Neden açlık grevi yapıyorum?

Nadezdha Tolokonnikova tarafından yazılan ve Bela Shayevich tarafından ingilizceye çevrilen mektubun çevirisini, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Özlem Katısöz‘ün çevirisiyle sunuyoruz.

***

Aşağıdaki yazı, orijinali The Russian Reader’da yayınlanmış Bela Shayevich tarafından çevirisi yapılmış kapsamlı bir versiyondur. Tolokonnikova’nın orijinal Rusça mektubunu buradan okuyabilirsiniz.

 

23 Eylül Pazartesi günü itibariyle açlık grevine başlıyorum. Uç bir yöntem ama mevcut durumda tek yolumun bu olduğu konusunda ikna olmuş durumdayım.

Gardiyanlar beni duymayı reddediyor. Ama taleplerimden vazgeçmeyeceğim. Hapishane arkadaşlarım kölelik koşullarında bitip giderken ben sessiz kalıp boyun eğmeyeceğim.  İnsan haklarının hapishanelerde de tanınmasını talep ediyorum. Mordovya’daki bu kampta kurallara uyulmasını talep ediyorum. Köle değil insan gibi muamele görmeyi talep ediyorum.

Partsa’daki bu Mordovya köyünde bulunan 14.No’lu sürgün yerine (PC-14 —Trans) geleli 1 sene oldu. Buradaki kadın mahkumların dediği gibi “eğer Mordovya’da hapis yatmamışsan, hapis yatmış sayılmazsın”. Mordovya kamplarını, Moskova’da duruşma öncesi 6 No’lu gözaltı merkezinde duymuştum. En kötü koşullar, en uzun çalışma saatleri, en pervasızca kanunsuzluk burada. Mahkumlar, Mordovya’ya giden arkadaşlarının arkasından darağacına gidiyormuş gibi bakarlar. Son ana kadar, umutlarını kaybetmezler: “Belki de seni Mordovya’ya göndermeyeceklerdir? Belki yırtarsın!” ama ben yırtamadım ve 2012 yılının sonbaharında Partsa Nehri kıyısındaki hapishaneye geldim.

Mordovya ile ilgili ilk izlenimim, hapishanenin Başgardiyan Yardımcısı Yarbay Kupriyanov’un sözleridir – ki kendisi aslında PC-14’ü idare eden kişi: “söz konusu politika olunca, bilmelisin ki ben bir Stalinistim”. Diğer yönetici Albay Kulagin (hapishane ikili olarak yönetiliyor) ilk günümde beni sohbet etmek için yanına çağırdı, amaç suçumu itiraf etmek için beni zorlamak. “Başına bir talihsizlik geldi, değil mi? İki seneye mahkum oldun. İnsanlar genellikle başlarına kötü bir şey geldiğinde fikirlerini değiştirir. Eğer en kısa zamanda şartlı tahliye olmak istiyorsan, suçunu itiraf etmelisin. Etmezsen şartlı tahliye olamazsın.” Beklemeksizin Çalışma Kanunu’nun söylediği şekilde günde 8 saatten fazla çalışmayacağımı söyledim. “Kural kuraldır, asıl önemli olansa kotanı doldurmandır. Eğer dolduramazsan fazla mesai yaparsın. Biz burada seninkinden daha güçlü iradeleri kırdık!” diye yanıtladı Albay Kulagin.

Vardiyam dikim atölyesinde sabah yedi buçuktan gece on iki buçuğa kadar günde on altı on yedi saati buluyor. En iyi koşulda gece 4 saat uyuyoruz. Her bir buçuk ayda bir, bir gün izin günümüz var. Hemen hemen her Pazar günü çalışıyoruz. Mahkumlar “gönüllü olarak” hafta sonu çalışma için baş vuruyor. Aslında, gönüllü olarak yapılan bir şey yok.

