Gizem Akhan: “Daha fazla petrol çıkarmalarına dur demek için Kuzey Kutbu’ndaydık”

Gizem Akhan

Gizem Akhan

Greenepace aktivisti Gizem Akhan, Rusya’da Gazprom’un Kuzey Kutbu’ndaki petrol arama platformuna yönelik bir eylemde gözaltına alındı ve 2 aydan fazla cezaevinde kaldı. Geçtiğimiz günlerde serbest bırakılarak Türkiye’ye dönen Gizem Akhan’la Açık Radyo’daki Açık Yeşil programında Ömer Madra ile birlikte yaptığımız söyleşiyi sunuyoruz.

Ümit Şahin: Bugün özel bir konuğumuz var. Gizem, hoş geldin.

Gizem Akhan: Hoş bulduk.

Ömer Madra: Hoş geldin.

ÜŞ: Gizem Akhan. Açık Yeşil’de kendisinden haberler vermiştik hep, şimdi nihayet karşımızda ve konuğumuz. Gizem, ne kadar oldu döneli?

GA: Neredeyse üç hafta oldu, alışmaya çalışıyorum

ÜŞ: Gizem’i hatırlatmamıza gerek var mı bilmiyorum ama, Greenpeace aktivisti ve Rusya’da iki ay kadar tutuklu kaldı. İki ay değil mi?

GA: Evet 64 gün tutuklu kaldım.

ÜŞ: Baştan biraz hatırlatabilir misin, neler oldu? Neredeydiniz her şeyden önce, gemi neredeydi?

GA: Biz Barents Denizi’ndeydik, Norveç ile Rusya arasında bir yerde Gazprom şirketine ait bir petrol platformu vardı, buna karşı eylem yapmak için gitmiştik. Bu şekilde başladı her şey. Gittiğimiz andan itibaren sahil güvenliğin şiddetiyle karşılaştık. Bize ateş açıldı, botlarımız kesildi, bıçaklarla patlatıldı.

ÜŞ: Ne kadar kaldınız o bölgede? Eylem ne kadar sürdü?

gizem_akhan

Gizem Akhan

GA: Eylem aslına bakarsanız belki 1 saat sürdü. Biz bir süredir o bölgeydik zaten, Norveç taraflarındaydık yaklaşık iki aydır. Bu platform kurulalı çok olmamıştı, sabah erken saatlerde dört buçuk, beş gibi gittik, gittiğimiz anda sahil güvenliğin bu tepkisiyle karşılaştık ve hemen geri dönmek zorunda kaldık. Botlarımız patlamıştı, tırmanıcılar vardı ki tane onların ipleri kesildi. O iki tırmanıcı gözaltına alındı. Öyle olunca, böyle bir şiddetle karşılaşınca eylemi bitirdik ve hemen gemiye döndük.

ÜŞ: Onlar bir hayati tehlike de atlattılar o zaman?

GA: Tabii tabii. Hem suya, hem üstümüze, botlara ateş açıldı. Çok çalkantılı bir deniz tabii, her şey olabilirdi, bize gelebilirdi.

ÖM: Çok da soğuk tabii Kuzey Buz Denizi. Biz videolarda izledik ve dehşete kapıldık.

GA: Bir taraftan platformdan da tazyikli su sıkılıyordu, platforma çıkılmaması için.

Tipik bir Greenpeace eylemi

gizem3ÜŞ: Amaç neydi eylem başarılı olsaydı? Platforma tırmanmak mı?

GA: Evet, tipik bir Greenpeace eylemi. Birkaç tırmanıcı platforma çıkacaktı, pankart açacaktı. Amaç oradaki tehlikeye dikkat çekmekti. Greenpeace’in her zaman yaptığı türde eylemler, ki geçtiğimiz yıl da aynı platforma eylem yapılmıştı.

ÖM: Ama orada da Kumi Naidoo ciddi düşme tehlikesi atlatmıştı, fazla tırmanma tecrübesi de yok.

GA: Evet ama Rusya hükümetinin böyle bir tepkisi olmamıştı. Tutuklama olmamıştı, ama bu sene böyleydi.

