ManşetTarım-Gıda

GDO’yla neden mücadele ediyorum?

Britanyalı çiftçi Michael Hart‘ın imzasıyla Huffington Post’ta yayımlanan yazıyı, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Bora Kabatepe‘nin imzasıyla sunuyoruz.

***

90’ların sonunda ABD’ye gerçekleştirdiğim bir seyahatte hayatımda ilk kez genetiği değiştirilmiş bir ekinle karşılaştım: bitki zehirlerine dayanıklı bir soya fasülyesi. Bir çiftçi olarak tarım teknolojilerinin ABD’li çiftçilere sunduğu olanakları görmek son derece ilgimi çekmişti.

O günden beri ABD’yi sıkça ziyaret ettim ve GDO tarımının yıllar içinde nasıl geliştiğini görme şansı buldum. Hindistan ve Güney Afrika gibi GDO’lu ürünler eken diğer ülkeleri de gördüm.

İlk ziyaretimde çiftçiler bu yeni ürünleri denemek için sabırsızlanıyorlardı. Roundup (Ç.N.: Roundup tarım devi Monsanto’nun tüm yabani bitkileri öldürme yeteneğine sahip olduğu ileri sürülen glifosfat türü tarım ilacı) gibi bitki zehirlerine dayanıklı ekinler sayesinde otlarla “savaş” çok daha kolay olacaktı: Roundup ile doğru zamanda bir püskürtme ve iş tamam! Tarla boyunca yürüdüğünüz, farklı otları belirlediğiniz ve her birine etki edecek farklı ilaçlar kullanmak zorunda olduğunuz eski sisteme göre çok daha kolay bir yöntem.

Tek ihtiyacınız olan bir bitki zehiri ve işlem tamam, bu yeni teknoloji ile ilgili ne şikayetiniz olabilir ki?

Ama 2002’de gerçekleştirdiğim bir diğer ziyarette çiftçilerden artık otları öldürmek için zehirleri daha yüksek dozlarda ve birden fazla kez kullanmak zorunda kaldıkları ile ilgili sözler duymaya başladım. Üzerinden biraz zaman geçtiğinde aynı tarlalara tekrar döndüğümde ise artık Roundup’a direnç gösteren bitkiler vardı karşımda; çiftçiler Roundup ile birlikte başka tarım zehirlerini de kullanmak zorunda kalıyorlardı.

2010 yılında tekrar ABD’de giderek bu sefer GDO’lu ekinler ile ilgili çiftçilerle konuşa konuşa bir film çektim.

Çoğu artık GDO teknolojisini eleştiriyorlardı, yıllar içinde GDO’suz herhangi bir ekini üretmek için kullandıkları sayıda ve türde (toprakta uzun süre etki eden kalıntılı zehirler gibi) bitki zehiri kullanmak zorunda kalmışlardı. Roundup’ın öldürmediği bitkileri öldürmek için tanklarına yeni yeni bitki zehirleri eklemişlerdi ve dirençli bitkilerin sayısı her geçen sene artıyordu.

Roundup’ın zararlarını okuyabileceğiniz birçok makale, gıda sisteminde kullanılan kimyasallarla ilgili yapılmış onlarca araştırma ve bilgi ağı var.

Zehirlere dayanıklı ekinler piyasaya ilk çıktıklarında daha az tarım zehiri kullanımı, çevreye daha az zarar ve çiftçinin tarım zehiri maliyetlerinde düşüş vadetmişlerdi.

Ama görünen o ki, bitki zehiri kullanımı GDO’lu ekinler kullanılmadan önce olduğu seviyelere geri geldi ve bu veri GDO teknolojisinin “amacına uygun olmadığı” anlamına geliyor. Öyle ki 2011 yılında Güney Afrika’da yayınlanan haftalık bir çiftçilik dergisi olan Farmers Weekly’de artık sadece bir çeşit “zararlı bitki kontrol yöntemi” olarak adlandırabileceğim GDO’lu ekinlerin Roundup ve yanında başka zehirler ile kullanılmasını tavsiye eden reklamlarla karşılaştım. 90’ların sonunda ABD’de kullanılan “Bir zehir hepsinin hakkından gelir!” noktasında oldukça uzaktayız.

O zaman akla şu soru geliyor: “Eğer birden fazla zehirle beraber kullanılmasını önerecekseniz neden ekininizi tek bir ilaca dirençli hale getirmek için genetiği ile oynuyorsunuz?”

Burada öne sürülen cevap birden fazla ilaçla kullanımın bitkilerin Roundup’a direnç göstermesini engelleyeceği yönünde. Hal buysa ikinci soru da belli demektir: eğer GDO’lu olmayan ekinler kadar fazla sayıda ve miktarda tarım zehiri kullacaksak neden ilk adımda bitkinin genleri ile oynuyoruz?

Cevap tabii ki dünyayı doyurmak ile ilgili falan değil; niyet birkaç dev küresel şirketin kârlarını arttırmak.

 

 

ABD’li çiftçiler eğer amacından sapmışlarsa neden GDO’lu ekinler ekmeye devam ediyorlar? İki sebep var. İlki tohum sektörünün GDO üreticileri tarafından kontrol edilmesinden dolayı GDO içermeyen tohum bulunamaması. İkincisi ise korku: GDO’lu ekinlerin sahip olduğu özellikler patentlenmiş durumda. Dolayısıyla eğer çiftçi bu “teknoloji geliştirme” ücretini ödemediyse ve tarlasındaki ekinler GDO özelliklerine sahip çıkarsa, üreticinin bu teknolojiyi çaldığına, yasadışı olarak kullandığına karar veriliyor ve hakkında dava açılıyor.

O özelliklerin oraya nasıl geldiği hiç önemli değil: tohum çuvallarının karışmış olması, GDO eken yan tarladan rüzgarla taşınan polenler, bir önceki seneden yere düşen tohumlardan büyüyen ürünler… Yani GDO ekmediğinizi düşünürken tarlanızda GDO özelliği çıkarsa başınız belada demektir, o yüzden amaçlarına uygun olmasalar bile GDO’lu ürünleri ekmek çok daha “güvenli” ve kolay.

Bir çiftçi olarak GDO’lu ekinleri Britanya’da veya Avrupa’nın herhangi bir köşesinde görmek istemiyorum çünkü eğer bu gerçekleşirse çiftçiler ve gıda zincirimiz birkaç şirketin eline düşecek, yoğun ve büyük ölçekli tarım yaygınlaşacak ve geçmişte bunu deneyen ülkelerde nasıl başaramadıysa tarım burada da daha fazla insanı doyuramayacak, çiftçileri daha fazla kâr ettirmeyecek ve doğaya daha az zarar vermeyecek.

 

Editörün notu: Türkçe’de “ot ilacı” olarak tanımlanan “herbisit” kelimesini Yeşil Gazete olarak yayınladığımız haber ve çevirilerde “ot/bitki zehiri” olarak kullanıyoruz.


Yeşil Gazete için çeviren: Bora Kabatepe

Yazının özgün hali (ingilizce) için tıklayınız.

(Huffington Post, Yeşil Gazete)


 

Kategori: Manşet