Yazarlar

“Çılgın Projeler” durursa ekonomi çöker mi?

Yard. Doç. Dr. Ahmet Atıl Aşıcı

Çok çeşitli mihvallerde hızla yayılan bir şehir efsanesi var: “Çlıgın Projeler durursa ekonomi çöker, ya da bu projelere hayır diyenler yabancıların (özellikle Almanya’nın ne hikmetse!) oyununa geliyor”.

Bu eleştirileri yapanların neye dayanarak bu tür yargılara vardıklarını anlamak güç. Altta özetlemeye çalışacağım dünya ve Türkiye için yapılan çalışmalar, ekonomik büyümeden ve istihdamdan vazgeçmeden doğanın sınırlarına saygılı bir yaşam kurabileceğimizi gösteriyor. Yani, ekonomik sistemin yeşil ilkeler temelinde dönüştürülmesiyle kişi başına düşen gelir artarken, işsizlik oranları düşürülebilir, ülkenin biyolojik kapasitesi artırılıp kirlilik azaltılabilir.

Önceki yazımda günümüzün “salt ekonomi büyüsün de gerisi ne olursa olsun” ruhlu ekonomi politikalarının ülkeyi getirdiği noktayı işaret etmiştim. Hatırlarsak, son yıllardaki hızlı gelir artışına bağlı artan tüketim ekolojik ayak izimizi kişi başı 2.55 hektara çıkarırken, ülkenin varolan biyokapasitesi kişi başı 1.31 hektara düşmüş. Ekonomi tıkırında giderken, doğal kaynaklarımızı hızla tüketmeye, ülkenin tarımsal üretimi talebin gerisinde kaldığından yurtdışından ürün ve daha acısı biyokapasite ithal etmeye başlamışız. Gıda güvenliğini kendi eliyle tehlikeye atan Türkiye’de Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün Sudan’da kiraladığı 5 milyon dönüm arazi de yetmemiş olacak ki, başka Afrika ülkelerinden toprak bakılmaya devam etmekte (Radikal, 8 Şubat 2013).

Varolan sistem altında ya da değil ekonomik büyümeye temelden karşı olanları bir kenara koyarsak (ki bu da tartışılmalıdır ama bu yazının konusu değil) kimse ekonominin daralmasını, insanların işsiz kalmasını istemiyor. Biraz daha ileri gidelim ve komplo teorisyenlerinin itibarsızlaştırmak amacıyla tartışmayı misal, 3. Havalimanı-Frankfurt Havalimanı çekişmesine bağlamaya çalışmaları konusuna gelelim. Bu “akıl” yürütmesiyle, yeni pist yapımına karşı çıkıp mahkemede iptal ettiren Londralılar , ya da gece saat 11 ile sabah 05 arasında uçak iniş ve kalkışlarını yasaklatan Frankfurtlularda Türkiye ajanı demektir. Hangi yabancı parmaktan bahsediyoruz, biraz daha seçici olmakta, her İngiliz’i her Alman’ı aynı kefeye koymamakta fayda var!!! Neyse, geçelim.

Şimdi, ciddi ekonomik modellere dayanarak yapılan çalışmaların sonuçlarına bakalım.

Yeşil Dönüşüm’le daha çok gelir, daha çok istihdam ve doğayla barışık bir yaşam mümkün!

2008 Krizi inşaat, demir-çelik, çimento, otomotiv, fosil enerji gibi kirleten endüstrileri dönüştürmek için çok iyi bir fırsattı. Kimi ülkeler bunu bir ölçüde  başarabildi, içlerinde Türkiye’nin de olduğu kimi ülkelerse “dik durup” bildiği yoldan sapmadı!İlk gruptaki ülkeler krizden görece daha hızlı çıkmakla kalmadı, Çevresel Performans Endeksi’ndeki sıralamada daha üstlere tırmandı. Hatırlatalım, geçenlerde yayınlanan 2012 yılına ait sıralamada Türkiye 132 ülke arasında 109. sırada yeralabildi (Radikal 2, 23 Haziran 2013).

Yeşil Dönüşüm daha çok iş, daha az işsizlik demektir. OECD’nin 2011 yılında yayınladığı rapor yeşil dönüşümün ekonomik etkilerini araştıran çalışmaları özetliyor. İlginç sonuçlardan bazıları şöyle:

  1. ABD 2020 yılına kadar enerji tüketiminde yenilenebilir enerji payını %20’ye çıkaracak yatırımlar yapması halinde  200 binden fazla kişiye istihdam sağlayabilir. Buna karşın Fosil yakıtlara dayalı yatırımların sağlayabileceği iş sayısı 90 binden az olarak bulunmuş.
  2. Yine ABD’de temiz enerjiye sağlanacak 90 milyar dolarlık kaynağın 2012 sonunda 720 bin işi koruyacağı ya da yaratacağı hesaplanmış.
  3. Güney Kore’nin 50 trilyon KRW’lik yatırımla yeşil sektörlerde 2009-2012 döneminde 960 bin kişiye iş olanağı sağlayacağı bulunmuş.
  4. AB’nin 2020’de %20 yenilenebilir enerji hedefinin 1.4 milyon kişiye iş sağlayacağı hesaplanmış.