ÜŞ: Barents Denizi civarında ne kadar kaldınız ?

GA: Ben bu kampanyaya Temmuz’da katıldım, Amsterdam’dan çıktık ve Norveç’e gittik. Greenpeace Norveç’teki yerel gruplarla birlikte petrol arama çalışmalarına karşı çalışmalar yapıyordu. Daha sonra hep Norveç’teydik. Sismik araştırma yapılan gemilere gittik. Bir açığa gidiyorduk belgeleme fotoğraflama yapıyorduk, tekrar Norveç’e karaya dönüyorduk. Bu şekilde yaklaşık iki ay geçirdik o bölgede.

Uluslararası sularda

ÜŞ: Bir de bu olayın olduğu yer uluslararası sular değil mi?

GA: Evet, uluslararası sular. Biz gemiye döndükten sonra da ateş açıldı durmamız ile ilgili ama Rus güvenlik güçlerinin bizi durdurma gibi bir hakları yoktu, çünkü uluslararası sulardaydık, bu nedenle de durmadık, onları dinlememiz gerekmiyordu.

ÖM: Çok tuhaf bir şey… İronik olan şu, eski bir uluslararası hukuk mürekkebi yalamış biri olarak beni en çok çarpan noktalardan biri, tam da hem suçlu hem güçlü durumunun bundan daha sağlam bir örneğine pek rastlanmaz yani…

ÜŞ: Biraz Mavi Marmara’ya benziyor aslında…

ÖM: Evet. Uluslararası sularda, uluslararası hukuku ihlal eden insanları, uluslararası hukuku ihlal etmekle suçluyorlar. Yenikonuş dili gibi yani. Holiganlıkla suçladılar başta, deniz haydutluğu daha doğrusu.

GA: Başta korsanlıkla suçladılar ve biliyorsunuz korsanlık gemiye yapılan bir suçtur, gemi olması gerekiyor. Oysa platform gemi olarak geçmiyor yasal olarak, yüzen ada olarak geçiyor . Bu nedenle aslında korsanlık olması mümkün değil. Holiganlığa kadar bütün suçlama kâğıtlarında hep gemi yazıyordu.

ÜŞ: Platform için mi gemi yazıyordu?

GA: Platform için gemi deniliyordu ve avukatlar ısrarla hayır gemi değil, gemi olması için bir numarası, bandırası olması gerektiğini söylüyorlardı. Ama ne zaman suçlama holiganlığa döndü, o zaman kâğıt üzerinde de platform denmeye başlandı.

ÖM: Platform deyince de, bizzat gördüğünü anlatmanda belki yarar olabilir. İnanılmaz büyük değil mi?

GA: Çok büyük! Gerçekten bir ada, inanılmaz bir şey. Çok çirkin, çok büyük!

ÖM: İnsan yapısı gibi bir şey değil…

GA: Evet, evet…

“Maskeli, silahlı koridorlarda bekliyorlardı”

ÜŞ: Sonuçta siz gözaltına alındınız ve tutuklamada 30 kişi birden ilk anda alındı. O süreci hatırlatır mısın biraz? Neredeydiniz?

GA: Ertesi gün akşama doğru helikopterle gemiye indiler, aslında orada da tutuklandık. Bize inatla hayır 19’unda tutuklanmadınız dediler ama biz çok kısıtlı bir alanda yaşadık, bütün her şeye el konuldu, geminin kontrolünü onlar ele aldı bizi çekerek götürdüler Rusya’ya. Bu silahlı adamlarla kısıtlı bir alanda yaşadık, açık havaya çıkmak yok falan. Bu şekilde gittik.

ÖM: Maskeli değil mi?

GA: Maskeli, silahlı koridorlarda bekliyorlardı. Ve Murmansk’a gittik 5 gün sonra. Orada iki gün nezarette kaldık ve sonra mahkemeye çıkarıldık. O zaman korsanlıkla suçlandığımızı öğrendik. Kaçmamızdan ve delilleri karartmamızdan şüphe ettikleri için tutuklu yargılanmamıza karar verildi.

