Karbon ayak izim ve gündelik tercihlerim üzerine – Emre Ertegün

Tercihlerimden söz etmek istiyorum biraz. Hayatta attığımız her adımda mini tercihler yapıyoruz ve bu da bizim dünyamızı şekillendiriyor. Ben son zamanlarda daha da fazla dikkat etmeye başladım her birine. Attığım hiçbir adımı düşünmeksizin, ezberden atmamaya çalışıyorum; alışkanlıklarımın her birini sorguluyorum.

Tüketim konusunda çok uzun zamandan beri zaten fazlaca muhafazakarım. Üst-baş vs.yi çok mecbur kalmadıkça yıllardır almıyorum da yeme-içme konusunda da iyice dikkat kesildim. Şu an bulunduğum evin bahçesinde kilolarca mandalina, portakal varken, çok sevdiğim muzu ancak gerçekten canım isterse alıyorum pazardan. Parası için de değil ama; olabildiğine sadeleşme, basitleşme istek ve ihtiyacımdan başka bir şey değil. Hem dalından meyve toplama şansım varken…

Şili'den buraya ceviz mi gelirmiş yahu!

Veya ceviz mesela… Geçen gün pazarda bi’ tezgahtan tam alacaktık, neyse ki nerenin cevizleri olduklarını sorduk da Şili’den geldiklerini öğrendik. Yahu Şili’den buraya ceviz mi gelirmiş yahu! Nasıl bir küreselleşmeymiş bu! Ahh şu salınılan karbonlar bir şekilde fiyatlara yansısa… Kursak öyle bir sistem ne de güzel olurdu… Neyse biz de gittik diğer bi’ tezgahtan aldık yerli cevizimizi. Tezgaha gelmedik yani!

Bir de içki alma ile ilgili yakın tarihli bir anekdottan bahsedip geçiyorum: Geçenlerde balık almıştık Burcu’yla ve o sırada babamla telefonda konuşmuştuk. Balığı duyunca (hatta bir de çiğ balık yaptım o gün, ayıptır söylemesi) “Rakı?” diye sordu; dedim “Biz de ona karar vermeye çalışıyoruz; artık az parayla geçinmece, malum.” Rakı konusunda hassas olan babam “Rakısız olmaz; sen al rakını, ben onun parasını yollarım sana.” dedi. Böylece hem rakıyı bedavaya getirecek, hem de babam da ürün sponsoru olarak da olsa benim ‘deney’e katılmış olacaktı. Ama yok öyle hemen kabul etmek; önce analiz etmece… İçkinin zaten çok gerekli bir şey olmadığı malumunuz. E bizim kafalar da zaten hep güzel, dış desteğe ne hacet. Epey düşündük ama… Belki 10 dakika sürmüştür yani; ve düşüne sorgulaya almamaya karar verdik.

Diyeceğim o ki, meselem muz tüketmemek de değil (haa ithal muz derseniz, onu komple dışlarım. Ekvador’dan muz mu gelirmiş?..), rakı veya diğer içkilerden içmemek de. Zoraki mahrumiyetlerin çok hayırlı olduğunu da düşünmüyorum zira. Ama işte sorgulayarak tüketmek belki, ilk aşamada. Yani canımız rakı içmeyi çok isteseydi alırdık mesela ama istemedi o kadar. Sırf balıkla rakı içilir ezberinden (ki gerçekten çok güzel içilir, o da ayrı) yola çıkıp da almadık.

Karbon ayak izi

Mesela uçağa binmeme hususu ile ilgili olarak daha önce atıp tutmuştum. Aslında orada uçak sadece bir örnekti, yazının büyük kısmını kapsaması bir yana. Arabaya binmek ve bilumum diğer konular için de geçerli olan bir örnek sadece. Yine yol yapma üzerinden gidersek mesela; 3-4 hafta önce babam İzmir’deyken, zaten görmek istediğimiz Karaburun’a götürmeyi önerdi; daha doğrusu Karaburun’un bir köyünde bir yeri ziyaret etmek istiyorduk, işte oraya. Gittik gitmesine de, bunu kabullenirken bile zorlandım biraz. İyice değerlendirmeden “Tamam!” diyemiyorum, ne yapalım… O gün için iyi bir fırsattı; ayrıca oraya toplu taşıma ile gitmemiz zaten mümkün değildi, falan filan ve gittik. Benzer şekilde, otostop çektiğimde, bazen beni daha uygun bir yerde bırakabilmek için -atıyorum- 10 km fazla gitmeyi öneriyorlar da, ben o anki duruma göre, çok acelem yoksa veya o noktaya toplu taşıma ile gidebileceksem mesela, reddedebiliyorum. 10 gidiş-10 dönüş, 20 km’yi sırf keyfim için yaptırmak ve nur topu gibi karboncukların doğaya salınmasını sağlamak istemiyorum çünkü.

Ve yine; şu anda bir süreliğine bulunduğum ev zor ısınıyor örneğin, ama daha iyi bir ısı kaynağı -ve galiba daha az zahmetli ve daha ucuz- olmasına rağmen kömür değil de odun yaktığımızı söylememe gerek bile yoktur sanırım.

***

Örnekleri çeşitlendirebilirim de meramımı anlattım bence. Attığım her adımı sorguluyorum ben ve yok, hiç de zor olmuyor; yük falan da değil. Gerçi olsa ne olur ki, gerek kendi sağlığım ve bütünlüğüm, gerekse gezegeninki açısından bu sorgulamalara mecbur hissediyorum artık kendimi. Ve galiba -ve ne mutlu ki- bu, geri dönüşü olmayan bir yol.

***

Metis'in 2014 ajandası"Direniş" temalı ama ben 2013 ajandasından alıntı yaptım

Hamiş: Dün bu yazıyı yazdım; bugün Metis Ajanda‘yı elime aldım ve 162-163. sayfalarda Jonathan Safran Foer‘nin ‘Hayvan Yemek‘ adlı kitabından yapılmış olan alıntı ile karşılaştım: (bu arada kitabı da pek merak ettim; kimde var?)

Gülünç gelebilir ancak düşünme zahmetinde bulunursak, günden güne yaptığımız seçimlerin dünyayı şekillendirdiğini inkar etmek güçtür. … Ne yiyeceğine (ve neyi hayatından çıkaracağına) karar vermek, diğer her şeye şekil veren üretim ve tüketimin temel eylemidir.

Bu yazı ilk olarak icimdensohbetler.blogspot.com/ da yayınlanmıştır

 

 

Emre Ertegün

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page