Şehir efsanelerinden beslenen bir diğer görüş de “ABD, AB ülkeleri zengin ve kaynakları var, biz ise gelişme aşamasındayız, hele biz de o düzeye gelelim bakarız” şeklinde sık sık karşımıza çıkmakta. Oysa kazın ayağı öyle değil. Çin, halen kişi başına gelir bakımından Türkiye’nin gerisinde, yani Türkiye Çin’e göre daha gelişmiş bir ekonomi. Ne hikmetse Çin’in 2011-2015 dönemini kapsayan 12. 5 Yıllık Plan’ı daha yeşil bir ekonomiye geçişin manifestosu olarak kaleme alınmış. Buna göre birim gelir üretiminde havaya salınan CO2 miktarını 2015’e kadar %17; NOx ve amonyum nitrojen salınımını %10 düşürmeyi planlamış. Çin 2008 itibariyle yenilenebilir enerji yatırımlarında dünya birincisi. Ve açıkladıkları 586 milyar dolarlık destek paketinin %40’ı yeşil yatırımlara ayrılmış durumda.

Türkiye üzerine önemli bir çalışma ya da bir şehir efsanesinin çöküşü

Şimdi, çok önemli bulduğum Erinç Yeldan, Aziz Bouzaher ve Şebnem Şahin tarafından 2012 yılında yapılmış bir çalışmanın sonuçlarından bahsetmek istiyorum. Çalışmanın başlığı “Türkiye Ekonomisini Yeşillendirmek: Sürdürülebilir Büyüme için Çevre Politikalarının Genel Denge Araşırması” şeklinde tercüme edilebilir. Önemi, Türkiye’de bu konuda yapılmış kapsamlı ilk ciddi çalışma olması. Araştırmacılar, mevcut politikalar 2030 yılına kadar devam ettirildiğinde Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), istihdam ve çevre kirliliğinin ulaşacağı düzeyleri, birtakım alternatif yeşil politika araçlarıyla müdahale edilseydi ulaşacağı düzeylerle kıyaslıyor. Mevcut politikaların sürdürülmesi demek, yıllık ortalama %5-5.5 oranında büyüme demek ki bu oldukça iyimser bir rakam, bu büyüme sağlanırken cari açık ve bütçe açığının belirli düzeyleri geçmeyeceği de modele kısıt olarak yerleştirilmiş.

Mevcut ekonomi politikaları sürdürülürse (yani doğa için herhangi bir düzenleme yapılmadan) 2011- 2030 döneminde nereden nereye geleceğimiz aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Buna Temel Senaryo diyeceğiz.

 

GSYH İstihdam (milyon kişi) Kirlilik (milyon ton)
2011 2030 2011 2030 2011 2030
774 milyar dolar 3 trilyon dolar 24.1 25.9 Katı Atık: 38.5 

PM10: 1596

CO2ed: 344.7

Katı Atık: 129 

PM10: 4045.5 CO2ed: 983.7

Kaynak: Yeldanvd. (2012) ve TÜİK.

 

Yeldan vd. (2012) bundan sonra çeşitli çevresel politikalar uygulansaydı, 2030’da GSYH, istihdam ve kirlilik, yukardaki Temel Senaryo’ya göre ne düzeyde olurduyu hesaplamış. Sonuçlar aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

 

Senaryolar Ne tür politikalar? Mevcut politikalarla 2030’daki GSYIH’ya Oranı Mevcut politikalarla 2030’daki İstihdama Oranı Kirlilik Azalımı (%)
Senaryo 1 CO2 salınımına vergi koy 0.926 CO2ed: 9.1
Senaryo 2 Senaryo 1+ Sanayi atıklarını vergilendir; PM10 azalımı ile beraber gelen verimlilik artışını hesaba kat; 0.886 0.80 PM10:35 

Katı Atık (sanayi): 60

Senaryo 3 Senaryo 2 + yeşil vergi gelirleri ile yeşil iş yarat 0.928 0.92 Katı Atık: 97 