ÜŞ: Bir Greenpeace eyleminde klasik olarak gözaltına alınırsınız, bir süre sonra bırakılırsınız. Siz bu işte bir farklılık var noktasına ne zaman geldiniz?

GA: Aslında her adımları bir sürpriz oldu bizim için, helikopterle inmelerinden itibaren… Ama biz kesin dava düşecek böyle saçma şey olmaz diye düşünüyorduk. Evet, iki gün gözaltında kaldık ama mahkemeyi beklerken biz bu akşam gemiye döneriz diyorduk. Korsanlıkla suçlanacağımızı duymuştuk, ama aynı sabah Putin hayır bu korsanlık değildir diye açıklama yapınca biz çok emindik serbest kalacağımızdan. Ama sonra yeterli kanıt var, korsanlık dediler ve iki ay tutuklu kaldık. Hiç beklemiyorduk tabii.

ÜŞ: O sırada değil mi 15 yıl isteme hikâyesi? Ne hissettiniz bunu duyduğunuzda? Diğerleriyle birlikte miydiniz ?

GA: O sırada hücrelere koymuşlardı bizi, bir 10 saat kadar bekledik. Üçer dörder kişi aynı hücredeydik, birlikte olduğumuz sürece iyiydik. Mahkemeden sonra bizi ayırdılar. Konuşmamız görüşmemiz yasaktı. Orada bir şekilde umuyorsun ama iki ay değil ki, 15 yılla suçlanıyorsun o noktada iki ayın önemi kalmıyor. Hep iyi olacağını umduk tabii, böyle bir saçmalık olamaz diye. Zaten üç gün içinde itiraz hakkı vardı. Hemen onu düşünüyorsun, üç gün sonra itiraz edilecek ve çıkacağız. Her adımda onu bekledik.

“Hep umut vardı”

ÜŞ: Umutların kırıldığı oldu mu?

GA: Hep umut vardı.

ÖM: Ne de olsa koskoca hukuk devleti!

GA: Mahkemeden sonra hapishaneye gönderildik. Ertesi gün de o hapishaneden alınıp üç saat mesafedeki başka bir hapishaneye transfer edildik.

ÜŞ: Tek başına mı?

GA: Sekiz kişiydik ama neden götürdüler hiç bilmiyoruz. Orada çok umutsuzluğa kapıldım çünkü ne bir haber dışardan, ne de avukatımı gördüm.

ÖM: Onu soracaktım ben de; haberleşme açısından gazete, radyo ya da televizyon hiçbir şey yok değil mi? Tamamen ihtilattan men dedikleri, yani dış bağlantı yok.

GA: Yok, hiçbir şey yoktu. Aslında şöyle haftada bir gazete alabiliyorduk ama Rusça. Bir de öyle bir şey var dil nedeniyle, televizyon radyo olsa bile okumamız anlamamız mümkün değildi. İlk bir ay kitap da alamadık, Rusça olmayan kitaplara izin verilmiyordu kontrol ettikleri için.

ÜŞ: Tam tecrit uygulamışlar aslında.

GA: Tabii tabii. Ben ilk 5 gün bir tecrit hücresinde kaldım. Çok çok küçüktü, bir yatak, başucunda klozet ve bir kamera ile. Tam da o dönem hiç haber alamadım, avukatı da göremedik. Telefonla konuşabilirsin demişlerdi izin kâğıdı yazarak, bir hafta on güne konuşabilirsin. Bunu yazmak istedim, ama o uzak hapishanede dediler ki buradan yurtdışı araması yapamazsın. E ne yapacağım!? Avukatımı görmek istiyorum yok, zaten konuşamıyoruz, beden diliyle anlatmaya çalışıyoruz. Avukat neyse ki aynı Rusça ’da. Böyle anlaşabiliyorduk. Öyle hiç haber yoktu. Daha sonra, ilk 5 günün sonunda Greenpeace’ten bir paket geldi yiyecek ve diğer ihtiyaçlarımız için. O zaman unutulmamışım ben aslında, dışarda birileri bizim için bir şeyler yapıyor dedim. Yani tabii ki yapacaktı ama o ruh haliyle düşünemiyorsun.