Kimse itaatsizliğe (ki burada itaatsizlikten kasıt pazar günü gece 1e kadar çalışacağın üretim alanında çalışmaya başvurmamak demek) cesaret edemiyor. Bir keresinde, 50 yaşlarındaki bir kadın, yatakhaneye on iki buçuk yerine sekiz buçukta gitmek istedi, böylelikle saat onda uyuyabilecek ve haftada bir kere için sekiz saatlik uyku uyuyabilecekti. Kendini iyi hissetmiyordu ve yüksek tansiyonu vardı. Karşılık olarak, yatakhane toplantısı yapıldı ve kadın azarlandı, aşağılandı, hakarete uğradı ve parazit olarak yaftalandı. “Kendini ne zannediyorsun da herkesten fazla uyku talep ediyorsun? Daha fazla çalışmalısın, at gibi güçlüsün!” Doktorun talimatı üzerine biri vardiyaya gelmezse ona da kabadayılık yapılır. “40 derece ateşle dikiş diktim ben ve sorun yoktu. Arkanızı kimin toplayacağını sanıyorsunuz?”

Yatakhanede beni hapishanedeki 9.yılını tamamlayan bir mahkum karşılamıştı. “Domuzlar kendileri baskı yapmaktan korkarlar. Bu işleri tutuklulara yaptırırlar.” Hapishanede işler gerçekten de böyle yürüyor; vardiyaları ve yatakhaneleri kontrol eden tutuklular, gardiyanlar tarafından diğer tutukluların iradelerin i kırmak, onları terörize etmek ve sessiz kölelere dönüştürme işiyle de görevlendiriliyorlar.

Disiplini ve itaati sağlamak üzere resmi olmayan bir ceza sistemi uygulanıyor. Mahkumlar, “uyku saatine kadar lokalde kalmaya” zorlanıyorlar yani sonbahar da kış da olsa barakalarına gitmelerine izin verilmiyor (lokal, kamptaki iki alan arasındaki çitli geçiş yoluna deniyor]. İkinci birim yani sakat ve yaşlıların olduğu birimde bir kadının, lokalde geçirdiği bir günden sonra soğuktan donan parmakları ve bir bacağı kesilmek zorunda kaldı. Gardiyanlar “sanitasyonu da kapatabiliyor” (mahkumların yıkanmaya ve tuvalete gitmelerinin yasaklanması) ya da “kantin ve kafeteryayı kapatabiliyor” (mahkumların kendi yiyecek-içeceklerini tüketmelerini yasaklamak). 40 yaşında bir kadın size “demek bugün cezalıyız! Acaba yarın da cezalı olacak mıyız?” Demesi hem komik hem de korkutucu. İşemek için dikim atölyesini terk edemez ya da çantasından çıkardığı şekeri yiyemez. Yasak.

Uykunun ve bir damla çayın hayalini kuran, yorgun yıpranmış ve kirli mahkum, onu sadece beleş işgücü olarak gören yönetime karşı itaatkar hale getiriyor. 2013 Haziran’da, aylık ücretim yirmi dokuz ruble (yaklaşık altmış yedi avro sent) oldu- yirmi dokuz ruble! Bizim vardiyada her gün yüz elli polis üniforması dikiliyor. Bu para nereye gidiyor?

Hapishane, bir kaç kere yeni ekipman alınması için fon sağladı. Ancak, yönetim sadece makineleri boyattı, işi mahkumlara yaptırarak. Eski ve yıpranmış makinelerde çalışıyoruz. Çalışma kanununa göre, eğer ekipman piyasa standartlarında değilse üretim kotaları da aynı ölçü de azaltılmalıdır. Ama kotalar hep artıyor, beklemeden ve aniden. “Eğer yüz üniforma yaptığını görürlerse, kotanızı yüz yirmiye çıkaracaklar” dedi eski makine operatörlerinden biri. Ve yapamazsan bütün birim ceza alır. Herkes saatlerce geçitte ayakta dikilir. Tuvalete gidemeden. Bir damla su içemeden.

 

 

