Geleneksel Yağlı Güreş izlenimleri (Pehlivandan İlk Ağızdan)

6-7-8 Eylül tarihlerinde yapılan 661. Elmalı Yeşil Yayla Yağlı Güreşlerine “pehlivan” olarak katıldım ve edindiğim izlenimleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu paylaşımda bana özel sebepler yerine olaya/sisteme dair tespitlerim ve eleştirilerimi aklıma geldiğince sıralamanın daha uygun olacağını düşünüyorum. Umarım haklıyımdır.

1-      Güreşlere katılmak için en temel şart güreş lisansı. Bunu edindikten sonra bir de “kıspet” almanız veya benim yaptığım gibi bedeninize uygun bir adet bulmanız gerekiyor. Kıspet yağlı güreş pehlivanlarının giydiği deriden yapılma geleneksel bir uzun şort. Yapımı oldukça zor. Türkiye’ de yapan tek usta Çanakkale Biga’ da yaşıyor ve pek fazla çırağı olmamış. Benim gördüğüm kadarı ile hemen herkes kıspetlerini Samsun’ daki bir terziden almış. Buradaki iki terzi usta İrfan ustanın çırakları. Kıspet fiyatı 400-500 TL. Kıspet yerine “pırpıt” denilen sert kumaştan bir alternatif giysiyi 30 TL’ ye ve kasnağına deri eklenmiş bir başka pırpıt’ı 70 TL’ ye almak mümkün ancak bunlar daha ziyade minik pehlivanlar için. Üst boylarda herkesin kıspeti var.

2-      Elmalı’ da bir çadırda kaldım. WC, duş vb. imkanlar çok sınırlı idi ve hiç rahat edemedim. Konaklama imkanları da çok sınırlı idi ve konaklama tesislerinin çoğunda “boş oda yok” yazıyordu.

3-      Konu ile ilgili bilgi edinmek çok zor. İnternet asla bir çözüm veya kolaylaştırıcı değil. Telefon ve tanıdık sistemi ile ilerlemek zorundasınız. Bir güreşçi, çeşitli menajer-yardımcı ve arkadaşları olmadan ermeydanına dahi çıkamaz. Soru sorup cevap alamamak ve sürekli “iyi de şunu nasıl yapacağım?” diye sormak durumunda kalıyorsunuz. Asla bir danışma masası yok. Hatta organizasyonu düzenleyen kişi ve kurumların kimler olduğu bile muallâk.

4-      Elmalı’ da (ziyaretçi bile olsanız) WC büyük sorun. Hem yeterli değil, hem de mevcut WC’ ler kötü durumda.

5-      Pehlivanların soyunduğu ve güreş bittikten sonra yıkandığı yer mutlak surette ortalama bir ahırdan kötü durumda. Her yer beton, kırık dökük. Etrafta çöpler, atıklar, bozuk eşyalar var. Kapasitesi yetersiz. Sıcak su 4 adet çöp bidonunun altında yakılan tüp alevi ile sağlanmaya çalışılıyor. Ben şaşkınlıktan uzun süre yıkanamadım. Burası bir hayvan barınağı olsa ve Tarım bakanlığından yetkililer denetime gelseler bence hemen mühürlerlerdi. Neyse ki insan yıkanma yeri, sorun yok.

Bu kötü izlenimlere rağmen burada tespit ettiğim en ilginç şey şu: 100-200 kadar dövüşçü erkek aynı anda yıkanmaya çalışıyordu ancak tek bir kavga çıkmadı ve asla yumruklaşılmadı. Sadece ufak çaplı keyifli denebilecek bağrışmalar vardı. Belki de şiddetsiz toplumun gizli formülü buralarda bir yerde gizlidir. Ayrıca yardımlaşma ve dayanışma inanılmaz güzeldi. Organizasyon bu denli zayıf ve düşüncesizlik bu denli had safhada iken katılımcılar için tek seçenek iyi geçinip yardımlaşmak oluyor sanırım.

6-      Yerli basın neredeyse hiç yoktu oysa yabancı basından birçok kişi vardı. Ayrıca bolca sanat-spor fotoğrafçısı benim de fotoğraflarımı çekti. Bir Fransız fotoğrafçı benle küçük çaplı röportaj yaptı ve Fransızca bilen bir pehlivan ile karşılaşmayı hiç beklemiyor olduğunu söyledi. Benim dışımda bir de elektrik-elektronik mühendisi İngilizce bilen bir pehlivan vardı. Yabancı basın ve fotoğrafçılar ile en çok ikimiz samimi olduk dolayısı ile.

7-      Küçük orta küçük boyda 2. Tura kaldım ve herkesin anons ile duyduğu şekilde 125 TL yolluk hak kettim. Ancak almaya gittiğimde kayıt olurken organizasyona kayıt ücreti ödemediğim-kayıt yaptırmadığım için bu parayı vermediler. Bu büyük bir saçmalık! Çeşitli yerlere başvurup işin doğrusunu öğrenmeye çalıştık ancak tutarlı bir cevap alamadık. Böyle bir durumdan güreş öncesi asla haberdar değildik. Daha sonra diğer pehlivan yakınları ile yaptığımız görüşmelerde bazı kişilerin bu hak edilmiş paraları cebe indirdiklerini, bırakın yollukları 1. Olanların ödül paralarını “siz gidin biz banka hesabınıza yatıracağız” diyerek iç ettiklerini öğrendik. Ne diyeyim?.. Neyse demeyeyim.

Şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Genel olarak görüntü, organizasyonu yapan Elmalı Belediyesi kaynaklı (gizli) bir grubun bol bol şov yapıp her şeyin mükemmel olduğunu bangır bangır bağırması sırasında bu karmaşa ortamında er meydanına çıkabilmiş birkaç sporcunun tutku ile sevdikleri işi yapabilmek amaçlı birbirlerine kenetleniyor oluşları idi.

Ağalar, beyler ve mal-mülk sahipleri ve minik paragöz çakallar; sahada dövüşen kişiler üzerinden rant ve prestij sağlıyorlar. Organizasyon o denli rezalet ki daha yüzlerce katılımın olması mümkün iken bu asla gerçekleşemiyor. 1.000 yıl önce Romadaki gladyatör dövüşlerinin ruhu aynen burada yaşıyor ve insan kendini kölelik döneminde hissediyor. Hatta bazılarımızın aramızda konuştuğu gibi, “büyük ihtimalle 100 yıl önce organizasyon bundan kat be kat iyi idi.”

Durulmuş öfkem ile bunları yazmış olayım şimdilik ve yazıyı, cazgırın tam yanımda ünlediği şu mani ile bitireyim:

Arabistan’dan getirdik aşı, hurmayı.

Mehterler çalar davulla zurnayı

Şahin de güççüktür amma

Gökten indirir turnayı.

 

Hakan Ozan Erzincanlı

Pehlivan

09.09.2013

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page