ManşetYılbaşı

2013 iklim incelemesi: “Sular ısınıyor, hareket geçmeliyiz, hemen!”

Kentucky'de bir kömür santrali Fotoğraf: Rex Features

Damian Carrington imzası ile The Guardian’da yayımlanan yazıyı Yeşil Gazete ekibinden Gizem Hasırcıoğlu’nun çevirisi ile sunuyoruz.

                                                                                                                               ***

2013 İklim incelemesi: “ Sular ısınıyor, harekete geçmeliyiz, hemen!”

Damian Carrington uzmanların iklim değişikliğinin insan kaynaklı olduğunu “tartışmasız” olarak kabul ettiği 2013 yılını değerlendiriyor.

 

Kentucky'de bir kömür santrali Fotoğraf: Rex Features

Kentucky’de bir kömür santrali Fotoğraf: Rex Features

 

10 Mayıs 2013’te atmosferdeki CO2 yoğunluğu insanlık tarihinde ilk defa psikolojik baraj kabul edilen milyonda 400 parçacığı geçti. Havada bu kadar sera gazının bulunduğu en son tarih bundan birkaç milyon yıl önce Kuzey Kutbu buz tutmamış, Sahra Çölü bir bozkır ve deniz seviyesi bugünden 40 metre daha yüksekken idi.

Bu dönüm noktası iklim değişikliğine sebep olan sera gazlarının hız kesmeden salıma devam ettiğini ve her zamankinden daha kesin bir şekilde fosil yakıt kullanımı ve ormansızlaştırmanın insan uygarlığınca büyütülmüş görece istikrarlı bir iklim çağının sonuna yaklaşmakta olduğumuzu acı bir biçimde hatırlattı.

Eylül ayında Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yayınladığı dönüm noktası olan beşinci raporda iklim değişikliğinin tartışmasız olarak insan faaliyetleri sonucu olduğunu ortaya koydu. Raporu hazırlayanlar “somut ve istikrarlı” emisyon azaltılması yapılmazsa dünya hükümetlerince belirlenmiş 2 derecelik ısınma limitinin aşılacağını ve bunun daha fazla sıcaklık dalgaları, kuraklık ve olağanüstü iklim koşulları getirmekle sonuçlanacağını söylediler. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon dünya liderlerine “iklim değişikliği konusunda dünyanın otoritesi” olduklarını hatırlatarak emisyonları azaltmak üzere küresel yeni bir anlaşma oluşturmaya davet etti. “ Sular ısınıyor, harekete geçmeliyiz, hemen!” diye ekledi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon Fotoğraf: Jonathan Nackstrand/AFP/Getty Images

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon Fotoğraf: Jonathan Nackstrand/AFP/Getty Images

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry: “Bir başka uyanın çağrısı daha: Bilimi reddedenler veya hareket geçmemek için bahaneler üretenler ateşle oynuyorlar.” dedi.

Dünyadaki çeşitli iklim uzmanlarının çalışmalarının derlendiği IPCC raporu 2007 yılından sonra yayınlanan ilk rapordu ve birçok bilim insanın tahmini iyimser bulmasıyla deniz seviyelerinin 2100 yılına kadar 26 ile 82 cm arasında artacağını belirtiyordu. IPCC ayrıca okyanusların karbondioksit absorbe ettikçe artan asit oranına dikkat çekmişti. Ekim ayında yayınlanan bir raporda yer alan bulgulara göre denizlerin 300 milyon içinde gözlemlenen en hızlı şekilde asit oranı artıyordu ve türlerin kitlesel yok oluşu neredeyse kaçınılmazdı.

İklim değişikliğindeki sözde “duraklama”- küresel hava sıcaklıkları artışının son 15 yıl içinde yavaşlaması- iklim eğilimlerinin “30 yıldan az zaman aralıkları için hesaplanmamasını” söyleyen IPCC eş başkanı Thomas Stocker tarafından gözden kaçırıldı. Diğer bilim insanları aşırı sıcaklığın sera gazları dolayısıyla sıkışmaya devam ettiğini ve bunun %1’inin atmosferi ısıtması durumunda okyanusları %93 ısıtacağını belirtmişti. Bir diğer çok tartışılan konu iklimin atmosferde artan karbondioksite ne kadar duyarlı olduğuydu ki IPCC’nin öngördüğü sıcaklık artışlarına göre çok önemli bir duyarlılık göstermiyordu.

Fotoğraf: Joe Raedle/Getty Images

Fotoğraf: Joe Raedle/Getty Images

Raporun en tartışmalı kısmı, insanlığın iklim değişikliğini tetikleyici seviyelere getirmeden atmosfere daha ne kadar karbondioksit salabileceği ile ilgili açıklamasıydı. Vardığı sonuç ise bu “karbon bütçesinin” yarısının hali hazırda tüketildiği idi.

Stocker “2 derecelik ısınmanın üstüne çıkmak istemiyorsanız salacağınız karbonun belli bir limiti var. Adı üstünde eğer bundan- fosil yakıt rezervlerinden- daha fazla varsa, karbonun bir kısmını toprağa gömün.” Dedi.

