Bu esnada İzmir’de…

Gezi Parkı ile başlayıp yurt sathına yayılan olayların İzmir ayağı hakkında özet bir bilgilendirme yapıp biraz da görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Olaylar İzmir’e sıçradığından beri elimden geldiğince olay yerinde olmaya çalışıyorum. İzmir’de Gündoğdu meydanı parti, sendika ve diğer hareketlerin kortejlerinin yürüyerek vardığı, çoğunluğunu ise gençlerin oluşturduğu kalabalığın neredeyse tüm gün işgal ettiği mekandır. Bu meydanda cuma gününden itibaren protestolar devam etmekte. Özellikle cumartesi günü İzmir için yüksek sayıda katılımcı ile çok canlı bir ortam vardı. İzmir’deki neredeyse tüm kitlesel olaylarda olduğu gibi bolca Atatürk posteri, bayrak, onuncu yıl marşı vb. vardı.

Günler ve saatler ilerledikçe eylemciler sadece gençlerden oluşur hale geldi. Yaş ortalaması bu akşam (04.06.2013) itibariyle 20-25 civarıdır diye tahmin ediyorum. Bu gençlerin büyük çoğunluğu daha önce hiç politize olmamışlar. Politik yaşamın içinde olmayı bırakın, politika ile hiç bir şekil ilgilenmemişler. Mitinge bile gitmeden, imza kampanyalarına bile katılmadan kendilerini barikat kurup, polisle çatışırken bulan genç bir kitleden bahsediyorum. Bu gençlerin bilinçli hayatları tamamen AKP iktidarı esnasında yaşandı. Bildikleri ve haklı öfkelerini yönelttikleri tek odak da Erdoğan. Dertleri AKP iktidarı ya da “sistem” değil. Sadece Erdoğan’a nefret kusan bir eylemlilik oluşturmuş durumdalar.

Bu kadar genellemecilikten sonra haklarını vermem gereken bazı noktalar da var:

  • Bu gençler ne yapıyorlarsa eğlenerek yapmayı seviyorlar. Somurtkan devrimcilikten de salya saçarak kendinden geçen milliyetçilikten de eser yok.
  • Yasak meyveye uzanmanın hazzı ile hareket ediyorlar. Evet sloganları ezbere atıyor olabilirler. Fakat meydanda klasik Kemalist, ulusalcı, vb. güdülerle değil, isyanın hazzı ile bulunuyorlar.
  • Mizahı seviyorlar ve kullanıyorlar. (Bol küfürlü haliyle)

 

Sıklıkla atılan bazı sloganlar şunlar:

  • Her yer Taksim, her yer direniş
  • O….. Çocuğu Tayyip Erdoğan
  • Mustafa Kemal’in askerleriyiz
  • Zıpla, zıpla! Zıplamayan Tayyip
  • Hükümet istifa

Açık ve net bir şekilde eylemciler iki grup halinde davranıyor. Esas kalabalığı oluşturan grup Gündoğdu meydanı ve çevresinde takılıyor ve slogan atıyor. Polis yaklaşırsa ya kaçıyor, ya da heyecan içerisinde çatışmaları (oldukça uzaktan) izliyor. Diğer  grup ise polisin tuttuğu dört yol ağızlarına yaklaşarak polisi taciz ediyor. Polis kimi zaman su sıkıyor, kimi zaman gaz atıyor. Bu ikinci grubu oluşturan gençler de taş atarak karşılık veriyorlar ya da çevredeki cisimlere zarar veriyorlar.

İlk grup genellikle orta sınıf, üniversite öğrencisi ya da mezunu kadın ve erkeklerden oluşurken, ikinci grup ise taraftar gruplarından ve zincirlerinden başka kaybedecek pek bir şeyi olmayan varoş gençlerinden oluşuyor. İlk grubun orada bulunmasının nedeni birikmiş öfkeleri olduğu kadar direnişin”cool” oluşu da. (İzmir’in en güzel genç insanları her akşam Gündoğdu meydanındalar.) İkinci grubun orada bulunuş sebepleri ilk grupla çok benzer fakat eylemlilik şekilleri çok daha şiddet içerikli.

