ManşetTarım-Gıda

[Özel Haber] Hayvancılıkta son(u getirecek?) nokta: Organize Hayvancılık Bölgeleri

Organize Hayvancılık Bölgeleri, büyük ölçekleriyle yüksek dış girdiye ihtiyaç duyan ve ekolojik yıkımı hızlandıran yapıları nedeniyle bir çok eleştirilerin hedefi


Ozan Sezai Zeybek

 

Türkiye’de hayvancılık, önemli bir dönüşümün eşiğinde.

Pek çok yerleşim yerinde organize hayvancılık bölgeleri (OHB) kuruluyor. Kapalı bir arazide, senede on binlerce hayvan beslenecek, büyütülecek, kesilip paketlenecek.

Yasada geçen ismi Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri (TDİOSB). İçinde “hayvancılık” yok; ancak burada “sanayi” olarak anılan kısım, besi-süt sanayi. Diğer bir deyişle, bu proje kapsamında hayvancılığın endüstriyel üretime daha fazla entegre olması öngörülüyor.

Açılacak bölgelerde yem sanayi, et işleme tesisleri, süt işleme ve toplama tesisleri, biyogaz enerji tesisleri ve gübre tesislerinin bir araya getirilmesi planlanıyor. 2009 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “et fiyatlarındaki artış spekülatif” demesinin ardından et ve canlı hayvan ithalatı için talimat verilmişti. Ancak harcanan üç milyar dolara rağmen ithal etle fiyat düşürme politikası sonuç vermemiş, bu uygulama sonlandırılmıştı. Üstelik bu dönemde yerli üretici de zarar görmüştü. (İlgili Yeşil Gazete haberi için tıklayınız)

Bunun üzerine hayvancılıkta yeni bir proje başlatıldı. Verilen desteklerle üreticinin OHB’lerde toplanması bekleniyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, OHB’lerin altyapısı için 11 yıl vadeyle % 3 faizli bir teşvik veriyor. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun üstyapı ile ilgili %50 – %65 arasında değişen hibeleri var. Özellikle belediyeler ve odalar, OHB’lere büyük ilgi gösteriyor.

Türkiye’de bir ilk olan Organize Hayvancılık Bölgesi için 14 ilde altyapı ve inşaat çalışmaları devam ediyor. Diyarbakır pilot bölge seçilmiş. Yaklaşık bin dekarlık araziye kurulan ve 20 bin hayvan kapasiteli Diyarbakır OHB’nin, 2013 baharında açılması bekleniyor.

Bunun yanında Şanlıurfa’da, Çavdarhisar ve Kırkıllı’da (Kütahya), Kayseri’de,  Çubuk’ta (Ankara), Antalya’da, Burdur’da, Aksaray’da, Kırşehir’de  Kelkit’te (Gümüşhane), Karaman’da, Artova’da (Tokat) süreç çeşitli aşamalarda devam ediyor.

Organize Hayvancılık Bölgesi kurma fikri ilk kez 2004 yılında, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ve GAP Bölge Kalkınma İdaresi arasında imzalanan protokolle gündeme geldi. Amaç, özellikle Güneydoğu Anadolu’da düşüşe geçen hayvancılığı tekrar canlandırmaktı. 1985 yılında Ortadoğu ülkelerine yapılan ihracatın % 42’si hayvancılıktan (süt ürünleri, et ürünleri, canlı hayvan ve yemden) geliyordu. 2000’li yılların ortalarına gelindiğinde ise bu ihracat kalemleri tamamen yok olmuştu.

 

 

Organize Hayvancılık Bölgeleri, büyük ölçekleriyle yüksek dış girdiye ihtiyaç duyan ve ekolojik yıkımı hızlandıran yapıları nedeniyle bir çok eleştirilerin hedefi

 

 

 

Son birkaç yıldır ise, Türkiye dışardan canlı hayvan ithalatı yapmaya başladı.

TÜİK verilerine göre 1991 yılında Türkiye’de yaklaşık 6 buçuk milyon yerli sığır ve 366 bin manda yaşarken, bu sayılar 2011’de sırasıyla 2 buçuk milyona ve 100 bine inmiş. Buna mukabil, yurt dışından getirilen kültür sığırlarının sayısı ise aynı yıllar içinde 1 milyon 200 binden 4 milyon 800 bine çıkmış.

Organize Hayvancılık Bölgesi kurmak Türkiye’ye has yeni bir fikir değil. Dünyanın çeşitli endüstriyel ülkelerinde uzun yıllardır benzer sistemler kullanılıyor, yol açtığı ekolojik sorunlar hakkında bir hayli yazılıp çizilmiş.

Ancak bu tarz hayvancılığın bu bölgeye gelmesi bir hayli yeni sayılabilir ve özellikle savaş-çatışma ortamı ile yakından alakalı. Çok yakın bir coğrafyada, Kuzey Irak’ta, hayvancılık (özellikle işgalden sonra) benzer şekilde dönüşmeye başladı. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı, USAID ve diğer kurumların verdiği desteklerle et üretimi kapalı alanlarda, çok sayıda hayvanın yüksek teknolojiler eşliğinde üretimine dayalı hale getiriliyor.

Özellikle afet ve savaş sonrası yeniden yapılandırma projeleri üstüne çalışan The Louis Berger Group Inc. isimli bir şirketin başını çektiği konsorsiyum, Kuzey Irak’ta INMA isimli bir program başlatmış. Konsorsiyumun temsilcisi Ross Wherry’e göre, bu program sayesinde geleneksel yöntemlerle mümkün olmayacak güvenilir ve çok miktarda etin ucuza üretilmesi hedefleniyor.

Savaş, afet, çatışma yaşamış topraklarda yeni ticaret alanları, yeni üretim biçimleri, yeni küresel işbirlikleri ortaya çıkıyor. Et üretiminin endüstriyel hale gelmesini eleştiren pek çok grup var; ancak bir yandan daha fazla üretim (ve tüketim) hedefleyen büyüme politikaları Türkiye’de gıda rejimini ve hayvancılığı köklü şekilde dönüştürecek gibi gözüküyor.

 

Özel Haber: Ozan Sezai Zeybek

 

(Yeşil Gazete)

 


Kategori: Manşet