Yazarlar

Doğa ondan rızasız aldığın her şeyin karşılığını eninde sonunda alır – Serap Kiriş

“Gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çabuk kirlenir.”

Cahit Zarifoğlu

‘’biz çocuklarımıza yaşanabilir bir doğa bırakacağız’’ diyen Boğazpınarı köyü halkının anlattıklarına kulak kesildim bu hafta gidip gördüğüm köylerinde.
Karasu üzerinde yapılacak bir HES istemiyorlar. Nedeni açık, yitirilmeyecek kadar muazzam bir doğası var. Başınızı göğüne çevirdiğiniz zaman sizi çivit mavi içine çekiyor.. Güneşten kavrulmuş kayalarının üzerinde ona inat büyüyen yaşam simgesi ağaçları ciğerlerinize kök salıyor sanki..
Binbir meyve ağaçları ve binbir tür çiçekleri etrafa kokusunu salarken sizin damarlarınıza zerk ediyor. Baş döndürücü güzellik..
Biz  ‘’şehirlilerin’’ hasretinde kaldığımız doğa güzelliği ile  beton yığınları arasında çürüttüğümüz bedenlerimiz orda yeniden ruh buluyor.O vakit belki de çok zaman kısacık haberlerde karşılaştığımız sorunlardan birine dikkat kesiliyoruz.

HES’ler.
Oturup hal hatır edince köy halkı ile anlatıyorlar meramlarını. HESlerle birlikte köylerinin nasıl bir değişime uğrayacak olmalarından haberdarlar. Çünkü onlar ateşin içindeler. Çünkü bağları, bostanlıkları, hayvanları kendi yaşamları oradaki coğrafya ile şekilleniyor. Gelecek olan HES ile salt doğası değil yaşamları da altüst olacak. Çok iyi farkındalar bunun.

Bir ‘’şehirliye’’ abartı gelecek derecede de kaygılılar.. Haksız da sayılmazlar.
Düşünün hele.. HES geldi, binlerce ağaç kesilecek.. Yapılacak baraj ile doğanın cömertçe sunduğu bolluğu bereketi alıp bir yere sıkıştıracaklar.  Bu kaynaklarla beslenen alanlar, hayvanlar,değişecek olan  iklimle birlikte yeniden şekillenecek insan yaşamları ise kimsenin gözünde değil..Herkes muasır medeniyet seviyesine diktikleri ‘’ucubelerle’’ yükselecekleri yanılgısında.

Herkes  ‘’oh ne güzel artsın HESler, yurtdışına bağımlılığımız kalmasın’’ çığırtkanlığında. Mesele sadece elektriğin elde edilmesi olsa.. Kurulan bu yapılarla birlikte yetiştirdiğin ürünün mevcudiyeti değişecek.Doğanın sana bahşettiği cömertlik birilerinin tekelinde olacak.Bütün bir yıl canhıraş çalışıp didindiğin, çocuğundan yeğ tuttuğun mahsülün-toprağın bu sistemin içinde değişecek. Sofrandaki ekmeğin tadı daha da acılaşacak.

A canım kardeşim, sana anlatmadılar mı ilkokulda doğanın ne denli özel bir canlı olduğunu, kırılgan olduğunu.. Bindiğin dalı kestiğinin nasıl farkında olmazsın?
Elbette olmazsın- çünkü öyle yabancılaştırmış ki maddiyatla örülü yaşamlarımız seni aslında ait olduğun doğana.
Her şeyin en iyisini hak edenin sadece sen olduğuna öyle inandırmışlar ki seni..
öyle büyük bir bencilliğe itmişler ki seni, yitirdiğin doğanın gittikten sonra dönüşünün asla olamayacağını düşünmene bile fırsat vermemişler.
Büyükbabam bana ‘’Doğa ondan rızasız aldığın her şeyin karşılığını eninde sonunda senden alır-senden alamaz ise torunlarına kadar bekler. Ama ne yapar eder alır.’’ derdi..

Boğazpınarı halkı bir kere düştükleri yanılgının acısını fark edip toparlanmaya başlamış. Yedikleri acı ekmeğin tadıyla farkındalar aslında nasıl HESlerin bir verip bin aldığının.
Ve onlar çocuklarını düşünüyorlar. Çocuklarından daha önemsedikleri topraklarını…
Her birinin yaşam hikayelerini yazdıkları o küçücük köyde, köylerine sığmayacak büyüklükte ve güzellikteki doğal güzelliklerini yitirmek istemiyorlar.
Dertleri ne para ne de sözüm ona medeniyetin temsili sayılan şeylerde.
Onlar artık doğanın insan ömrü kadar kıymetli olduğunun, onun hükümranlığındansa onunla aynı özü taşıdıklarının farkında.
Çünkü yitirdikleri her bir doğallığın onları köklerinden, insanlığın var oluş sebebinden,paylaşmaktan alıkoyduğunu görmüş.Birilerinin daha çok kazanıp onların yaşamlarından parçalarını çaldığını anlamış.
Çalınanın ise bir kez daha yerine koyulamayacak kadar kıymetli olduğunu…

Sahi ne vakit bunca kararttık, kirlettik ellerimizi, inançlarımızı, yüreklerimizi nasıl yabancılaştık değerlerimize bilmiyorum.

Her şey o denli hızlı gelişiyor ki yeryüzünde, edindiklerimize bakmaktan, onların şaşasına kapılmaktan yitirdiklerimizi göremez olduk.
Karasu üzerindeki bir tahta parçasının savruluşu gibi savrulduk bir yana ve uzaklaştık diğer bir parçamızdan.. .
Asıl yurdumuzdan.
Doğamızdan..
Köklerimizden..

Fotoğraflar : Rıfat Gürbüz, Serap Kiriş ve Mutlu Kader

 

 

Serap Kiriş

Kategori: Yazarlar