Röportaj

Korhan Gümüş: “Beyoğlu’nda kalabilmiş son yeşil alanlar için bir ekolojik onarım paketi hazırlanacak”

Korhan Gümüş
Korhan Gümüş

Korhan Gümüş

Yerel seçimler yaklaşırken, gözler Gezi eylemlerinin odağı ve İstanbul’un merkezi olan Beyoğlu’nda. Beyoğlu belediye başkan adaylarının işi bu nedenle daha da zor.

Bu nedenle HDP Beyoğlu Belediye Eş Başkan Adayı Korhan Gümüş‘le Beyoğlu için neler öngördüklerini, eleştirilerini ve seçimleri kazanırlarsa neler yapacaklarını konuştuk. Taksim Platformu üyesi ve İnsan Yerleşimleri Derneği başkanı da  olan Mimar Korhan Gümüş uzun yıllardır İstanbul’da yerel yönetimler konusundaki eleştiri ve önerileriyle tanınıyor.

Beyoğlu bölgesinde halkın yararlanabileceği yeşil alanların durumu nedir. Bu konudaki sorunları nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz?

hdp beyoğlu

HDP’nin Beyoğlu eş başkan adayları Korhan Gümüş ve Seyhan Alma

Beyoğlu’nda kişi başına düşen yeşil alan 2 metrekareden az. Oysa sağlık standartlarına göre en az 10 metrekare olması gerekiyor. Diğer taraftan bugünkü yönetim kalan son yeşil alanları da imara açmaya çalışıyor. Cihangir’deki Roma bahçesine belediye benim bildiğim kadarıyla tam beş kere inşaat yapmak istedi, zor engellendi. Fındıklı Parkı’na MSGSÜ Rektörlük binası konduruldu. Perşembe Pazarı gibi Haliç kıyısındaki yerler birilerinin iştahını kabartıyor. Yeşil alanlar inşaata açılması gereken boşluklar gibi görülmeye devam edildikçe, bu oran daha da düşecek. Betona boğulan bir yerde halkın yeşil alanları koruma mücadelesinin güçlendirilmesi gerekli. Çıkar gruplarının ellerinde bütün imkanlar var, belediyelere çeşitli yollarla baskı yapabiliyorlar, ayrıcalık elde edebiliyorlar. Halkın da güçlendirilmesi, örgütlenmesi gerekli. Bunun için siyaset-sermaye ittifakına dayanan bugünkü yönetim modelinin değişmesi gerekiyor.

İçine oteller, kongre salonları inşa edilen, otoparklar tarafından işgal edilen, son olarak da AVM yapılmak istenen Gezi’nin bir bütün olarak onarılması hedeflerden biri. Beyoğlu ile Şişli’yi birleştiren bu devasa kamusal alanın yürüyüş, bisiklet  yolları ile kullanım koşulları iyileştirilecek. Belediye bu alanın bir çok yerini betonlamış ve ağaçların köklerine kadar zarar vermiş durumda. Yapı adalarının ortasında kalan yeşil alanlar bile önemli. Bu nedenle başta Haliç sahilleri olmak üzere, Beyoğlu’nda kalabilmiş son yeşil alanlar için bir ekolojik onarım paketi hazırlanacak.

Gezi isyanına da neden olan Taksim meydanına siz nasıl bakıyorsunuz?

Taksim bir gösteri alanı. Başbakan ve Büyükşehir Belediye Başkanı meydanın bir gösteri mekanı olmaktan çıkarılmasından söz ediyorlar. Onlara göre gösteriler Yenikapı’da, yani şehirle ilişki kurmadan yapılacakmış! Otobüslerle getirilen vatandaşlarla doldurulan parti mitingleri gibi… Bu otoriter bir zihniyetin de göstergesi.

Taksim önemli bir hafıza mekanı, Türkiye’deki siyaset rejiminin temel sorunlarını ortaya koyuyor. Her anlamda. Opera-Cami gerilimi bunun bir örneği. İktidar bugün kamusal alanı ele geçirme mücadelesine dayanan eski bir siyaset anlayışını temsil ediyor. Yöneticilere hatırlatmak için Taksim metro istasyonunun duvarlarına İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi yerleştirilecek, kazınacak. Bu istasyon ve diğerleri şehrin hafızasını, tarihini, geleceğini yeniden canlandıran, sorgulayan temalı istasyonlar, bir tür sanatsal anıtlar halini alacak.

Taksim‘in demokratik gösterileri kolaylaştırmak için meydanın kullanım performansı geliştirilecek. Gösteri düzenlemek isteyen bütün girişimlere, hiçbir ayrım yapmaksızın, belediye yeterli stand, ses tesisatı sağlayacak. Vatandaşların kamusal hayata katılımını güvenceye alan anayasal hakları korunacak.