Medyada hükümet yanlısı kampanya

ÜŞ: Sizin bir kampanya yapıldığından haberiniz yoktu tabii…

GA: Çok sonradan fark ettik.

ÖM: Putin’in bu işlerde en tecrübeli, KGB’nin yetiştirdiği bir uzman olduğunu hatırlarsak bunları çok iyi bildiğini varsayabiliriz. Mamafih Rusça da olsa gazeteleri almamak bir bakıma iyi olmuş da denebilir. Biz burada takip ediyorduk, çok yakıdan izlemeye çalıştık bu macerayı ve Rusya’da muazzam bir hükümet yanlısı kampanya yürütülmüş medyada. Bunlar kökü dışarda, Rusya’nın büyümesini kalkınmasını engellemeye çalışan emperyalistlerin ajanları gibi… Belki bunları görmemen iyi oldu.

GA: Bizim 30 kişinin içinde dört tane de Rusya vatandaşı arkadaşımız vardı ve bazı hücrelerde televizyon vardı, onlar izlemiş, daha sonra onlar anlattılar aynen bu şekilde yayınlar yapıldığını. Dili bilmeyenler görüp hakkımızda haber yapıldığını düşünüyordu ama söylenenler…

ÜŞ: Medya her yerde aynı mı yoksa?

ÖM: Kanki medya…

ÜŞ: Bir tek Türkiye’de değil yani?

GA: Rusya birazcık daha kötü olabilir, Rusya bir, Türkiye iki gibi…

ÜŞ: Şimdi sonuçta herkes serbest bırakıldı. En son ne kadar St. Petersburg ’ta kaldınız?

GA: Kefaletle çıktıktan sonra5 hafta daha.

ÜŞ: Bir de St. Petersburg’ ta ki hapishanede de kaldınız değil mi?

GA: Oraya transfer ettiler. Son 10 gün de orada kaldık, daha sonra kefaletle serbest bırakıldık, ama Rusya’yı terk etmemiz yasaktı. En son afla çıktık.

“İlk hafta çok soğuktu”

ÖM: Murmansk’taki hapishane şartları da çok kötüydü değil mi?

GA: Çok kötü. Fiziksel şartlar çok kötü. Pis, kırık, dökük, camdan dışarıyı zar zor görüyorsun…

ÖM: Soğuk?

GA: İlk hafta çok soğuktu. Doğalgazla ilgili bir problem vardı, montla şapkayla uyuyamıyorduk bile.

ÖM: İşte gördünüz mü Gazprom’a böyle yaparsanız (gülüşmeler)…

GA: Sonradan kalorifer yandıktan sonra o kadar kötü değildi. Bir de alışıyorsun kat kat giyinip, soğuk çok sorun değildi. Gardiyanlardan da kötü bir muamele görmedik açıkçası. Tabii ki bir Rus mahkûmlar gibi değildik herkes bizi izlediğinden. Mesela bizi İnsan Hakları Organizasyonu’ndan haftada bir ya da iki kez ziyarete geliyorlardı. Böyle bir şey söz konusu değil diğer mahkûmlar için. Biz biraz daha şanslıydık. Koşullar ne kadar kötü olsa da insan ilişkileri iyi olduğu için, konuşamasan da beden diliyle anlaşabildiğin için… Gülümsemeleri bile çok önemliydi.

ÜŞ: Bir de herhalde dışarda bir kampanyanın olduğunu bilmesen de tahmin ediyordun.

GA: Evet, ama sonradan avukatla görüşmeye başlayınca. O anlatıyordu, gazeteleri gösteriyordu, internetten takip ediyormuş Türkiye’de olanları da, çaktırmadan onları anlatıyordu. Tabii ki yasaktı bunları almamız görmemiz ama çok çok küçük bir bölümü de olsa farkındaydık.

ÜŞ: Sana ilk ne zaman mektuplar geldi?