İki hafta önce, tüm hapishane için kota gelişi güzel şekilde 50 birim arttırıldı. Daha önce 100 üniforma üretiliyorsa bundan sonra günde yüz elli tane üretilecek. Çalışma Kanunu’na göre, işçiler kota arttırılmasından en az iki hafta önce bilgilendirilmeli. PC-14’te bir gün uyanıyorsunuz sömürgehanelerimizin (sweatshop) gardiyanlarının aklına öyle geldiği için yeni kotalarımız olduğunu öğreniyoruz. Vardiyada çalışan sayısı azalıyor (tahliye oluyorlar ya da başka bir yere gönderiliyorlar) ama kotalar artıyor. Sonuç olarak, geride kalanlar daha fazla çalışmak zorunda. Tamirci, makineleri tamir etmek için gerekli parçaların olmadığını ve alamayacaklarını söylüyor. “yedek parça yok! Ne zaman gelecek? Ne, sen Rusya’da yaşamıyor musun? Nasıl böyle sorular sorarsın?” üretim bölgesindeki ilk aylarımda, zorunluluktan kendi kendime tamir işinde neredeyse ustalaştım. Elimde tornavida, tamir etmek için umutsuzca makineye saldırırdım. Elleriniz iğneden çizilir ve delik deşik olur, kanınız her yere bulaşır ama dikmeye devam edersiniz. Üretim hattının bir parçası olduğunuz için deneyimlilerin yanında işinize devam etmek zorundasınızdır. Bu sırada, lanet makineler bozulmaya devam eder. Hapishanede yeni olduğunuz ve yeteri kadar iyi ekipman olmadığı için hattaki en kötü, en işe yaramaz makine size kalır. Ve işte yine bozuldu ve yine bulunması imkansız tamirciyi bulmak için koşturuyorum. Üretimi yavaşlattığım için bağırıyorlar ve azarlanıyorum. Hapishanede dikiş kursu da yok. Yeni gelenler derhal makinenin başına oturtulur ve onlara görevleri verilir.

“Eğer sen Tolokonnikova olmasaydın çoktan ayvayı yemiştin” dedi gardiyanlarla yakın ilişkisi olan bir hapishane arkadaşım. Haklı; diğer mahkûmları dövüyorlar. Yeterince hızlı olmadıkları için. Böbreklerine ve yüzlerine vuruyorlar. Tutukluların kendileri bunu yapıyor, gardiyanların bilgi ve onayları dahilinde. Geçen sene, buraya gelmemden önce, 3.birimde Çingene bir kadın ölesiye dövülmüş. (3.birime “düdüklü tencere” deniyor: gardiyanların her gün dövülmesini istediği tutuklular buraya getiriliyor) PC-14’ün revirinde ölmüş. Yönetim işin üstünü kapatmayı başarmış: ölüm nedeni olarak felç gösterilmiş. Diğer bir blokta, diğerlerine yetişemeyen kadınlardan biri soyulup çıplak olarak dikmeye zorlandı. Kimse gardiyanları şikayet etmeye cesaret edemiyor çünkü tek yaptıkları yüzünüze gülmek ve sizi yatakhaneye geri göndermek, aynı gardiyanların ispiyoncunun dövülmesi talimatını verdiği yer. Gardiyan için yönetilmiş bir kabullenme, tutuklulara kanunsuz sistemlerini kabul ettirmek için en uygun yöntem.

Üretim alanına tehditkar ve kaygılı bir atmosfer hakim. Sürekli uykusuz, insanlık dışı kotaları doldurmak için bitmek bilmez bir yarış içinde kendini kaybetmiş halde tutuklular sürekli sinir krizinin eşiğinde en ufak şey için birbirlerine bağırıp çağırıyorlar. Geçenlerde, genç bir kadının kafasına makas sapladılar, pantolonu zamanında bitiremediği için. Başka biri kendi midesini testere ile kesmeye çalıştı. Durduruldu.

2010’da, vahşi yangınların yılı (Rusya çapında – çevirmen) PC-14’e gelenlerin dediğine göre yangın hapishaneye yaklaşırken onlar hala üretim alanına gitmeye ve kotalarını doldurmaya devam ediyorlarmış. Duman yüzünden 2 metre ötesi bile görülmezken yüzlerini sarıp işe gitmeye devam etmişler. Acil durum koşulları yüzünden mahkumlar kafeteryaya bile gönderilmiyormuş. Birçoğunun bana anlattığına göre o kadar korkunç bir açlık çekmeye başlamışlar ki yaşadıkları dehşeti belgelendirmek için günlük tutmaya başlamışlar. Sonunda yangın durdurulunca, dışarıya olanlarla ilgili bir şey sızmasın diye hapishane güvenliği günlükleri yok etmiş.

Temizlik-sağlık koşulları mahkumun kendini güçsüz ve iğrenç bir hayvan gibi hissetmesi için ayarlanmış. Her ne kadar yatakhane biriminde hijyen odaları olsa da ceza ve ıslah amaçlı “genel bir hijyen odası” kurulmuş. Oda beş kişilik ama 800 mahkumun hepsi yıkanmak için buraya gönderiliyor. Kendi barakalarımızdaki odalarda yıkanmamalıyız: bu çok kolay olurdu. Hijyen odalarında sürekli izdiham var. Saçlarımıza yıkamamıza haftada bir izin veriliyor. Ancak bu günler bile iptal edilebiliyor. Pompa ya da tesisat bozulur. Bazı zamanlar benim kaldığım yatakhane birimim iki üç hafta kadar banyo yapamaz.