Alsancak çevresinde daha soğukkanlı ve deneyimli eylemciler diğerlerini yalnız kalmamaları, şiddet uygulamamaları için uyarıp duruyor. Fakat bir kısım eylemci de polisle hiç ilgisi olmayan yerlerde çöp bidonlarını ateşe verip, sub-woofer destekli olarak (meşrebine göre) ciao bella ya da mehter marşı dinleyebiliyor. Anarşi ilginç bir şey.

Bir de Alsancak dışındaki eylemler var. Karşıyaka çarşı dışında geniş katılımlı bir eylem olduğunu duymadık. Genellikle korna çalarak destek belirten arabaları durdurup, etrafında tava çalarak bir müddet eğlendikten sonra o arabanın ilerlemesine izin verip, bir sonraki arabayı zaptetmeye dayanan bir eylemce şekli yaygın kabul görmüş durumda.

Polis ile doğrudan herhangi bir diyaloga girmedim. Gaz yedik, kovalandık ama İstiklal caddesinde ya da Beşiktaş civarında yaşananlara kıyasla daha uysal bir polisimiz var denebilir… Belirli sınırlar dahilinde.

Oldukça enteresan bir şekilde polis her gün kendince bazı coğrafi ve zamansal sınırlar çekiyor. Örneğin bir gün Lozan meydanına konuşlanırken, başka bir gün Gazi ilkokuluna kadar geliyor. Bir kaç hadise dışında gündüz saatlerinde polis Gündoğdu’yu oldukça rahat bırakıyor. Hatta ortalıkta hiç gözükmüyorlar. Fakat polisin çizdiği sınırı geçmeye çalışanların İstanbul özlemini gideriliveriyor. Gaz, su, cop ve hatta para-militer çakallarla birlikte eylemcilere saldırıyorlar. Pek çok yaralı ve tutuklu var. Ancak neredeyse hiç bir organizasyon var olmadığı için sayılar tahminlerden ibaret.

Gece yarısından sonra rastgele bir saatte polisler sabit mevzilerinden dağılıp ara sokaklarda ava başlıyor ve zaman zaman Gündoğdu’ya dahi giriyor. Saat gece yarısına yaklaştığında pek çok eylemci toplu taşım araçları ile evlerine dönmüş oluyor. Azalan sayıları ile meydanı boş bırakmayanlara kolay lokma gözüyle bakan polis hareketlenmeye başlıyor. İşte esas barbarlık tam o saatlerde yaşanıyor. Onlarca polisin ortalarına alıp hunharca dövdüğü eylemcilerden, TOMA’lar ile denize fırlatılanlara kadar çeşit çeşit zalimlik vuku buluyor.

Polis bu zalimlikleri meydanda, ana kalabalığın içindekilere yapamıyor. Bu nedenle İzmir’deki eylemcilere sorsanız, pek çoğu meydandan ayrılmadığı için bir tane bile tatsız olay görmemiştir. (Eğer yarın sabah geldiğimizde meydanı polis işgalinde bulmayacaksak  neden burada nöbet tutuyoruz diye insan kendine soruyor.)

03-06-2013 / 23:56 itibariyle Cumhuriyet Bulvarında bir barikat (Gündoğdu'ya 500m)

22:00 civarında Fuarın Lozan kapısının yanmakta olduğunu gördüm ve hiç bir anlam veremedim çünkü orada polis bile yoktu. 01:10  itibariyle eylemciler bir kaç yol üzerinde önceki günlerden çok daha ciddi barikatlar kurmuş olarak bekliyorlardı. Arabayla evime dönerken Çankaya üzerinden Basmane meydanına geçtim. 100 kadar polis oturmuş bekliyordu.  Kahramanlar yolu ise bomboştu. Karşıyaka çarşıdan geçerken arabamın üzeri coşkulu İzmirliler tarafından 30 saniye boyunca dev bir Türk bayrağı ile örtüldü. Ben de tam o anda İzmir’deki eylemlerin bir amacının olup olmadığına dair kuşku duymaya başladım.