GA: Mektupları posta yoluyla almak mümkün değildi. Çok uzun sürüyor ulaşması ve Türkçe olduğu için alamıyorsun. Ama ailem mail olarak atıyordu avukatım aracılığı ile, mail olarak okutuyordu, o şekilde almaya başladım. Sonra dünyanın dört tarafından tanımadığım insanlardan mail gelemeye başladı.

ÖM: Tüm Greenpeace aktivistleri için kampanyalar yürütüldü tabii, Açık Radyo’dan arkadaşlarımızın da katıldığı…

Asıl korsan kim?

ÜŞ: Gemi nerede şimdi?

GA: Gemi hala tutuklu. Aslında bizim bireysel suçlamalarımız düştü afla, ama dava bir şekilde devam ediyor. O nedenle Rus Soruşturma Komitesi dava tamamen kapanana kadar gemiyi vermeyeceklerini söylemiş. Gemiye el koydular ve haber yok şu an ondan.

ÖM: Esas korsan, deniz haydutu daha doğrusu, onlar işte. Gemiye el koymak uluslararası hukukta kabul edilebilir bir şey değil hatırlayabildiğim kadarıyla.

Amaç gözdağı

ÜŞ: Rusya’nın hiç alışık olunmayan tarzda sert bir tepki göstermesini neye bağlıyorsun?

GA: “Siz buraya elinizi kolunuzu sallayarak beni protesto etmeye gelemezsiniz.” Bunu göstermek, göz korkutmak.

ÜŞ: Bundan sonraki eylemleri etkiler mi sence bu?

GA: Belki Rusya’ya karşı. Rusya gerçeğini gösterdiler. En azından şu 30 kişi için daha riskli. Ben sanmıyorum ki yakın zamanda Rusya’ya gidip eylem yapayım.

ÜŞ: Siz zaten orada riskli durumdasınız ama diğer örgütler, ya da Greenpeace başka bir gemisiyle vesaire biraz daha fazla düşünecektir. Herhalde tamamen gözdağı vermeydi bu.

ÖM: Ben buna naçizane bir şey daha eklemek istiyorum: O kadar büyük bir çıkar, kâr beklentisi var ki buzların erimesinden sonra, Kuzey Buz Denizi’nin altında kaynak aramak, petrol, maden vs. bunun tehlikeye düşmesi onları deliye döndürüyor. Bütün canlılar adına ödenecek bir bedeli onlar kâr, fırsat olarak değerlendiriyorlar. O yüzden bu tavır: “Bu da böyle ibret olsun, bizim kârımıza kim göz koyuyor? Böyle bir avuç çoluk çocuk!”

GA: Maalesef, aynı olaydan ne kadar farklı sonuçlar çıkarıyoruz! Onlar büyük bir açgözlülükle oraya saldırırken aslında ne kadar büyük bir tehlike.

Okul bir yıl uzadı

ÜŞ: Sen aşçı mıydın gemide?

GA: Evet mutfaktaydım.

ÜŞ: Bunu okuyorsun zaten değil mi?

GA: Ben gastronomi okuyorum.

ÜŞ: Şimdi nedir durum? Geri dönüyor musun okula?

GA: İkinci dönem dönüyorum, ama bir yıl uzadı okulum.

ÜŞ: Ne kadar zamandır Greenpeace’tesin?

GA: Yaklaşık 7 yıldır Greenpeace gönüllüsüyüm, bu da benim üçüncü gemi turum oldu.

ÜŞ: Daha önce nerelere gitmiştiniz?

GA: Daha önce hep Akdeniz’de idim. Malta açıklarında Mavi Yüzgeçli Orkinos kampanyasına gitmiştim. Orada da Fransız balıkçıların saldırısına uğramıştım, botum batmıştı. Ağın içinde yüzmüştüm o da çok tehlikeliydi.

ÜŞ: Bu Arctic Sunrise’daki ilk değil mi?

GA: Evet daha önce Rainbow Warrior’daydım.

