YSGP Hayvan Özgürlüğü Çalışma Grubu: Hep birlikte, türcülüğe karşı mücadeleye!

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Hayvan Özgürlüğü Çalışma Grubu 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü dolayısıyla bir açıklama yaparak türcülüğe karşı çıktı ve herkesi türcülüğe karşı mücadeleye çağırdı.

Açıklama şöyle:

TÜRCÜLÜĞÜN OLMADIĞI BİR DÜNYA MÜMKÜN!

4 Ekim Hayvanları Koruma Günü olarak biliniyor. Bu özel günde “Hayvanları korumaya gerçekten de niyetimiz var mı?” sorusunu gündeme taşımamız gerektiğini düşünüyoruz. Hayvanları denek ve binek olarak kullanırken, yemek olarak etlerinden sütlerinden faydalanırken, deri ve kürk olarak üzerimize giymeye devam ederken, nasıl onları koruduğumuzu veya korumaya niyetimizin olduğunu iddia edebiliriz?

Hayvanların bu dünyada insanlar tarafından sömürülmesinin altında yatan zihniyeti, yani “Türcülük” düşüncesini sorgulamadan, bu sömürü çeşitlerine son vermemiz imkansız.

Türcülük Nedir?

İnsanın kendisini bu dünyayı paylaştığı diğer hayvanlardan üstün görmesidir. İnsan yeryüzündeki tek tür olmamasına karşın insan merkezci bir bakış açısıyla diğer türlere bir metaymış gibi davranmakta ve kendi menfaatleri doğrultusunda onları istedikleri gibi sömürmektedir. Türcülük dünyada en çok ölüme ve acıya sebep olan ayrımcılık türüdür.

Türcülüğün sonucu olarak, dünyada her yıl milyarlarca hayvan mezbahalarda öldürülüyor. Süt endüstrisinde dişi inekler insanlara daha fazla süt sağlamak için metal borularla tecavüze uğrayıp hamile bırakılıyor ve kendi yavrularını besleme hakkı elinden alınıyor. Kürk çiftliklerindeki hayvanların kötü koşullardaki esaret altında yaşamı, henüz canlı ve bilinçlilerken kürklerinin yüzülmesiyle sona erdiriliyor. Deney laboratuvarlarında her sene milyonlarca hayvan akıl almaz işkencelere maruz bırakılıyor. Doğal alanlarında tuzaklarla yakalanan pek çok hayvan sirklerde işkenceyle eğitilerek insanlara gösteri yapmaya zorlanıyor. Hayvanat bahçelerinde hayvanlar kafeslerde bir ömür esaret altında yaşıyor ve yakalandıkları psikolojik rahatsızlıklar sonucu kendilerine zarar veriyor. Yunuslar yunus parklarında daracık havuzlarda bir ömrü hapis olarak geçiriyor, fazla hareket edemedikleri için yavruları ölü doğuyor ve depresyona girip intihar ediyorlar. Tavuk çiftliklerinde tavuklar bir santimetre bile hareket edemeyecekleri kafeslerde istiflenmiş bir şekilde kendi dışkıları içinde yaşıyor, birbirlerine zarar vermemeleri için gagaları kesiliyor, erkek civcivler yan ürün sayıldığı için öğütme makinelerinde canlı canlı öğütülüyor. Evcil hayvanlar petshoplarda kafeslerde sağlıksız bir biçimde esir tutuluyor ve hediyelik eşya gibi alınıp satılıyorlar. Dünyanın her yerine beton uygarlığıyla yayılan insan, hayvanların yuvalarını yok ediyor ve onlara yaşayacak yer bırakmıyor.

