Köşe Yazıları

Varşova iklim zirvesinden

Bu yıl 19. kez toplanan BM İklim Değişikliği Konferansı ya da yaygın deyişle Varşova İklim Zirvesi’ni ilk gününden itibaren Varşova’da izledim. Varşova’nın 2015’te Paris’te imzalanacak yeni anlaşmanın, başka bir deyişle yeni iklim rejiminin ilkelerinin ve yol haritasının belirleneceği önemli bir ara durak olması gerekiyordu. Sonuçta bir karar çıktı. Ancak söylenenler 2015’te iklim değişikliğini 2 derecede sınırlamaya yarayacak radikal, bağlayıcı ve adil bir rejim kurulacağına işaret etmiyor. Tam tersine ülkelerin bin türlü mazereti ve aslında bir şey yapmaya niyetleri olmadığı ortaya çıktı.

Ülkeler, iklim değişikliğini (bilim insanlarının uzlaşımına uygun olarak), en fazla 2 (hatta 1.5) derece artışta durdurmak üzere anlaşmışlardı. Çünkü ortalamada 2 dereceden fazla bir ısınma olursa üzerinde yaşayabileceğimiz bir dünya kalacağı şüpheli. Ancak 1 dereceye zaten ulaştık ve ısınmayı 2 derecede sınırlamak için çok az zamanımız kaldı. Küresel ısınmayı sınırlamanın nasıl olacağı ise belli. Ülkeler, özellikle de geçmişten bu yana en çok karbondioksit salan zengin, sanayileşmiş ülkelerin sera gazı salımlarını radikal biçimde azaltmaları, hızlı gelişen ülkelerin de bu sürece katılmaları gerekiyor.

2015’in şimdiden belli olan yanı, azaltım yükümlülüğünün eskiden olduğu gibi zengin ülkelerle sınırlı kalmayacak olması. Bütün ülkeler durumlarına uygun belli sözler vererek sürece katılacaklar. Ancak gelişmiş ülkelerin Varşova’da verdiği sinyaller umutları kırdı: Avustralya önceden yüzde 15-25 olan azaltım sözünü yüzde 5’e düşürdü, Japonya yüzde 25 olan azaltım hedefini yüzde 3,1 artış olarak revize etti. Kanada zaten iki yıl önce Kyoto’dan çıkmıştı. ABD Kyoto’ya hiç taraf olmamıştı. AB ise “bir şekilde” çoktan ulaştığı yüzde 20 hedefini yukarı çekmeye yanaşmıyordu. Dolayısıyla zengin ülkelerin attığı geri adımlar ve yazılan metne bağlayıcı bir anlaşmanın önünü tıkarcasına “taahhüt” yerine “katkı” sözcüğünün konması Paris’e dair umutları azalttı.

Kömürlü zirve

Konferansın Avrupa’nın ekonomisi en fazla kömüre bağımlı ülkesi Polonya’da yapılması ve Polonya hükümetinin de zirvenin sponsorluğunu PGE, Alstom, ArcellorMittal gibi dev kömür ve fosil yakıt şirketlerine yaptırdığı yetmiyormuş gibi, iklim zirvesine paralel olarak Dünya Kömür Birliği’nin düzenlediği İklim ve Kömür Zirvesi’ne (Orwell’e selam!) ev sahipliği yapması, bir de üzerine BM’nin iklim değişikliği konusundaki bir numaralı ismi Christiana Figueres’in de gidip kömür şirketlerini “çözümün parçası olmaya” davet etmesi, Varşova zirvesinin en akıl almaz olayları arasındaydı. Böylece BM ve Polonya hükümeti, iklim değişikliğinin en önemli nedeni olan ve mevcut rezervlerinin büyük bölümü toprak altında bırakılması gereken kömürün kara bir damga vurmasını sağladıkları zirvenin itibarını zedelemiş oldu. Bu durum, aynı sigaranın zararlarını önleme zirvesine tütün şirketlerinin sponsor olması gibi bir şeydi (Dünya Sağlık Örgütü’nün buna izin vermediğini ekleyelim).

