Dünya sellerle boğuşuyor, Neden mi? / Belkıs Gökbulut

Hindistan’da beklenmedik yağışlar nedeniyle en az 575 kişi hayatını kaybetti. İklim literatüründe günde 150 mm den fazla yağış oluştuğunda bu artık “aşırı yağış” olarak adlandırılmaya başlar. Hindistan’ın Kuzeybatısında günde 360 mm’ye ulaşan rekor yağışlar oluştu. Ulusal Atmosferik Araştırma Laboratuvarının yaptığı bir çalışma 1951-2004 yılları arasında Hindistan’da yağış miktarının her on yılda %14,5 arttığını gösteriyor, aynı süre içinde Hint Okyanusu’nun yüzey sıcaklığına baktığımızda da sürekli bir artış trendi görüyoruz.

Buzulların erimesi ve artan deniz seviyesiyle birlikte nehirlerin taşması artık daha sık görülüyor . Bu ay Tuna ve Elbe nehirlerinin rekor yüksekliklere çıkmasıyla binlerce Avrupalı da sellere maruz kaldı. Almanya, Çek Cumhuriyeti, Avusturya, Slovakya ve Macaristan’da ciddi kayıplar yaşandı. Onlarca kişi hayatını kaybetti ve binlercesi yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kaldı. Avrupa Çevre Dairesi, iklim değişikliğinin etkisi ile birlikte Avrupa’da yaşanacak sellerin daha çok artacağı konusunda uyarıda bulundu. Kanada’ da yaşanan sellerden dolayı can kayıpları yaşandı, 75 binden fazla kişi tahliye edildi. Pek çok eyalette olağan üstü hal ilan edildi. Alberta Eyaleti’ndeki Calgary şehrinin belediye başkanı, Bow Nehrinin akış hızının ve yüksekliğinin şu ana kadar bu seviyelerde görülmediğini vurguladı.

Peki küresel iklim değişikliği ve artan yağışlar arasındaki ilişki ne? 20. ve 21. yüzyıldaki yağış yoğunluğundaki artış ve sıcaklık artışına beraber baktığımızda; sıcaklığın her 1°C artışında yağış miktarının da ortalama olarak %5.9 ila %7.7 arasında arttığını görüyoruz. Bunun sebebi ise; atmosferdeki su buharı tutma kapasitesinin her 1 derecede %7 artmasıdır. Ancak, bu değişimler dünyanın farklı bölgelerinin kendine has iklim karakteristiklerinden dolayı farklı oluşur. Örneğin, yağış miktarındaki en fazla artış tropikal kuşakta oluşurken; en küçük değişim, çöllerin bulunduğu kurak orta enlemlerde meydana geliyor. Kuzey kutup dairesi gibi yüksek enlemlerde ise değişimler ortalama civarında oluşuyor. Bu nedenle Dünya’nın bazı bölgelerinde kuraklıklar artarken, diğer bölgelerinde seller yaşanabiliyor.

Sera gazı salımlarına mevcut şekilde devam ettiğimizde içinde bulunduğumuz yüzyılın sonlarına doğru küresel sıcaklığın 3-5°C artış göstereceği bilimin kabul ettiği bir gerçek artık. Bu da bize yağış miktarında ortalama %35 artış olarak geri dönecektir. Şu anki kapasitemizle dünyanın farklı pek çok bölgesinde oluşan sellerden dolayı yüzlerce insanın yok olduğunu, çevresel zararın geri dönülmez boyutlarda olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda çok daha büyük çapta zararları nasıl karşılayabileceğimizi ve milyonlarca insanın yok oluşunu nasıl önleyebileceğimizi düşünmeliyiz artık.

Buzulların erimesi ve deniz seviyesinin yükselmesinin yanı sıra dünyanın her yerinde sürekli olarak ormanların yok edilmesi, kentleşmenin artmasını da artan sellerin sebepleri olarak düşünebiliriz. Dünyanın çeşitli bölgelerinde artan yağışların tümünü iklim değişikliğine atfedemeyiz. Ancak ekstrem olayların artış trendi ve şiddeti bizi bir şeyleri yanlış yaptığımız ve gelecekte daha büyük iklim felaketleri yaşayabileceğimiz konusunda uyarıyor. Bilim çevreleri ve çeşitli kuruluşlar artacak iklim felaketlerine tedbirler alınması konusunda sürekli olarak çağrıda bulunuyor. Stockholm Çevre Enstitüsü Avrupa’da sel riskinin azaltılması için çeşitli stratejiler belirlenmesi ve risk haritalandırması yapılması gerektiğini bildirdi. Deniz seviyesinin altında bulunan ülkelerde panik içinde adaptasyon çalışmaları yapılıyor. İçinde bulunduğumuz yüzyılın sonlarına doğru dünyanın bir kısmının sular altında kalma tehlikesine karşı göç stratejileri belirleniyor.

Yaşanan seller iklim değişikliğinin sebep olduğu felaketlerin her geçen gün başka bir boyut kazandığının habercisiydi. İklim değişikliğini artık geleceğin sorunu olarak göremeyiz, şu anda var ve Dünya’nın her yerinde farklı felaketlerle kendini gösteriyor. Mevcut durumda alınmayan tedbirler gelecekte telafisi olmayan kayıplar olarak bize geri dönecektir. Ne kadar çabuk önlemler almaya başlarsak, insanlık ve gezegenimiz o kadar az zarar görecektir..

 

Belkıs Gökbulut

Boğaziçi Üniversitesi
İklim Değişikliği Çalışma Grubu