İklim KriziManşet

Gelişmiş ülkeler iklim felaketlerinin ahlaki sorumluluğunu alacak mı? – Varşova izlenimleri [2. gün]

Filipinler'de Haiyan tayfununun yarattığı yıkım. Burası Tacloban.

Filipinler'de Haiyan tayfununun yarattığı yıkım. Burası Tacloban.

Varşova – Birleşmiş Milletler’in 19. İklim Zirvesi (COP 19) toplantının başlamasından iki gün önce yaşanan Filipinler felaketinin ağırlığı altında devam ediyor. Bu “talihsiz tesadüf” nedeniyle gelişmiş ülke temsilcilerinin canlarının sıkıldığını tahmin etmek zor değil. Çünkü kimsenin anlamlı bir sonuç çıkmasını beklemediği ve hükümet yetkililerinin üst düzey temsilci bile göndermeden sessizce geçiştirmeyi planladığı anlaşılan Varşova zirvesi, Filipinler’de yaşanan ve ülkenin üç bölgesini kelimenin tam anlamıyla yıkıp geçen Haiyan tayfunu nedeniyle uluslararası medyanın ilgisini çekiyor (Tabii iyice kendi içine kapanan ve dünyanın en büyük iklim felaketini bile göremeyen anaakım Türkiye medyasından bahsetmiyorum). Oysa hükümetler, 4 yıl önce Kopenhag’da yaşanan hayal kırıklığının ardından hepimizin buralardan bir şey çıkmayacağı konusunda umutsuzluğa kapılmamızdan gayet hoşnutlardı.

Filipinler’in tarihinde yaşadığı bu en büyük iklim felaketi, 98 milyon nüfuslu ülkede 4 milyonu çocuk olmak üzere yaklaşık 12 milyon insanı etkilemiş durumda. Evler ve ağaçlar sökülüp atılmış ya da su altında kalmış, gazeteciler yolları kaplayan çamur deyasında yatan cesetleri sayıyor. Yarım milyondan fazla insan (BM rakamlaına göre 673 bin, Filipinler hükümetine göre 800 bin kişi) evsiz kaldı. Filipinler hükümetine göre en az 2500, farklı kaynaklara göre 10 bine yakın insan öldü. Felaketin beşinci gününde felaketten sağ kurtulan insanlar sadece evsiz değil, aç ve susuz durumdalar. En az 2 milyon kişinin acil yardıma ihtiyacı var. Çok büyük bir ekolojik yıkım ve insani kriz yaşanıyor. Aileler yaşadıkları yeri bir anda vuran  tayfun nedeniyle parçalanmış, kayıp olan yakınlarından bir haber almayı bekliyorlar.

Ve bu kez deprem ya da tsunami gibi bir doğal afetten değil, iklim değişikliğinin neden olduğu devasa bir meteorolojik felaketten bahsediyoruz. Eğer iklim bilimcilerin dediği gibi yeni normalimiz bunun gibi bir şeyse, dünya bununla nasıl başa çıkacak kimse bilmiyor.

Aquino: “Gelişmiş ülkeler felaketin ahlaki sorumluluğunu almalı”

Filipinler devlet başkanı Aquino tayfun sonrası basın açıklamasında

Dünya kamuoyunun tıpkı iklim zirvesi gibi sessizce geçiştirmeyi umduğu bir konu da felaketin iklim değişikliğiyle ilgisiydi. Bugüne dek bütün ‘yetkililerin’ tekrarlamaktan hiç usanmadığı bir klişe olan, “herhangi bir olayın tek başına iklim değişikliğiyle ilişkilendirilemeyeceği” ezberi artık kimseyi ikna etmiyor. Filipinler heyetindeki diplomatlar her fırsatta dünya televizyonlarında böyle bir tayfunun, bu tarihte ve bu büyüklükte yaşanmasının görülmüş bir şey olmadığını, sorumlunun iklim değişikliği olduğunu tekrarlıyorlar.