Borular tıkandığında, idrar hijyen odalarından taşar ve boklar odada yüzmeye başlar. Borulardaki tıkanıklığı nasıl çözeceğimizi öğrendik ama gene de çok uzun sürmüyor, kısa zamanda tekrar tıkanmaya başlıyor. Hapishanede basit tesisat tamir ekipmanı bile yok. Çamaşırhaneye haftada bir gidiyoruz. Çamaşırhane damla şeklinde soğuk su akıtan üç musluktan ibaret küçük bir oda.

Tutuklara her zaman bayat ekmek ve bolca sulandırılmış süt ve arada sırada gene ıslah amaçlı bozuk mısır ve küflenmiş patates verilir. Bu yaz, siyah patates soğanlarından çuvallarla geldi ve bolca yedik.

PC-14’teki çalışma ve yaşam koşullarındaki ihlaller hakkında sonsuza dek konuşabilirim. Ama, asıl sıkıntım bunlar değildi. Asıl sıkıntım, hapishane yönetimi, her türlü talep ve şikâyetin PC-14’ten dışarı çıkmasına engel oluyor. Gardiyanlar insanları sessiz kalması için zorluyor en alçakça ve zalim yöntemleri deniyorlar. Diğer bütün sorunlar bundan kaynaklanıyor: yüksek kotalar, günde 16 saatlik mesailer vb. Gardiyanlar dokunulmazlıkları varmış gibi davranıyorlar ve pervasızca insanların üzerine gidiyorlar. Her şeyi açıkça söylemeye karar vermiş tutuklunun üzerine yığılan engellerle karşı karşıya kalıncaya kadar insanların neden sessiz kaldığını anlayamadım. Basitçe şikayetler hapishane duvarları dışarı çıkamıyor. Tek yol, avukat ya da akrabalar aracılığıyla şikayetleri aktarmak. Kinci ve kötü niyetli yönetim elinin altındaki tüm araçları kullanıp tutuklunun şikayetlerinin bir işe yaramayacağı sadece işleri daha da kötüleştirdiğini anlamasını sağlayıncaya kadar baskı yapıyor. Kolektif ceza yöntemleri uygulanıyor: sıcak suyun olmamasından şikayet edersiniz, onlar karşılığında suyu tamamen keser.

2013 yılının Mayıs’ında, avukatım Dmitry Dinze, PC-14’teki koşullarla ilgili şikayetini savcılığa iletti. Hapishanenin Başgardiyan Yardımcısı Yarbay Kupriyanov anında kamptaki koşulları daha da çekilmez bir hale soktu. Arama üstüne arama, tanıdıklarımla ilgili disiplin raporları, kalın kıyafetlerime el koyma ve kışlık ayakkabılarıma el koyma ile ilgili tehdit. İş yerinde zor görevler vererek, yüksek kotalar ve fabrikasyon hataları ile intikam alıyorlar. Komşu birimin ileri gelenlerinden biri ki kendisi Yarbay Kupriyanov’un sağ kolu, açıkça tutukluları üretim alanında sorumlu olduğum malzemeleri sabote etmeleri için kışkırtıyor. Böylelikle kamu malına zarar vermekten beni hücre hapsine göndermek için bir bahaneleri olabilir. Ayrıca diğer tutuklulara benimle kavga çıkarmaları talimatı verdi.