Merkezi yönetim, projeleri gönüllü insanlar tarafından yıllarca uğraşarak yapıldığı halde AKM’yi onarmayı beceremiyor. Bu yapı şehrin en kaliteli sahne sistemlerine sahip olan yapısı ve İstanbul’un ona ihtiyacı var. Belediyenin AKM’nin onarımını üstlenmesini teklif ediyoruz.

Beyoğlu’nda sürdürülen ”soylulaştırma” projeleri hakkına fikriniz nedir?

Beyoğlu’nun bütün kamu alanlarına şirketler, yani sermaye-siyaset koalisyonu karar veriyor. Kararları piyasaya bırakmak, liberal ütopyanın yalanlarından biridir. Yolsuzlukların temelidir.Kararlar piyasa kuruluşlarına bırakılabilir mi? Bir semtte, bir mahalledeki halkın nasıl yaşayacağına şirketler nasıl karar verebilir?

Beyoğlu’nda kentsel dönüşüm alanlarında halkın nasıl yaşayacağına, nasıl çalışacağına ayrıcalıklı yatırımcılarla, müteahhitlerle karar veriliyor. Kıyılarının, meydanlarının nasıl kullanılacağına da.

Siyaset-sermaye ittifakına dayanan bugünkü model Beyoğlu’nun sonu demektir.

İhale kamu ile piyasa arasındaki bir hizmet alışverişini tanımlar. Ancak ne yapılacağı bilindikten sonra, tam rekabet koşulların oluşur. Ne yapılacağı bilinmeden ihale yapılıyor. Kamu şirketlerle anlaşıyor, sonra halkın karşısına çıkıyor. İhale sistemi sivil toplumun bağımsız bir şekilde kamusal alana katılımını engelliyor. Kamu kararları karanlıkta kalıyor, halk tarafından izlenemiyor, katılım gerçekleşmiyor.

Beyoğlu’ndaki gayrımeşru ayrıcalıklılar koalisyonu sona erecek. Medeni bir şehirde olması gereken, Türkiye’nin de uluslararası sözleşmeler ile taahhüt ettiği kurallar ve deneyimler çerçevesinde kamu-sivil toplum ilişkileri normları uygulanacak. O zaman Beyoğlu adil ve eşitlikçi bir şekilde gelişecek.

Beyoğlu’nda yaşayan, çalışan insanların yerinden edilmesi, yaşam örgüsünün tahrip edilmesi demektir. Semtin yatakhaneler ve AVM’lerle kaplanması ile sonuçlanır. Bunun yerine yaşam ekonomilerinde kırılma yaratmayan, süreklilik ve bütünlük taşıyan, yani içine sosyal boyutu katan, yaşam çevresinin iyileştirilmesini amaçlayan ve süreklilik taşıyan bir kamu hizmeti olarak biz kentsel dönüşüm değil, şehirsel gelişme programları gerçekleştirilecek. Zaten medeni şehirlerde de yapılan bu.

Daha çok kar elde etmek adına geçimlik küçük işletmeleri ortadan kaldıran mevcut ekonomik eğilim ve uygulamalara karşı bir yerel yönetimin tavrı nasıl olmalı?

Bugünkü yönetim Beyoğlu’ndaki esnafın yarattığı zenginliği göremiyor.  Beyoğlu’nda bin terzi var. Okmeydanı’nda binlerce konfeksiyon atölyesi. Bunların işsiz bırakılması yerine değerlendirilmesi lazım.

Yalnızca büyük sermayenin, spekülatörlerin yaptıkları yatırımları, çıkar ilişkilerinin yarattığı dönüşümü gelişme gibi algılıyor. Beyoğlu gibi çeşitlilik taşıyan şehir merkezlerinde yönetimin üretim ağlarının gelişmesi için stratejiler üretmesi, bu tür iş kollarını kaybetmemek için çırpınması gerekir. Genç nüfusun iş imkanlarına kavuşması, gelir eşitsizliğinin azalması, refah seviyesinin yükselmesi için esnek üretim yapısına sahip olan ve şehrin içinde yaşayan işletmeler şehrin yaratıcı sermayesinin gelişmesi için önemli bir işlev görürler. Şehir yalnızca büyük inşaat şirketlerine, AVM’lere sağlanan iş imkanları ile gelişmez.

Rantın en yüksek olduğu bölgelerden biri olan Beyoğlu’nda adaysınız, ranta karşı mısınız?