Et Endüstrisinin Yol Açtığı Ekolojik Tahribatlar

Tüm bunlar sömürü çeşitlerinin sadece bir kısmı. Ayrıca türcülüğün sebep olduğu tek şey hayvan sömürüsü değil. Et endüstrisi dünyadaki kaynakları aşırı bir biçimde tüketirken, insanlara yeterli besini sunmuyor. Hayvancılıkta, hayvanlara insanların doğrudan doğruya yiyebileceği gıdalar yediriliyor. İnsanların tüketebileceği bir kilo hayvansal proteinin üretilebilmesi için danaya 21 kilo protein yedirilmesi gerekiyor. Yani, verilenin yüzde 5’inden azı geri alınabiliyor. Bitkisel besinler ete göre dönüm başına yaklaşık on kattan daha fazla protein veriyor. Zengin ülkelerde hayvan üreterek boşa harcanan gıda, gerektiği gibi dağıtılırsa, bütün dünyada açlık bir yana, yetersiz beslenme sorununu çözmeye yeter. Ayrıca et üretimi başka kaynakları da zorluyor. Besi ünitesinde yetiştirilen danalardan elde edilen bir kilogram bifteğin, 5 kilo tahıla, 20.000 litre suya, 8 litre benzine eş değer enerjiye ve 35 kilogram erozyona uğramış yüzey toprağına mal olduğu hesaplandı. Bitkisel besinler bütün bu açılardan kaynaklarımızın ve çevrenin çok daha küçük bir kısmını kullanıp bize daha fazla besin sağlıyor. Dahası, deri ve kürk endüstrisi atıklarıyla, su ve toprak gibi doğal kaynakları zehirliyor.

Yaşasın Türlerin Eşitliği!

Doğayı talan eden, insanları ve hayvanları köleleştiren kapitalizme karşı mücadele edilmesi gerektiği gibi, kapitalizmin beslediği ve bu sistemden daha eski olan türcülüğe karşı da mücadele edilmesi gerekiyor.

Biz insanların hayvanları kendi eğlencemiz için esaret altında tutmaya, onları doğal olmayan hareketleri yapmaya zorlamaya, kendimiz için çalıştırmaya, yine kendi menfaatimiz için deney laboratuvarlarında türlü türlü işkenceler yapmaya hakkımız yok. Aynı zamanda onları besin elde etmek için katletmeye ve sömürmeye de hakkımız yok, ve buna ihtiyacımız da yok. Bitkisel gıdalar insanların ihtiyaç duyduğu vitamin, protein ve mineralleri yeteri kadar sağlıyor, ve üretim esnasında daha az kaynak harcıyor. Dünya üzerinde her gün daha çok insan hayvan yemeyi, hayvansal gıdalar tüketmeyi ve hayvan sömürüsünden gelen herhangi bir şeyi kullanmayı reddederek vejetaryen ve vegan oluyor, hayvan özgürlüğü mücadelesine katılıyor.

Bir karar verip kendi hayatlarımızda değişiklik yapmak ve türcülüğe karşı mücadele etmek artık zaruridir, çünkü insanların diğer türleri sömürdüğü bir yeryüzünde barıştan ve eşitlikten söz etmek imkansızdır. Hep birlikte, türcülüğe karşı mücadeleye!

Türcülüğe karşı mücadelemiz hakkında daha ayrıntılı bilgi almak isterseniz, sizleri bu Cumartesi günü 14:00-18:00 arasında Ankara Yüksel Caddesi’nde açacağımız Hayvan Özgürlüğü standımıza ve Pazar günü 14:00-17:00 arasında YSGP Ankara İl Binası’nda düzenleyeceğimiz “Hayvan Özgürlüğü: Etik, Ekoloji, Din ve Veganlık” başlıklı yemekli sunumumuza davet ediyoruz. Elbette ki menümüzün malzemeleri hiç hayvan sömürüsü içermeyen vegan yiyeceklerden oluşmakta.

Hayvan Özgürlüğü Standımıza Davet Bağlantısı:

https://www.facebook.com/events/167239476815005/

“Hayvan Özgürlüğü: Etik, Ekoloji, Din ve Veganlık” Sunumumuza Davet Bağlantısı:

https://www.facebook.com/events/1387332621501342/

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Hayvan Özgürlüğü Çalışma Grubu

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page