EkolojiManşet

[Özel Haber] Mut’ta çevre katili santrallere karşı panel

Mersin geneline yayıılan santral çılgınlığının bölge habitatına vereceği geri dönüşü mümkün olmayan yıkıma ait tüm veriler Mut Ziraat Odası Toplantı Salonu’nda 21 Nisan Pazar akşamı gerçekleşen, “Santrallerin Mut iklimine olumsuz etkileri” panelinde masaya yatırıldı.

Panele İstanbul’dan katılan Yıldız Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Beyza Üstün, Mersin’in Akkuyu Nükleer santral projesi ile tanındığını, nükleerin nelere yol açtığının Çernobil ve Fukuşima kazalarından sonra tartışmaya bile gerek durulmayacak şekilde açığa çıkmış olduğunu söyledi.

Nükleer tehlikenin bu şekilde belirgin olmasından sonra Mersin çevresinde nükleer santral dışında kurulması planlanan HES’lerin, Termik Santrallerin bölgeyi ne hale getireceği hakkında bilgileri paylaşmak üzere panele katıldığını belirten Üstün, tüm bu yıkım sürecinin aslen 1992 yılında iki uluslararası kongre ile başlatıldığını vurguladı.

Rio ve Dublin’de gerçekleşen bu iki kongrede uluslarası güçlerin iki temel karar aldığını aktaran Beyza Üstün, bu kararlardan ilkinin sürdürülebilir kalkınmanın temel değer alınması, diğerinin ise suyun piyasa üzerinden fiyatlandırılması kararı olduğunu söyledi.

Özelde Türkiye’de genelde ise tüm gezegende yaşadığımız bu çevre yıkımının arkasında bu iki kararın olduğunu belirten Üstün, Türkiye’de de önce su kirli söylemi ile insanların pet şişe içerisinde su tüketmeye alıştırıldığını, sonrasında da kademe kademe çevreyi tahribata götüren projelerle bugünkü duruma gelindiğini ifade etti.

Bugüne gelindiğinde artık Ergene Nehri’nin kirli olduğunu kabullenmiş durumda olduğumuzu, Rusya’da pamuk üretmek için çekilen yeraltı suları nedeniye dünyanın en büyük gölü Aral’ın tamamen kuruduğunu, Konya ovasında çekilen yer altı suları sonucu bölge bölge obruklanmalarını başladığını ifade etti.

Mut Ziraat Odası Toplantı Salonu'ndaki panele katılım yoğundu

92’deki kongrelerin ardından 1996’da Dünya Su Konseyi’nin kurulduğunu, kuruluş sırasında her 3 yılda bir toplanma kararı alan konseyin 2009’un ardından bir kez daha İstanbul’da peşpeşe iki kongre gerçekleştirmesinin manidar olduğunu belirtti.

Türkiye üzerinde her nehrin pek çok kolu üzerinde HES projeleri olduğunu aktaran Beyza Üstün, şu anda her türlü mücadele yolunun kapandığını, mahkemelerin, yasaların, tüm mücadele yollarının ellerinden alındığını sadece bölge halkının mücadele direncinin devam ettiğini söyledi ve tüm bu yatırımlarda amacın enerji değil sermaye biriktirmek olduğunu sözlerine ekledi.

Mersin Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Seyfettin Atar

Panelde ilk konuşmayı yapan Mersin Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Seyfettin Atar, en iyi enerji kaynağının enerjiyi verimli kullanmaktan geçtiğini belirterek başladığı konuşmasında 2011 yılında Türkiye’nin ürettiği toplam enerjinin 52.000 megawatt, 2012 yılında 57.000 megawatt olduğunu belirtti. 2012 yılında harcanan enerji miktarının ise 39.000 megawatt olduğunu ifade eden Atar, enerji ihtiyacı iddiasının gerçek dışı olduğunu sözlerine ekledi.

Panelde Akkuyu Nükleer Santrali konusundaki son gelişmelere katılımcılarak aktaran Mersin NKP (Nükleer Karşıtı Platform) sözcüsü Sabahat Aslan, konuşmasına başlamadan önce Kazım Koyuncu’nun anısına hazırlandığını ifade ettiği ve Koyuncu’nun “Dido” parçasının ezgisi eşliğinde bir slayt gösterdi. Nükleer Santral kazaları Çernobil ve Fukuşima örneklerinin istatiksel olarak aktarıldığı slayt gösteriminden sonra Akkuyu’ya değinen Aslan, dünyada ilk kez başka bir ülkeye kendi toprakalrında nükleer santral yapılması için toprak hibe eden ülke konumuna gelen Türkiye’nin bunun karşılığında Bakü-Ceyhan Boru Hattı inşaatını aldığını ileri sürdü.

Boğazpınar köylüleri HES karşıtı mücadelesini sürdürüyor

Panelde son konuşma için kürsüye gelen sınıf öğretmeni Ahmet Öztürk, kendi köylerindeki deneyim üzerinden Mutlulara HES yapımı öncesi, sırası ve sonrasında neler yaşayacakları hakkında ipuçları verdi.

Mut’a Tarsus’tan geldiğini ifade eden Öztürk, Kadıncık Vadisi üzerinde kurulu kendi köyü Boğazpınar’da 2009’dan beri Hes belası ile uğraştıklarını, köylüyü ikna etmek için Hesçi şirketin gençlere sigortalı iş vaadettiğini ve köydeki yaşamlarına en ufak bir zarar gelmeyeceğini söylediklerini belirtti.

2010 yılında ilk Hes inşaatı bitip faaliyete geçtikten sonra ise bölgede yüzyıllardır yetişen tarım ürünlerinin artık üretilemediğini, suyun kalmadığını, karasal iklimde yetişen ürünlerin yok olduğunu aktaran Ahmet Öztürk, köylüler ile birlikte Hes’e karşı başlattıkları mücadele hakkında da paneli izleyenlere bilgi verdi.

Boğazpınar HES Karşıtı Platformun facebook adresine buradan ulaşmak mümkün.

Panel Fotoğrafları: Yılmaz Kilim

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Kategori: Ekoloji