Hatta dün gece CNN’de Christian Amanpour’un programında konuşan Filipinler devlet başkanı Benigno Aquino da meseleyi bu netlikte ortaya koyan az sayıda liderden biri oldu. Normalde yağışlı olan bölgelerin kurak olduğunu, kurak bölgeleri ise sel bastığını anlatan Aquino, Filipinler’de bu yıl her zamankinden fazla tayfun yaşandığını söyledi ve felaketi tamamen iklim değişikliğine bağladı. Aquino’nun verdiği en önemli mesaj ise gelişmiş ülkelerin, ülkesinde ve benzeri yerlerde yaşanan bu tür fekaletlerin ahlaki sorumluluğunu almaları için çağrı yapmasıydı. Ülkeleri sular altında kalmaya başlayan ve göç edecek yer arayan ada ülkelerini de anan Aquino, gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinin başlıca sorumlusu olduğunu ve bugün yaşadıkları iklim değişikliğine bağlı olduğu açık olan felaketlerin ahlaki sorumluluğunu da almaları gerektiğini söyledi.

Yine dün akşam CNN International’a bağlanan Dünya Bankası başkanı Jim Yong Kim bile, hiç çekinmeden aynı bağlantıyı kurdu. Yong, önce sözünü ettiğim klişeyi tekrarlasa da, daha sonra iklim değişikliği nedeniyle bu tür felaketlerinin hem sıklığının hem de şiddetinin arttığını, bilim insanlarının  Filipinler’de yaşanan Haiyan tayfunu gibi 5 kateorisindeki tayfunların insanın hayatında bir kez görebileceği felaketler olduğunu söylemelerine rağmen son bir ay içinde (Hindistan’ı vuran Phailin kasırgasıyla birlikte) bu şiddette iki tayfun yaşandığını söyledi. Yani Dünya Bankası başkanı da, artık iklim felaketlerine karşı hazırlıklı olmamız gerektiğini vurguluyor.

Kayıp ve zararları kim tazmin edecek?

Filipinler'de 4 milyonu çocuk olmak üzere 12 milyon kişi tayfundan etkilendi

Normalde iklim zirvelerinin gündemi değişmez biçimde iklim değişikliğinin durdurulması veya yavaşlatılması için yapılması gerekenlerdir. Herkesin Kyoto Protokolü tartışmalarından aşina olduğu sera gazı azaltım hedeflerinden, ya da iklim politikaları jargonuyla söylersek “mitigasyon”dan söz ediyorum… Oysa İklim Değişikliği Çerçeve sözleşmesinde daha az ilgi çeken konular da var: Adaptasyon, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme çalışmaları gibi.

İklim değişikliğinin neden olduğu felaketlerin gün geçtikçe daha fazla kendini göstermesi nedeniyle adaptasyon ve iklim değişikliğinden etkilenen yoksul ülkelerin zararlarının tazmini meselesi giderek daha fazla önem kazanıyor. Varşova’da ilk iki gün en fazla  konuşulan konulardan biri kayıp ve zararların nasıl telafi ve tazmin edileceğine dair “loss and damage” mekanizmaları denen konuydu. Gelişmekte olan ülkeler iklim değişikliğinin meydana gelmesinden sanayileşmiş ülkeler kadar sorumlu değiller ve özellikle de tarihsel olarak iklim değişikliğine neden olan sera gazlarını salmaktan kaynaklanan refahı paylaşmış değiller. Ancak aynı ülkeler iklim felaketlerinden en fazla zararı görüyorlar ve üstelik zengin ülkelerin aksine bu felaketlere yanıt verme kapasiteleri de çok zayıf. Özellikle ada ülkeleri, tropik kuşaktaki ülkeler, Afrika ve Asya ülkeleri büyük tehdit altında. Yani pek çok konuda olduğu gibi iklimde de adalet yok!