PM10: 32.1

CO2ed: 27

Senaryo 4 Senaryo 3 + istihdam vergilerini düşür 1.016 1.236 Katı Atık: 97 

PM10: 26

CO2ed: 19.8

Senaryo 5 Sürdürülebilir tarım ile dönüştür: su kulanım etkinliğini artır + mera yönetimini geliştir + korumacı tarımı genişlet 1.036 1.018

Kaynak: Yeldanvd. (2012)

 

Yeldan vd. ilk olarak hükümetin CO2 salınımlarına vergi koyması durumunda ne olurdu diye soruyor (Seanryo 1). Temel Senaryo’ya oranla GSYH’nın 2030 yılında %7.4 daha düşük olacağı görülüyor, ancak CO2 salınımlarının %9.1 oranında azalacağı öngörülüyor. İkinci senaryoda CO2’nin yanında kimi sanayi atıklarının da vergilendirilmesinin etkileri incelenmiş, kirlilik büyük oranda düşerken GSYH ve istihdam mevcut politikalar izlenseydi ulaşılacak düzeylerin yine gerisinde kalmış.

Şimdi Senaryo 4’e bakalım. Burada hükümetin CO2, sanayi atıklarını vergilendirdiğini, vergi gelirleriyle yeşil işler yarattığını ve emek piyasasında istihdam vergilerini düşürdüğünü varsayıyoruz. Ve beklenen sonuç karşımıza çıkıyor. Temel Senaryo’ya oranla 2030 yılında GSYH %1.6, istihdam edilebilecek kişi sayısı %23.6 daha fazla çıkıyor. Bunun yanında CO2 salınımları 2030’da ulaşacakları değerden %19.8, Katı Atık %97, havadaki partikül miktarı (PM10) da%26 daha düşük olacağı bulunmuş.

Yeldan vd. Senaryo 5’te yüzlerini kırsal ekonomiye çevirip, belirtilen politikalar izlendiğinde Temel Senryo’ya göre ne durumda olacağımızı araştırmışlar. Buldukları sonuç yine umut verici. Temel Senaryo uygulansaydı ulaşılacak GSYH’dan %3.6 daha yüksek bir GSYH ve %1.8 daha fazla istihdam sağlanacağını göstermişler.

Bu çalışma (Senaryo 4 ve 5) gösteriyor ki, çevreyi katletmeden büyüme ve istihdam sağlamak mümkün. Bu çok yaygın bir şehir efsanesinin çöküşü demek. Dediğim gibi, bu sayılar, benzerleri devletin diğer kurumlarında kullanılan, ciddi ekonomik modellerin çalıştırılmasıyla elde edilmiş sayılardır. Bir yanlışlık eksiklik varsa, bu kusur o çalışmalar (2023 Vizyonu’nda açıklanan hedefler gibi) için de geçerlidir.

Senaryo 6

Yeldan vd. haklı olarak yeşil dönüşümü çok kısıtlı bir çerçevede ele almışlardır. Zira, ekonomik genel denge modeli kullandıklarından ancak sayıya dökülebilecek (vergi oranı, etkinlik düzeyinin artırılması) politikaları çalışmalarında kullanabilmişlerdir. Oysa, hükümetin elinde çok daha geniş bir politika yelpazesi vardır. Termik ve nükleer santral inşaatlarını durdurup rüzgar ve güneş enerjisi yatırımlarına teşvik vermek, binaların ısı yalıtımlarını sübvanse etmek, ormanları yokedecek köprü ve havaalanı inşaatlarından vazgeçip geleneksel tarımı desteklemek ve daha birçok yeşil dönüşüm politikası bulunmaktadır. Bunların uygulanması halinde ekonomik büyümeden ve istihdamdan fedakarlık etmeden daha yaşanılabilir bir ülkeye kavuşmak mümkün.

Özetle

Ormanları, denizleri, gölleri, akarsuları, parkları kısaca tüm ülkeyi koca bir şantiyeye çeviren, yaptıkları rezidansları dükkanları satamayınca Mütekabiliyet Yasası’nı hızla geçirip paralarını nerede değerlendireceğini şaşırmış yabancılara emlak satışının önünün açan, inşaatlar için ülkeyi demir-çelik ve çimento gibi oldukça kirletici sanayilere boğan, sonra bu sektörlerin aşırı enerji ihtiyacını bahane gösterip “enerji açığımız var” diyerek İskenderun Körfezi’ndeki 100 km’lik sahil şeridine 7 tane termik santral, Karadeniz’in derelerine 2000 küçük HES inşa edenlere ve buna ekonomi büyüsün, istihdam artsın diye ses çıkarmayanlara karşı Yeşil Dönüşüm politikalarını savunmamız gerekiyor. Doğa için, yaşam için ve adalet için…

 

 

Ahmet Atıl Aşıcı

 

Kategori: Yazarlar