Köşe Yazıları

Bu sefer Recep Tayyip Erdoğan’da pis kokular

Futbol sadece Futbol değildir…

Hep iyi anlamda kullandığım bir klişedir kendisi.

St Pauli derdim, Livorno derdim, Gezi’deki Çarşı derdim ve futbolun aslında bir tür kendini ifade etme; katılım yönü olduğunu söyler dururdum. Takım taraftarlığı, taraftarların takıma aidiyeti vs. vs. ama hepsi birer politik tavırdır halen benim gözümde.

Beşiktaşlı olmak ne demek sorusuna verilen cevap ile Galatasaraylı olmak ne demek sorusuna verilen cevap aynı değildir. İyi ya da kötü taraftarlığın bir profili vardır. Takımların duruşları ve taraftarları profilleri hepsi futbolu bir politik mecra haline getirir.

Bu yüzden “futbol sadece futbol değildir!” der dururdum.

Ancak bu sene Beşiktaş’ın başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmeyince “futbol”un kirli politika aracı olarak kullanılmasının yeni bir düzeyine ulaşmış olduğumuzu düşünüyorum.

Takımın teknik analizi

Ama önce sadece bir teknik futbol analizi ile başlamak lazım.

Beşiktaş bu sene kötü futbol oynamıyor; ancak iyi de oynamıyor. Futbol deyimi ile oturmamış bir takım ile karşı karşıyayız. Özellikle ilk yarılarda gösterdiği performans önemli umutlar veriyor. İlk yarılarda, kısa paslaşmalar ile hızlı hucumlar, takım halinde savunma, takım halinde hücum yapan bir  ekip izliyoruz.

Defans bloğu ve hücum blogu arasında mesafeyi kısa tutan, ekip oyunu oynayan ve nefes aldırmayan bir ilk yarı Beşiktaşı var karşımızda.

Ancak ikinci yarılarda, oynanan topa bir haller oluyor. Takımın blokları arası mesafe bir anda artıyor; orta sahadaki paslaşmalar yerini pas hatalarına ve paniğe bırakıyor. Galatasaray maçında da Konya maçında da Fenerbahçe maçında da, Sivas maçında da son Kasımpaşa maçında da bu 180 derecelik dönüşü görüyoruz.

Defans yapamayan, ayağında top tutamayan bir takım haline geliyor ekip.

Hemen ikinci devre başlarken ciddi bir fiziksel düşüş ile karşılaşıyoruz; baskı yapan takım bir anda baskı yiyen takım haline dönüyor. Genelde bu tür ani değişiklikleri futbol sahalarında görmeyiz. Ancak Beşiktaş’ın oturmamış yeni halinin, Türkiye’deki futbol ortamı (sertliğe prim başta olmak üzere) bu tür sonuçlara sebep olduğunu düşünüyorum.

Bu taktik boyutu etkileyen başka unsurlar da vardır eminim. Biliç ve ekip bunu çözecektir; ancak saha dışı etkilerin, özellikle GS maçı ile başlayan kötü kokan müdahalelerin teknik ekibin ve oyuncuların haleti ruhiyesini etkilediğini de göz önünde bulundurmak, oyunculara ve teknik ekibe çok yüklenmemek lazım.

Yine, yeni yeniden pis kokular

İlk pis kokuları olimpiyat stadında aldık. Önce Beşiktaş, anlamsız, taraftar gruplarının bile şaşkınlıkla izlediği bir biçimde sahaya girenler tarafından cezalandırıldı. Hocası üç maç ceza aldı, sahası 4 maç kapatıldı.

O günden beridir de gün yüzü görmüyor ekip. Hep Beşiktaş’a mı olur diyorsunuz; oluyor.

Son Kasımpaşa maçı bunun son örneği. Oyuncunun biri elinde atma fırsatı varken topu tutuyor, pozisyon olursa diye bekliyor ve pozisyon olunca da elindeki topu fırlatıyor.

Ceza sahasında olan bu olayın cezası mı? Kasımpaşa tarafından kullanılan bir hakem atışı ve devamında ise sadece bir sarı kart.

Sonra Kasımpaşa’nın ilk gölü; tüm Beşiktaşlı oyuncular tacın yerinden kullanılmadığını söylüyor hakem oralı değil; yine top taca çıkıyor, yine yerinden kullanılmıyor, yine oyunculardan itirazlar ama yine hakem oralı değil ve gol yiyor Beşiktaş.