Kararlılık çok önemli

ÖM: Bu olayın en çok tartışılan noktalardan bir tanesi de insanlara yılgınlık aşılamaya yönelik beklenmedik ve ölçüsüz bir saldırı olarak karşımıza çıkması ve üstelik Yenikonuş diyebileceğim bir dille de asıl saldırganın sizmişsiniz gibi gösterilmesi. Ama görebildiğim kadarıyla hem dünya çapındaki kampanyayla- oldukça ses getiren başarılı bir kampanyaydı, sadece Greenpeace değil tüm dünyada vicdanlı kesimler geniş bir şekilde ayağa kalktı- hem de bizzat eyleme katılanlarla- sizin adınıza konuşmak haddim değil şüphesiz ama- genel izlenim bu işe devam edeceğiz şeklindeydi. Biraz bunu konuşabilir miyiz? Bu kararlılık da beni çok ilgilendiren bir tarafı.

GA: Dediğim gibi yasal nedenlerden dolayı belki Rusya’da yapamayacağım, ama asla vazgeçmiş değiliz. Bu 30 kişi için de, Greenpeace için de geçerli. Greenpeace’in Gazprom’a karşı dünyanın dört bir tarafındaki eylemleri devam ediyor. Ve hatta şimdi daha bile güçlü mücadele edeceğiz. Bu gözümüzü korkutmuş değil, sadece daha güçlü mücadele etmeyi öğretti.

ÜŞ: Tam tersi bir etki yarattı…

GA: Tabii ki, tam hesaplayamadılar bunu.

ÜŞ: Bu hep öyle oluyor. Gezi’de de öyle oldu. Polisin yaptığı baskı insanların direnme gücünü arttırdı aslında. Bütün devletler birbirinin aynısı.

Kuzey Kutbu’nda buzul var mı?

ÜŞ: Kuzey Kutbu’nda buzul var mı?

GA: Ben hiç görmedim maalesef.

ÜŞ: Siz Arktik dairesinin içinde miydiniz?

GA: İçindeydik, hatta 80 paraleline kadar gittik gemiyle, ama hiç buzul görmedim.

ÖM: Bu tabii çok kötü haber.

GA: Çok kötü tabii. Biz şu an son 30 yılda yüzey alanı ve kalınlığı hesaplandığında Kuzey Kutbundaki buzulların yüzde yetmiş beşini kaybettik.

ÜŞ: Ve bu da büyük bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Mesela Arktik’teki petrol ve gaz aramaları ile ilgili bir kuruluşun yaptığı sektör raporu var elimde. Orada bunu da açıkça söylüyor, küresel iklim değişikliği sayesinde Arktik’in ne kadar rantabl hale geldiğini ve dünyadaki toplam petrol ve gaz rezervlerin yaklaşık yüzde yirmisini- petrol yüzde on üç civarı, yüzde otuz da gaz rezervlerini- baındırdığını. Bunun yarısından fazlası da Rusya kıta sahanlığı içerisinde bulunuyor.

Biraz da siz bu eylemi neden yaptınız, bundan bahsedebilir misin?

GA: Aslında Kuzey Kutbu’ndaki petrol şirketlerinin büyük bir fırsat olarak değerlendirdiğini biz çok büyük bir tehlike olarak gördüğümüz için gittik oraya. Aslında Greenpeace’ in amacı Kuzey Kutbu’nun koruma altına alınması ve tüm aramalara kapatılması; hem petrol, hem endüstriyel balıkçılık. Bunun nedeni ise birincisi buzulların erimesinin nedeni iklim değişikliği, küresel ısınma ve buzullar eridikçe ısınma daha hızlı artacak, güneş ışınları geri yansımaması gibi sebeplerle. İkincisi tabii ki fosil yakıt kullanımı.

ÖM: Artı geri besleme dedikleri büsbütün bir kısır döngü içine sokuyor. Çok fena…

GA: Zaten küresel ısınmanın en büyük nedenlerinden biri fosil yakıt kullanımı. Daha fazla petrol çıkarmak için gidiyorlar, biz de buna dur demek amacıyla ordaydık. Aynı zamanda petrol arama ve çıkarma çalışmaları çok riskli. Bir sızıntı olsa, ki sürekli oluyor maalesef, çok riskli bir bölge olduğu için belki günlerce aylarca ulaşılamayacak o platforma, çünkü belli bir noktada buz tutacak. Benim buzul görmemenin sebebi belki de Eylül ayı olmasıydı. Sonuçta o bölge buz ile kaplanacak ve petrol şirketlerinin temizlemek için teknolojisi yok . Birçok açıdan çok riskli ve tehlikeli, bu nedenle oradaydık.