Varşova’da ilk iki gün en çok konuşulan konu bu olduğu için, bu yılki iklim zirvesinin ‘iklim adaleti’ temasının ağır bastığı bir zirveye dönüştüğünü söylemek yanlış olmaz.

Ancak sanayileşmiş ülkeler böyle bir mekanizmanın oluşturulmasını kabul ederler ve buraya finansman aktarırlarsa, sadece paralarını ‘o nasıl yaşadıklarını işitmekten pek de memnun olmadıkları yoksul ülkelerin insanlarıyla’ paylaşmış olmayacaklar, aynı zamanda yaşanan bu felaketlerin, yani sıklığı ve şiddeti giderek artan tayfun, kuraklık ve sellerin iklim değişikliğinden kaynaklandığını da kabul etmiş olacaklar. Yani bir anlamda yüzyıllardır ekolojik yasalara aykırı biçimde biriktirdikleri zenginliğin bedelini ödemeye artık hazır olduklarını kabul edecekler! Bu nedenle de adaptasyon fonunda da, kayıp ve zararların telafisi meselesinde de yol almak kolay görünmüyor. 2010’da Cancun’da teorik olarak 100 milyar dolarlık bir yeşilk iklim fonu kurulmuştu örneğin ve bu fonu elbette Batı ülkeleri sağlayacaktı. Maalesef bugüne dek fonu gören, duyan yok!

Yani mesele sadece para meselesi, ya da zengin ülkelerin eli sıkılığı meselesi değil. Ortada son derece ciddi ve tarihsel öneme sahip ilkesel bir tartışma var. Batı ülkeleri iklim değişikliğine neden olmalarından kaynaklanan tarihsel ve ahlaki sorumluluklarını kabul edecekler mi? Bu sorumluluğun  gereği olarak zarar gören yoksul ülkelerin insanlarının yaşadığı zararları, bağış veya insani yardım şeklinde değil, zorunlu olarak ve hukuki bir mekanizma gereği, yani adalet gereği tazmin edecekler mi? En azından Varşova’dan bu konuda ciddi bir gelişme beklemek zor görünüyor.

Günün fosili Polonya

Polonya günün fosili

Varşova’da en çok konuşulan konulardan biri de bu yıl iklim zirvesine yüzlerce temsilci gönderen fosil yakıt şirketleri ve COP’un ana sponsorlarının da bu şirketler, yani büyük kömür, petrol, enerji ve otomotiv şirketleri olması. Sivil toplum ikliöm zirvelerinin itibarının  büyük tehdit altında olduğuna dair açıklamalar yapıyorlar. Bu konuyu daha geniş bir haberde ele alacağım.

Ve tam da bu yüzden ikinci gün günün fosili ödülünü ev sahibi Polonya aldı. Kömür şampiyonu Polonya’nın bu ödüle layık görülmesinin en önemli nedeni iklim zirvesiyle birlikte bir de kömür zirvesi düzenliyor olmaları! Ödülü veren İklim Eylem Ağı CAN’in, ödül gerekçelerinden biri de Polonya hükümetinin resmi yayınlarında iklim inkarcılarının görüşlerine yer vermekten vazgeçmemesi.

Bu zirve Polonya’nın COP’a ikinci ev sahipliği. İlki olan 2008 Poznan zirvesini de izlemiştim. Ürettiği elektriğin %90’ını kömürden elde eden, böylesine kömür meraklısı bir ülkenin neden iklim zirvesini tekrar tekrar düzenlemekten kendini alamdığını anlamak zor… Ya da yoksa kolay mı?

Ümit Şahin – Yeşil Gazete

https://twitter.com/umitsahin

Varşova’dan 1. gün izlenimleri için tıklayın.

* Ümit Şahin, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nde iklim değişikliği alanında kıdemli uzman olarak çalışmaktadır.

Kategori: İklim Krizi