İlginç etimoloji gününden – Fatih Aygün

ÇDK* olarak bugünü ilginç etimoloji günü ilan ettim.

“Tahta kurusu”ndaki ikinci kelime “kuru” değil “kurus”muş. Yunancada tahta kurusu anlamına gelen “κοριός” (koriós) kelimesinden geliyormuş.

“Bergamot” Türkçeye Fransızca “bergamote” kelimesinden geçmiş. Fransızlarsa kelimeyi İtalyanca “bergamotta”dan almışlar. İtalyanlar da kelimeyi Türkçe “beg armudu”ndan, Bergamo şehrinin adına benzeterek devşirmişler. Kelime bir Avrupa turu atıp geri gelmiş kısacası.

“Çocuk” kelimesinin rastlandığı en eski belge Divanü Lügati’t-Türk (1074). Ama orada Kâşgarlı Mahmud anlamını “domuz yavrusu” olarak vermiş.

İspanyolca “olé”, bir görüşe göre Arapça “wallah”ın bozulmuş hâliymiş (bkz. Endülüs Emevîleri). Biz de “oley”i muhtemelen İngilizceden almışız. İngilizcede kelime sonundaki e sesi bulunmaz, genellikle “ey” diye okurlar. (fiancé -> fyansey). İspanyolcada bir de “ojalá” var, “inşallah” anlamında. Evet, onu da Arapçadan almışlar.

“Epey”i eskiler “epeyi” diye söyler. “İpiyi” demek, “iyi”nin pekiştirmesi.

“Çeyrek” “cihar” ve “yek”ten gelme. Dördün biri. Aynen tavladaki gibi. Yek, dü, se, cihar (car, cehar), penç, şeş. Kökenleri Farsça. “Çarşamba” dördüncü gün, “perşembe (pençşembe) beşinci gün. Demek pazar gününden başlıyorlarmış haftayı saymaya. “Heft” de yedi bu arada. Hafta da oradan gelme. Dil devrimi sırasında ağızlardan derlenmiş “yedil”i denemişler ama tutmamış.

Yine dil devrimi sırasında “millet” kelimesine karşılık ararken eski Türk dillerinden birinden “ulus” kelimesini bulup çıkarmışlar. Kelime aslında Moğolcadan alıntı. Ama Moğolcaya da Türkçe “ülüş”ten geçmiş. “Ülmek” bölmek demek (bkz. üleştirmek). Kağan öldüğü zaman oğulları ülkeyi (“ülke” de aynı kökten, yine Moğolca üzerinden) bölüşüyorlar ya. Her birinin payına düşene “ülüş” deniyor işte. Neyse efendim, bu yeni uydurulan “ulus” kelimesine bir de Latince “-al” ekini (national vs.) getirip “ulusal” kelimesini türetmişler, “millî” anlamında. Daha sonra öyle anlaşılıyor ki insanlar bu “ulusal” kelimesini kafalarında “ulu” ve “-sal” olarak çözümlemişler. Böylece “-sel/-sal” eki ortaya çıkmış. Şimdilerde belki de en işlek yapım eklerimizden birisi: evrensel, evsel, boksal, püsürsel…

Dil devriminde, o zamanlar moda olan dil o olduğu için, ara sıra Fransızcaya benzeterek de kelimeler uydurmuşlar. “Okul” belli ki Fransızca “école” kelimesine özenilerek türetilmiş. Türkçede fiilden ad türeten bir -l eki yok çünkü. “Süre” de Fransızca “durée”ye şüpheli bir biçimde benziyor ama en azından kurallı bir biçimde uydurulmuş. Bir de “dialecte” (lehçe) yerine “diyelek” var ama ilkokul beşteki dershane öğretmenim Kadir Karayazgan dışında kullananı duymadım. Yine de TDK Dil Bilimleri Terimleri Sözlüğü’nde var. Tabii “terim” de var, Fransızcası “terme”. Türkçesini hangi köke eke dayanarak uydurmuşlar bilemiyorum.

“Elinin körü”nü bazıları “ölünün körü” diye kullanır. “Ölünün gûru”ndan (Farsça “gûr” mezar demek) geldiği söylenir.

“Kanka” “kan kardeş”in kısaltılmışı değil. Çingenecede arkadaş demek.

“Abaza”nın Kafkasya’daki Abaza halkıyla (belki bu bozulmaya yol açması dışında) ilgisi yok. Daha eski biçimi “abazan” ve daha da eskisi “habazan”. Bu kelimeler bilinen anlamı dışında “aç, pisboğaz, obur” anlamlarında da kullanılır. Anlam gelişmesi “aç” > “cinsel açlık çeken” anlamında olmuş anlaşılan. Kökeninin yine Çingenece “habe” olduğu düşünülüyor. “Ekmek”, “yemek” demek. “Abeci” var ya, bazı İzmirliler sık kullanır. Aslında ekmek dilenen, otlakçı demek. Şimdi yalancı veya aptal anlamında kullanılıyor.

“Dikizlemek” “dik izlemek”ten gelmiyor. O da Çingenece. “Dikáva” (bakmak) fiilinin ikinci tekil emir kipi çekimi “dikés”. “Bak” demek. Zaten daha eskiler emir olarak kullanır: “manitanın kâseye dikiz!”. Görüldüğü gibi Çingenecenin argomuzda yeri mühim.

Ama “manita”, ya da Türkçede bilinen en eski biçimiyle “mantinota” İtalyanca “mantenuta”dan. Metres demek. Asıl anlamı el altında tutulan kadın (Latince “manu tene-re”, elde tutmak. İngilizce “maintain” de buradan gelir). Kuran’da cariye anlamıyla geçen “ma meleket eymanukum” (sağ elinizin sahip oldukları) sözünü akla getiriyor.

Kapanışı “maganda”yla yapalım. Karikatürist Nuri Kurtcebe uydurmuş, Gırgır sayesinde yayılmış. “Mickey Mouse”tan gelmiş ama hikayesi buraya sığmaz. Google’da ararsanız Yılmaz Özdil bir yazısında Nuri Kurtcebe’nin ağzından uzun uzun anlatmış.

* ÇDK yazar tarafından şu şekilde tanımlanıyor: TDK’nın iyice itibarını yitirmesini fırsat bilerek vaziyetten vazife çıkardığımı, birkaç yıldır tek başıma yürüttüğüm, TDK’ya alternatif hizmet veren FDK’nın adını ÇDK olarak değiştirdiğimi ve bu yeni oluşumun bütün katılımcılara açık olduğunu değerli kamuoyumuza saygıyla duyurur, dünden beri yeterince klavye devrimciliği yaptığıma karar verir ve Gezi Parkı’na doğru seyirtmeye başlarım

Saygılarımla,
Eski FDK başkanı, yeni ÇDK üyesi Fatih Aygün

 

 

Fatih Aygün