ÖM: Bu da üzerinde sık sık durmamız gereken bir noktayı ortaya koyuyor: Bu Rusya ile ya da Türkiye ile ilgili bir durum değil, tüm canlıların âlemini ilgilendiren evrensel bir mesele.

GA: Kuzey Kutbu deyince insanlara uzak geliyor ama, aslında bu tüm gezegenle ilgili bir sorun. Bu sefer Rusya’yaydı, ama aynı zamanda başka şirketlere, başka ülkelere de yapılıyor. Asla Rusya ile ya da o şirketle ilgili değil.

ÜŞ: Daha önce de Shell’e karşı eylem yapılmıştı değil mi?

GA: Shell’e de büyük bir kampanya yürütüldü, hatta şu an aramalarını güvenlik açıkları nedeniyle durdurdu.

ÜŞ: Shell Alaska açıklarındaydı değil mi?

GA: Evet, Alaska açıklarında.

ÖM: Gene açıklamış ama dönüyoruz diye.

GA: Zaten geçtiğimiz yıl için durdurmuştu. Bu yıl devam edeceğini açıkladı bizim de eylemlerimiz devam edecek.

ÜŞ: Bu arada bu ay sonunda bir eylem bekleyebileceğimiz bir etkinlik var. 28-29 Ocak’ta Oslo’da Arktik Petrol ve Gaz zirvesi yapıyorlar. Ben bir şeyler olmasını bekliyorum.

Putin’den alicenaplık gösterisi

ÖM: Bir de şu var: Kanada gibi, Norveç gibi aslında çok “medeni” dediğimiz liberal, sosyal demokrasinin egemen olduğu yumuşak ülkelerin asıl şimdi gözlerini para bürümüş.

ÜŞ: Ben size çok “yumuşak” bir rakam vereyim o zaman Kanada ile ilgili, Kanada’nın karbon emisyonları 2030 yılına kadar yüzde 38 artacakmış katran petrolleri nedeniyle ve bu hükümet rakamı.

ÖM: Gururla açıklıyor…

ÜŞ: Tabii tabii…

ÖM: Para ve kâr hırsı ile her şey bitiyor.

ÜŞ: Peki Gazprom ya da Rusya’yı etkileme ihtimali var mı bu eylemlerin sence? Senin izlenimin ne Rusya’da geçirdiğin zamandan sonra? Beş hafta da dışardaydınız, bir miktar kamuoyunu görme fırsatınız olmuştur.

GA: Yani maalesef… Hem bizi tutuklamaları da bunu gösteriyor. Uluslararası desteğe rağmen dinlemediler ve yine bizi afla çıkardı Putin.

ÖM: Alicenaplık gösterisi.

GA: Doğrusu biraz korkutucu geliyor Rusya’nın durumu.

ÜŞ: O af bile baskıların sonucu olarak edilemez mi?

GA: Yine de uluslararası deniz mahkemesine gidildi. Hollanda hükümeti Rusya’ya bir dava açtı, gemi Hollanda adına kayıtlı, o mahkeme kararı da gemiyi ve tayfayı bir an önce bırakın yönündeydi. Ama Rusya hiç mahkemeye gitmedi bile ve kararı yok saydı. Biraz baskıların sonucu bıraktılar bizi yine de, eylemlerin sonucu değildi.

ÜŞ: Putin dik durdu yani. Bunu da bir yerden hatırlıyorum ama. Sağlam irade! Gizem, bundan sonraki planın nedir?

GA: Planım okulu bitirip gemiye geri dönmek.

ÜŞ: Tecrübeli bir eylemci olarak (gülüşmeler). Teşekkürler…

Röportaj: Ümit Şahin, Ömer Madra – Açık Radyo

Radyo programının kaydını dinleme için tıklayın.

(Yeşil Gazete)