Ardından Manuel Fernandes’e taraftar saldırıyor; Beşiktaşlı 2 oyuncu kırmızı kart yiyor ve oyundan atılıyor. Kasımpaşa mı; son 10 dakikanın keyfini sürüyor maçta.

Hakem notu mu? MHK 7.8 veriyor hakeme 10 üzerinden. Hakem iyi yönetmiş maçı gözlemciye göre. Tek hatası Almeida’ya kırmızı kart göstermemiş olmasıymış. Yani anlayacağınız pişkinlik de diz boyu.

Maç sonrası Ahmet Kaya’nın “Başım Belada” şarkısı geldi aklıma:

“nerden baksan tutarsızlık

nerden baksan ahmakça”

Bir ekip bu kadar mı açıkça linç edilir ve kimse sesini çıkarmaz anlam veremiyorum.

Gezi’den beri Beşiktaş ve taraftarları diken üstünde.

Bana Çarşı’yı “çete” yapanlar ile Beşiktaş’ı cezasının bittiği hafta Kasımpaşa’da biçenler aynı yolun yolcusu, yol arkadaşı gibi geliyor.

Yukarıdaki hakem hatalarını kabiliyetsizlik olarak görebilirsiniz. Hatta, diğer maçları göz önünde bulundurmazsanız aklınızaLiverpool’un efsanevi teknik direktörü Bill Shankly’nin “hakemler kuralları biliyor ama futboldan anlamıyor” sözü de gelebilir.

Ancak, 4 maç izleme zevki helak olmuş bir kombineli taraftar olarak; bu 15 maçlık ilk yarı serüveni düşününce, yemezler diyorum.

Önce Galasaray maçının katli, sonrasında Fenerbahçe maçındaki Fenerli oyuncuların sertliğine yürü ya kulum diyen hakemin Necip’e gösterdiği kartlar göz önüme gelince; bu “tesadüfler” kabaca kıllandırmıyor değil.

Bu kadar üst üste tesadüf mü olur?

Yine Bill Shankly “futbol sadece futbol değildir” demişti. Doğru söylemiş; ancak futbolu kendi politik çıkarları için kirli bir mecraya çeviren; bir tür hesaplaşma, öc, intikam aracı olarak çevirenleri kastetmemişti sanırım.

Beşiktaş’a saha dışında tam saha press uygulandığı her yönü ile aşikar. Önce Olimpiyat tiyatrosu sonra da Recep Tayyip Erdoğan stadı destanı,  futbolun kirli yüzünü suratımıza çarpıyor

Gezi’de Beşiktaş taraftarı önemli bir rol almış, haksızlığa, polis şiddetine orantısız zeka ile cevap vermişti.

Şimdi Beşiktaş “sen misin iktidarın tavuğuna kışt diyen” diye dört bir yandan yumruk yiyor.

Şimdi Beşiktaş, taraftarı ile yönetimi, oyuncuları ile “politik bir güç” olduğunu gösterdi ya, bunun cezasını çekiyor.

Zamanında futbolu afyon olarak gören iktidarlar gördük biz, yanıldıklarını gördüler; şimdi ise “terörist, devletin bekaasının düşmanı, çete” olarak görenler var.

Onlar da yanılıyorlar, zaman bunu gösterecek bize.

Medya unutsa da, görmezden gelse de Beşiktaş taraftarı unutmayacak olanları. Sindirmek istenilse de; sinmeyecek bu taraftarlar.

Haksızlığa karşı dik durmaya devam edecek taraftar ekibi.

Ben başka birşey bilmem; bir tek bunu bilirim.

Ancak korkum şudur ki; Beşiktaş yönetimi dik duramayıp ve Biliç ile Önder Özen’i bu tartışmaya yem edebilir. Bu ekibin başlattığı değişimi önemsiyorum; ilk yarılardaki Beşiktaş’ı izlemek bana yetiyor.

O yüzden, Beşiktaşlılar nasıl dışarıda bütünleşmek zorundaysalar içeride de bütünleşmeli ve Biliç’in arkasında durmalı diye düşünüyorum.

not: ekolojik adalet 3 geliyor ama araya Beşiktaş girdi.