İklim ekonomisti Lord Stern ve diğerleri Nisan ayında “karbon kabarcığı” hakkında uyarıda bulundular. Çünkü fosil yakıt rezervlerinin üçte ikisi kömür şirketlerinin 2 derecelik artış limitini korumak için toprağın altına gömülmesi gereken yağ ve gaz değerini oluşturuyordu. Finansal krizlerin biriken riskler fark edilmediğinde neler olduğunu gösterdiğini söyleyen Stern, bütün yatırımcı ve düzenleyicilerin tanımlamakta başarısız olduğu riskin “aslında çok daha büyük” olduğunu sözlerine ekledi.

İklim bilimcilerinin küresel ısınmanın sebepleri üzerine vardıkları konsensüs Mayıs ayında, 1991 ve 2011 yılları arası yayınlanan binlerce sayfalık araştırmaların sonucu iklim değişikliğinin %97 oranla insan kaynaklı olduğunu gösterirken, vurgulandı.

BM İklim Zirvesi bu yıl Kasım ayında kömür-sever Polonya'da yapıldı. Fotoğraf: Jenny Bates

BM İklim Zirvesi bu yıl Kasım ayında kömür-sever Polonya’da yapıldı. Fotoğraf: Jenny Bates

Bilimdeki bu konsensüs politik açıdan iklim değişikliğini çözme alanında gerçekleşmedi. Bu yıl Kasım ayına kömür-sever Polonya’da gerçekleşen ve sonucunda 2015 yılına kadar küresel bir anlaşma üzerinde anlaşmak üzere ulusları ev ödevlerini yapmak için ülkelerine yollayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın en kritik sorusu: Hangi ülkelerin ne kadar oranda emisyonlarını azaltacağıydı.

Avustralya iklim değişikliğini saçmalık olarak niteleyen Tony Abbot tarafından yönetilen yeni hükümeti sonrası eleştirileri üzerine çekti ve COP 19’a yetkili bir bakan göndermek yerine yürürlüğe girmek üzere olan karbon vergisini düşürdü. Bu esnada Avustralya’da kaydedilen en sıcak bahar yaşanıyordu.

Avustrulya'daki anti-karbon yasası eylemleri Fotoğraf: Torsten Blackwood/AFP/Getty Images

Avustrulya’daki anti-karbon yasası eylemleri Fotoğraf: Torsten Blackwood/AFP/Getty Images

Ama yine dünyadaki iki büyük karbon yayıcısı- Çin ve ABD toplam salımların %40’ından sorumlular- iklim değişikliğine karşı ortak çabalarını büyütmek için Temmuz ayında iyi haberler verdiler. Yaptıkları anlaşma daha temiz araç, karbon gömme teknolojileri, enerji verimliliği ve akıllı şebekeler gibi nihai bir küresel iklim anlaşması olasılığını yükselten hareketleri kapsıyordu.

2013’te ayrıca Çin’in Beijin, Shangai ve Shenzhen’de, yaşadıkları korkunç hava kirliliği problemini çözmeye yarayabilecek emisyon ticaret planları oluşturduklarını gördük. Kirliliğin ticaret konusu olduğu bu planlar emisyonları azaltmanın en ucuz yolu olarak görülüyor fakat AB karbon fiyatının dip seviyelerde tutulmasına sebep olan fazla arzın izni konusunda ancak mütevazı bir ilerleme gördü.

İngiltere’de yeşil politikalar üstünde koalisyon, enerji faturaları üzerine konan tüm “yeşil saçmalıklardan” – faturalara konmuş tüm resim ve harçlar- kurtulamak istediğini söyleyen Başbakan David Cameron ile tartışırken Başbakan Yardımcısı Neck Clegg yeni ekonomide düşük karbon sektörünü güçlendirmek için ellerinden geleni yapacaklarını söylüyordu. Aralık ayında Maliye Bakanı George Osborne tarafından istenen inceleme sonrası hükümetin yasal iklim değişikliği uzmanları bakanlara emisyon hedeflerinin zayıfladığına dair hiçbir kanıt olmadığını söylediler.

Soldan sağa: İngiltere İşçi Partisi Ed Miliband, Başbakan yardımcısı Nick Clegg, Başbakan David Cameron Fotoğraf: Toby Melville/Reuters

Soldan sağa: İngiltere İşçi Partisi Ed Miliband, Başbakan yardımcısı Nick Clegg, Başbakan David Cameron Fotoğraf: Toby Melville/Reuters

Belki de iklim değişikliği konusundaki şüpheciliğin ortaya çıktığı en garip alan İngiltere’nin en büyük demiryolu şirketlerinden First Capital Connect’in Twitter hesabı oldu. Demiryolu yolcularından birinin ılık bir Ekim gününde neden açıkhava ısıtıcılarını açtıklarını sorması üzerine sosyal medya ekibinden soğukkanlılığını kaybeden biri cevap olarak iklim değişikliğini destekleyen bilimin yayınlanan raporlarla “paramparça” olduğunu ve iklimin her zaman doğal olarak zaman içinde değiştiğini yazdı. “Çok üzgün” olan şirket sorun yaratan bu tweeti sildi.

Yazının ingilizce orjinaline ulaşmak için tıklayınız.

Kategori: Manşet