Köşe Yazıları

Yine bir iklim zirvesi: Kıyam Et ey insanlar!

Ömer Madra bir konuşmasında; ekotopya’nın yazarı Ernest Callenbach’ın son yazısına atıfta bulunurarak, sosyal hareketlerin önemli bileşenlerinden birinin umut olduğunu söylemişti. Ernest Callenbach özetle şunu diyordu:

Neler ile karşılaşacağımızı, ne tür tehditler ile yüzyüze geleceğimizi bilemeyiz. Ama sıkıntılara karşı mücadele ve marifet gücümüz bizim içimizde var olan; genetik kodlarımızın bir parçası. Sıkıntılar ile baş edebilmek ve baş edebilmeye dair inancımız, belki de en önemli özelliğimiz[1].

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi  (UNFCCC) Taraflar Konferası 19 (COP19), dün Polonya’nın başkenti Varşova’da başladı.

Bu sene zirveye gidemedim. Ancak yine de zirve başlarken; aklımın bir yanında neler oluyor neler bitiyor demeden de kendimi alamadım.

COP19’u düşünürken, haberleri tararken, Ömer abinin umuda dair yapmış olduğu atıf aklıma geldi.

İmremmiştim o konuşma sırasında, iklim değişikliği giderek bizi kıyametin kıyısına sürüklerken, ekolojik kriz her geçen gün derinleşirken, Ömer Madra’nın ve ölüm döşeğinde bile halen umutlu olan Ernest Callenbach’ın haleti ruhiyesi beni imrendirmişti.

Ben o kadar umutlu değilim.  IPCC Raporu yayınlanmış ve iklim değişikliğinin çarpıcı gerçekliğini yüzümüze bir tokat gibi vurmuş olsa da; kimsenin elini taşın altına koyacağını düşünmüyorum.

Zirvenin ilk günleri daha. İki hafta daha süre boyunca, UNFCCC’ye taraf olan devletler;  ki neredeyse tüm dünya ülkeleri, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, uluslararası kurumlar temsilcileri ve daha nicesi; 2015 yılına kadar ertelenen ve 2015 yılında Paris’teki COP21’de imzalanmasına dair konuşulan iklim değişikliği sözleşmesini konuşacaklar.

Onlarca rapor, binlerce veri masaya yatırılacak. Onlarca müzakere görüşmesi yapılacak. Bir sürü toplantı, yan toplantı yapılacak.

Ama yine de nafile olacak gibi.

Arpa boyu ilerleme olacak mı bilmiyorum.

Dünya Bankası bile, ki bilirsiniz Dünya Bankası aslında ekonominin küreselleşmesinin ve dolayısı ile yoksul / kalkınmakta olan ülkelerin ekonomilerinin ve kaynaklarının büyük şirketlere açılmasının baş aktörlerinden biri;  Sıcaklığı azaltın: İklim Aşırılıkları, Bölgesel Etkiler, Esneklik başlıklı bir metin yayınladı. Onlar bile harekete geçin diyor.

Zaten, harekete geçin diye ses vermeyen yok. Sorumlular bile harekete geçin diyor.

Ama harekete geçen var mı diye sorarsanız; o da yok.

Zirve’ye üşenmeyip giden, umudunu kaybetmemiş olan arkadaşlarımızdan Ümit Şahin bugün ilk izlenimlerini haberleştirdi. Filipinler Tayfun’u damga vurmuş zirveye. Filipinler Delegesi açlık grevine başlamış. İklim kurbanı olan Filipinler acılarını sarmaya çalışırken; vicdan ile cüzdan muhasebesi arasında cüzdanı seçenler hayatlarına devam ediyor.

Her iklim zirvesinde bu tür trajik hikayeleri görüyoruz.  Küçük Ada Devletleri, Afrika Ülkeleri başta olmak üzere bir çok ülke, bizim payımız yok ama biz acı çekiyoruz diyor.

İşte bu yüzden, artık sivil alanın iklim zirvelerinden sayıları 20 olacak COP toplantılarından umudunu kesmesi gerektiğini düşünüyorum.

Varsa bir umut, o da artık sokakta. Karar vericiler dinlemiyor, halk karar alma mekanizmalarında yok; demokratik seçimle iş başına gelen liderler ve onların bürokratlarının tek derdi de kapitalizmi kurtarmak, keza iklim değişikliği kapitalizm için de tehdit oluşturuyor Walden Bello; Will Capitalism Survive Climate Change yazısında bu soruyu sormuştu). İş dünyası ile, petrol kömür lobisi ile işbirliği yapmak daha tatlı geliyor.  Kapitalizm ne kadar az hasar alırsa o kadar mutlu olacaklar. İnsanlar mı? Doğa mı? Güçlü olan kazanır.

O yüzden artık, sivil toplum olarak, aktivistler olarak zirveleri bekleyip, yine bir arpa boyu ilerleyemedik demenin zamanı geçti diye düşünüyorum. Pro aktif olmanın zamanı geldi, halkların iklim sözleşmesini oluşturmanın tam sırasıdır. Zirveleri boykot etmenin zamanıdır.

Kıyamet gelirken “Kıyam etmenin”  tam zamanıdır.