“Karşıyım” demek de yetmez. Örtük olan bir siyasal sistemi belirtik hale getirmek gerekir. Dikkat ederseniz yolsuzluk iddialarında en çok yer alan konulardan biri imar rantı.

Türkiye’de imar izni vermek, tıpkı para basmaya benziyor. Şehrin bir bölgesinden yol, köprü geçerse, emlak değerini artıracak gelişmeler yaşanırsa, bir rant artışı olur. Yönetimler bu değeri keyfi bir şekilde kullandıramazlar. Kullandırdıkları takdirde Merkez Bankası Müdürü’nün bastırdığı paraları alıp evine götürmesi gibi bir fiil gerçekleşmiş olur. İstanbul’un her köşesi, her yeşil alanı bu nedenle imara açıldı, yönetimler yaptıkları plan tadilatları ile bunu kolaylaştırdılar. İstanbul’da yılda 1500 plan tadilatı yapılıyor. Bunlar oy birliği ile belediye meclislerinden geçiyor. Partiler arasında bu konuda tam bir uzlaşma var. Bunu yapmadıkları takdirde siyaseti finanse edemeyeceklerini düşünüyorlar. Siyaset etrafında ayrıcalıklı kesimler yaratıyorlar.

Taksim projesi biliyorsunuz Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nden oy birliği ile geçti. Onaylayan “muhalif” üyeler ne dediler? “Ay kusura bakmayın biz onu plan tadilatı zannettik.” Bu duruma “özürleri kabahatlerinden büyük” denir, ya tam öyle. Meğerse AKP ile aralarında bir centilmenlik anlaşması varmış. Yılda 1500 plan tadilatı yapılıyor, İstanbul’da. Her birinde de de bazen milyarlarca liralık rantlar sözkonusu oluyor. Okmeydanı için başka siyasal partilerin alternatifleri ne? Duydunuz mu? Bir tek HDP buradaki yaşamı yok etmeyecek, kazımayacak, geliştirecek bir model getiriyor. Oysa yerel seçimler alternatifi ortaya koymak için bulunmaz bir fırsat.

Ranta karşı olmak için: Bir: merkeziyetçiliğe karşı olmak gerekir, yerelde katılımcı ve katmanlı şeffaf bütçe yönetimini gerçekleştirmek. İki: Gelişmeyi yönetebilecek, denetleyebilecek kurumsal altyapıların oluşturulması gerekir. Yoksa lafta kalır. Mücadele şehirsel ranta kimin el koyacağı üzerine olur. Biz Beyoğlu’nda planları şeffaf bir süreçte ve katılımla hazırlanacağını, sivil toplumun denetimine açılacağını, belediye meclisinde alınacak her kararın önce Mahalle Meclisleri’nde katılımla müzakere edileceğini söylüyoruz.

Yerel yönetimler nasıl demokratikleşir, katılım olanakları nasıl geliştirilir? Hatta merkeziyetçi olduğu ortada olan mevcut yapı nasıl yerelleşir?

Bu konu tamamen ortaya konacak siyasi irade ile alakalıdır. Şeffaflık ve bilgiye ulaşılabilirlik,  katılmın olmazsa olmaz ön koşuldur.

Tüm bilgilerin anlaşılabilir bir şekilde online ve offline ortamlardan kolayca ulaşılabilir olması ve yerel yönetimlerin etkin bilgilendirme çalışmaları yapması gerekmektedir. Bunun yanı sıra belediye hizmetlerinin tüm aşamasında  vatandaşların aktif katılımı ile planlanması, yürütülmesi ve denetlenmesi, katılımcı yerel yönetimlerin temel ilkeleridir.

Beyoğlu Belediyenin şu anda yürüttüğü “Belediyeyi Siz Yönetin” kampanyasında olduğu gibi sadece şikayet düzeyine indirgenmiş ve  görüş bildirme şeklinde devam eden “”Belediyeyi Siz Yönetin”  kampanyası “Belediyeyi Biz Yönetiyoruz, siz sadece şikayet edebilirsiniz” uygulamasıdır.

Büyükşehir Belediye Başkanı şehirdeki imar haklarına bizzat Başbakan’ın karar verdiğini söylüyor. Pazarlıkları Başbakan yürütüyor. Bu imar izinleri karşılığında informel gelirler elde ediliyor. Şehrin birçok bölgesi Özelleştirme Alanı, Turizm Alanı, Yenileme Alanı gibi planlama kararlarının dışına çıkarılıyor.