Eli sıkılar zirvesi

İklim değişikliğinin ortaya çıkmasında fazla bir pay sahibi olmadıkları halde etkilerinden, fırtına, sel, kuraklık gibi iklim felaketlerinden en fazla etkilenen yoksul ülkeler, bu yıl kayıp ve zarar mekanizmasının kurulması, böylece bu tür felaketlerle başa çıkma kapasitesi olmayan hassas durumdaki ülkelere teknolojik ve finansal yardımın yasal bir mekanizma haline getirilmesi üzerinde kararlılıkla durdular. Ancak sonuçta bu mekanizmanın ismi konulsa da içi boş kaldı. Dolar mı, uygulamaya geçer mi belli değil. Üstelik zengin ülkeler adaptasyon fonu bütçesinin 100 milyon dolarlık alt sınırını zirvenin son gününe doğru lütfen doldurdular. Ama yılda 100 milyar dolar vermeleri gereken Yeşil İklim Fonu için elini cebine atan çıkmadı. Yani zengin ülkeler Filipinler’de yaşanan Haiyan tayfunu gibi binlece insanın ölmesine ve milyonlarca insanın evsiz kalmasına neden olan iklim felaketlerinin ahlaki sorumluluğunu almaya yanaşmıyorlar. Hele tazminat gibi bir lafı duymak bile istemiyorlar.

Bu konu iklim zirvelerinin sömürgeci ülkelerle eski sömürgeleri arasındaki en büyük ve belki de nihai hesaplaşma haline geldiği gerçeğini bir kez daha ortaya koyuyor. Müzakerelerdeki bloklara, gruplaşmalara dikkatle bakmak, gelişmiş ülkelerle az gelişmiş ülkelerin temsilcileri arasındaki atışmaları ve güç ilişkilerini incelemek lazım. Ülkeler yine kendi ulusal çıkarlarını önplana koyarak, dünyayı yeni bir felakete sürüklüyorlar. Ama bu sessizce olmuyor. Bu zirvelerde sadece yeni iklim rejimi değil, yeni bloklar ve belki de yeni bir dünya kuruluyor.

Türkiye ’nin sessizliği

Türkiye’nin tutumuna dair söylenecekler maalesef çok fazla değil. Açık oturumlarda bakanlar zirvesine katılan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mehmet Emin Birpınar’ın konuşması dışında hiç söz almadığı (dolayısıyla genelde bakan ve müsteşar düzeyinde temsil edildiğine göre bu yıl iyice profil düşürdüğü) gibi, tartışılan en hayati konularda herhangi bir pozisyon da belirtmeyen Türkiye sessizlik politikasını sürdürüyor. Ancak Paris zirvesinin yapılacağı 2015’te G20’nin başkanı Türkiye ve o yıl Türkiye’de yapılacak G20 zirvesinin ana konularından biri iklim değişikliği. Dolayısıyla Türkiye’nin bu sessizlik politikasını sürdürmesi mümkün değil. Türkiye acilen aktif bir iklim politikasına geçmek, işe yarar ve adil bir anlaşma için taraf olmak zorunda.

İklim aktivizmi

Zirvenin son günleri yaklaşırken gelişmiş ülkelerin bir şey yapmaya niyeti olmayan pasif ve ikiyüzlü politikalarını protesto eden sivil toplum örgütlerinin büyük bölümü zirveyi terk etti. Ancak bu eylemin en önemli sözü “Seneye daha güçlü olarak geri döneceğiz” diyen kısmıydı. İklim değişikliğini durdurmak için hiç zamanımız kalmadı. Ama elimizdeki tek zemin olan BM İklim Konferanslarını kendi haline bırakamayız. Artık iklim değişikliğinin bir çevre meselesi değil, dünyanın en büyük siyasi mücadele zemini olduğunu anlamamız, adil ve yaşanabilir bir gelecek için bu mücadeleye katılmamız gerekiyor. Her şeye rağmen mücadeleyi terk etmenin zamanı değil. Tam tersine kendi hayatımız, gelecek kuşakların ve doğanın hakları için sonuna kadar gerçekleri temsil etmek zorundayız.

Bu yazı ilk olarak radikal.com.tr/ de yayınlanmıştır

 

Ümit Şahin

Dr., Sabancı Üni., İstanbul Politikalar Merkezi, Kıdemli uzman