevi yetkililerinin, mahpusların aileleri ve yakınlarıyla ilişki kurmasını sağlamak yükümlülüğünde olduğunu” belirtti:
“Mahpuslara dayatılan bu uygulama, demokratik bir toplumda ‘zorunlu’ olarak tanımlanamaz.”

(Bianet)