Bugün Beyoğlu’nun bütün sahilleri, kıyıları Ankara tarafından satılıyor, özelleştiriliyor. Yıllardır bir duvar gibi Beyoğlu’nun denizle ilişkisini koparıyorlar. Ankara’dan yönetiliyorlar ve şehrin kamu hayatına kapalılar. Bugün bir takım yapıların, kurumların ayakta kalmış olması, kamusal bir işlevleri olduğu, ya da korundukları manasına gelmiyor. Aslında çürük elmalar gibi kamunun da içi boş. Adları kamu ama kamusal bir enerji üretemiyorlar, yağmalanıyorlar. Merkeziyetçi partilerin bu konuda bir şey söylediğini duyuyor musunuz? Bir tek HDP kamusallığı yeniden canlandırabilecek, yerelle ilişkilendirebilecek bir örgütlenme modeli getiriyor.

Beyoğlu’nda merkezi yönetimin vesayetine karşı güçlü bir yerel katılım ortamı oluşturulacak. Merkezi yönetimin Beyoğlu’nun kıyılarını özelleştirmesine karşı çıkılacak. Bu alanların yönetimi ve kullanımı için katılımcı, çok katmanlı, entegre yönetim sağlayacak, katılımcı bütçe yönetimine sahip misyon odaklı örgütler kurulacak.

İklim dostu bir Beyoğlu yaratmak mümkün müdür?

Belediyenin iklim dostu olması, yönetim politikaları ile ilgili bir durum. İstanbul’un Şehirlerarası İklim Sözleşmesi’nin koşullarını yerine getirmesini amaçlıyoruz. Bu ulaşım, ısıtma, üretim, kullanım biçimleri alanında süreklilik taşıyan eylemlilikler planlanması demek. Yeşil bir perspektife sahip bir yerel yönetim kendi yerel gerçekleri ve potansiyelleri doğrultusunda iklim dostu bir yönetim planı ile projelerini hayata geçirerek iklim dostu bir belediye olma yolunda adımlar atabilir. Projelerin planlamasında diğer parametrelerin yanı sıra iklime etkilerini de değerlendirerek projelerin iyileştirilmesine yönelik değişiklikleri hayata geçirir.

Alışveriş merkezlerine karşı mısınız?

Belediyenin AVM ve büyük zincirlerin karşısında ayakta durmaya çalışan işletmelerin devamlığını teşvik etmesi gerekir. Küçük işletmelerinin gerek kültürel katkıları, gerekse yerel ekonomik çeşitliğin sağlanması ve yeniliklerin geliştirilmesi açısından şehirlerde önemli yeri bulunur. İçine küçükleri alabilen yenilikçi işletme modeli bile çok daha büyük bir gelişme yaratabiliyor.

Mevcut hükumet ve onun kontrolündeki yerel yönetimler bina yapıyorlar olmuyor, yol yapıyorlar olmuyor, vapur yapıyorlar olmuyor. Neden olmuyor?

Tasarım konusundaki beceriksizlikler kötü yönetimin bir göstergesi. Yöneticiler kendi evlerine mobilya alır gibi karar veriyorlar. Kamusal kişilikleri, zekaları gelişmemiş. Fragmante olmuş kamu yapısı da yaratıcı enerjiyi harekete geçirmeyi başaramıyor. Deniz ulaşımında görüldüğü gibi İstanbul’un en önemli anıtlarından biri olan vapur sistemi çökmüş vaziyette. Yakında kamu işletmeciliğinin yerini özeller alacak.

Müteahhitler tünel yapmak gibi teknik işleri başarıyorlar. Ama yerel yönetim yönetmeyi, ürün geliştirmeyi, kamusal alana yaratıcı faaliyetleri katmayı başaramıyor. Çünkü plan, proje, tasarım, fikir geliştirme ihale ile tanımlanamaz. Bugünkü karar alma modelinde sivil toplum kamusal süreçlere ancak müteahhit olarak katılabiliyor. Teknik şartnameler ne kadar iyi hazırlanırsa hazırlansın, kamusal kararlar şirketler tarafından belirlenemez. Kereste bile satın alsanız evsafını, cinsini bilmek gerekir. Kaldı ki bilgi üretimini, yaratıcı bir faaliyeti nasıl ihale sistemi ile tanımlayabilirsiniz? Bu sistem sivil toplumla devlet arasında eşitsiz bir ilişki yaratıyor, yaratıcı enerjiyi dışlıyor. Bu her şeyden önce İstanbul halkına karşı büyük bir haksızlık.

Ulaşımla ilgili ne gibi sorunlar var. Çözüm için ne gibi planlarınız var?