Sadece sizi etkilediği sürece bir şeylere tahammül etmeniz mümkün. Ama hapishanede, kolektif ceza yöntemi başka bir şey. Bu, kaldığınız birimin hatta tüm hapishanenin sizinle beraber ceza çekmesi anlamına geliyor. En alçakça olanı da bu değer verdiğiniz insanları da içine alıyor. Arkadaşlarımdan birinin yedi yıldır üretim alanında özenle kotasının çok üstünde çalışmasının nedeni olan şartlı tahliye talebi reddedildi. Benimle beraber çay içtiği için azarlandı. Yarbay Kupriyanov aynı gün onu başka bir birime gönderdi. Başka bir yakın arkadaşım, çok kültürlü bir kadın, Adalet Bakanlığı’na ait bir belgeyi, “Islah Tesisleri ile ilgili İç Hizmet Yönetmeliği”ni okuduğu ve benimle tartıştığı için günlük olarak dayak yemesi için “düdüklü tencere”ye gönderildi. Benimle konuşan herkes için disiplin raporları hazırlandı. İnsanlar benim yüzümden acı çektiği zaman üzülüyorum. Yarbay Kupriyanov kahkahalar atarak bana “muhtemelen artık pek arkadaşın kalmamıştır!” dedi. Hepsinin Dinze’nin şikayeti yüzünden olduğunu söyledi.

Şimdi bakıyorum da kendimi bu durumum içinde bulduğum ilk zaman yani geçtiğimiz Mayıs’ta açlık grevine başlamalıydım. Ama, diğer tutuklulara yapılan korkunç baskıyı görünce hapishaneye karşı şikayetimi durdurdum.

Üç hafta önce, 30 Ağustos’ta Yarbay Kupriyanov’a vardiyamdaki tutuklulara sekiz saatlik uyku zamanı vermesini istedim. Aklımdaki, çalışma saatini on altı saatten on iki saate indirmekti. “Olur, Pazartesi’den itibaren vardiya günde 8 saat çalışacak” dedi. Arkasında bir tuzak olduğunu biliyordum çünkü fiziksel olarak artırılmış kotamızı sekiz saatte tamamlamamız imkansızdı. Sonuç olarak vardiya kotayı tutturamadı ve ceza aldı. “Eğer bu işin arkasında senin olduğunu öğrenirlerse” dedi Yarbay, “bugunleri mumla ararsın.” Kupriyanov duraksadı. “ve son olarak, sakın bir daha herkes için talepte bulunma. Kendin için talepte bulun. Hapishane kamplarında uzun yıllardan beri çalışıyorum ve ne zaman biri diğerleri için bir şey istese ofisten çıkıp doğruca hücre cezasına gider. Bunun başına gelmeyeceği ilk insansın.”

Takip eden haftalarda, yatakhane birimim ve vardiyam için her şey tahammül edilemez bir hal aldı. Gardiyanlara yakın tutuklular birimi kışkırttılar. “Bir hafta boyunca çay, yemek, banyo araları ve sigara yasak. Eğer yeni gelenlere özellikle Tolokonnikova’ya başka türlü davranmaya başlamazsanız, cezalar devam edecek. Eskiler size nasıl davrandıysa siz de onlara öyle davranın. Onlar sizi dövdü mü? Tabi ki yaptılar. Ağzınızı yırttılar mı yırttılar. Siz de onları bitirin. Bunun için cezalandırılmayacaksınız.”

Sürekli olarak kavgaya girmem için kışkırtıldım ama kendi iradesi olmayan sadece gardiyanın emirlerini yerine getiren insanlarla kavga etmenin amacı ne ki?

Mordovyalı tutuklular kendi gölgelerinden biri korkar haldeler. Tamamen yılmış durumdalar. Bir önceki gün on altı saatlik vardiya ile ilgili bir şeyler yapmam için bana yalvarırken ertesi gün yönetim burnumu sürtünce yanıma gelip konuşmaya bile korkuyorlar.

Çatışma halini çözmek için gardiyanlara bir öneri götürdüm. Kendileri tarafından yapay olarak yaratılmış ve mahkumlar tarafından uygulanan baskı halini kaldırmalarını ve çalışma saatlerini ve kotaları azaltarak yasayla uyumlu hale getirmelerini hapishanedeki kölelik vari çalışma koşullarını terk etmelerini istedim. Karşılığında, baskı daha da yoğunlaştı. Dolayısıyla, 23 Eylül itibariyle açlık grevine başladım ve yönetim, yasalara uyumlu işleyinceye ve kadınlara tekstil endüstrisinin ihtiyaçları için yasalarla idare edilen gerçek dünyadan sürgün edilmiş mallar gibi değil insan gibi davranıncaya kadar hapishanedeki kölelik vari çalışma koşulları içinde bulunmayı reddediyorum.

Yeşil Gazete için çeviren: Özlem Katısöz

Yazının özgün hali (nplusonemag.com)

(Nplusonemag, Yeşil Gazete)