İstanbul’da yapılan araştırmalara göre ulaşımın yarısı yürüyerek (yaya olarak) gerçekleştiriliyor. Buna rağmen yürüme, motorsuz ulaşım, yöneticiler tarafından “ulaşım türü” olarak algılanmıyor ve altyapı yatırımları yapılmıyor. Örneğin yaya ulaşımı, bisiklet İstanbul’un ulaşım yönetim politikasının içinde yer almıyor.

Oysa bunlar şehirdeki yaşam kalitesini düşüren değil, arttıran uygulamalardır. Yerel yönetimler Temmuz 2015’e kadar bölgelerini erişilebilir hale getirmek zorundalar yasa gereği. Ancak bununla ilgili yeterli vizyonları, kapasiteleri ve teknik donanımları yok. Yol güvenliği konusunda da iyileştirmeler yapılması gerekli. Kazaların yüzde yetmiş oranında azaltılması mümkün. Ancak bunun için Taksim’de olduğu gibi otoyol projeleri yapmak yerine yönetimin insani ulaşımı teşvik edecek şekilde şehrin toplu taşıma, yaya-bisiklet ulaşımı kapasitesini geliştirecek önlemler alması gerekiyor. Beyoğlu programında şehir merkezine araçla ulaşımı sınırlandıracak, merkezdeki parklanma alanlarını teşvik etmeyecek yeni bir düzenleme öngörülüyor. Hazırlanacak Beyoğlu Yönetim Planı’nda  ziyaretçilerin, çalışanların Beyoğlu’na daha kolay erişimini sağlayacak, buna karşılık trafik yükünü azaltacak önlemler yer alacak.

En önemli çevre sorununuz nedir? Bunu çözmek için ne yapacaksınız?

Ekolojik sorunların çözümünde bütünsel bir bakış açısı gerektiği için sorunların eş zamanlı ve birbiri ile bağlantılı olarak, gelişmeyi düzenleyecek bir biçimde ele alınması gerekir. Bu nedenle en önemli şu sorun gelişmenin, kalkınmanın korumanın karşısına konmasıdır. Oysa asıl gelişme sürdürülebilir olandır. Yoksa düzensiz yapılaşmada, afet nedeniyle Zeytinburnu’nda görüldüğü gibi yaptığınız bütün harcamalar, emekler çöpe gider. Beyoğlu’nda yaşayan vatandaşlar olarak  karşı karşıya kaldığımız en önemli ihtiyaç olarak şehirsel hareketliliğin doğal ve insani kaynakları tüketecek bir şekilde kamu tarafından istismar edilmesidir, diyebilirim. Bununla bağlantılı yerel ve temiz gıdaların artık üretilemiyor olması hem sosyal hem de ekonomik etkilieri açısından önemli bir diğer ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Şehir bahçeleri bu sorunların çözümü ve halkın temiz ve ucuz gıda temini için kollektif sosyal çözümler olarak ugulayacağımız projelerdir.

Beyoğlu’nun hava/su/toprak kirlilik kaynakları nelerdir? Çözüm önerileriniz var mı?

Beyoğlu’ndaki hava kirliğinde özellikle son dönemlerde biber gazının önemli bir yeri olduğunu söyleyebiliriz(!) Bunun yanı sıra egzoz gazları ve her tarafı asfalt ve betonlaşmasından dolayı toz partikullerinin sağlıklı toprak tarafından tutulma olanağı da kalmamıştır. Ulaşımın araç temelinde ve yalnızca müteahhitlik hizmetleri olarak ele alınması sorunludur. İmar rantına el koymak için ortaya çıkan betonlaşma nedeniyle yere düşün yağışlar toprakla buluşamamakta ve sel riskini artırmaktadır. Bu noktada da kaybedilmiş yeşil alanların geri kazanılması ve geliştirlmesi bu kirliliklerin önlenmesinde önemli bir çözüm olacaktır.

Sizin önemseyip bizim sormadığımız bir konu varsa o konuda da görüş açıklamak ister misiniz?

İnsanların, hayvanların su içebileceği elini yüzünü yıkayabileceği tarihi çeşmelerimiz yok edildi. Beyoğlu’nun en güzel çeşmeleri sökülmüş vaziyette hurdalıkta yatarken belediyenin mevcut çeşmelerin üzerini taraklatarak paramızı çarçur etmesi ibretlik bir konudur. (Bunlardan birini, Silahtar Yahya Efendi Çeşmesi’ni iki sene uğraşarak, hurdalıktan alıp kendi imkanlarımla Kabataş’a yerleştirdim. Ama belediye bir tanesini bile kurtaramadı.)  Bu çeşmelerin tekrar canlandırılması ve su içilebilir hale getirilmesi önemli projelerimizden olacaktır.

 Röportaj. Savaş Çömlek – Yeşil Gazete

Kategori: Röportaj